| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 72. Ayet (2:72:4) | فَادّٰرَءْتُمْ | فادرءتم | fe-ddâra/tum | birbirinizle atışmıştınız | د ر أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, bir kimseyi öldürmüştünüz de suçu birbirinizin üstüne atmıştınız. Hâlbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı. | |||||
| 2 | Bakara 133. Ayet (2:133:5) | حَضَرَ | حضر | hadara | geldiği | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz? | |||||
| 3 | Bakara 180. Ayet (2:180:4) | حَضَرَ | حضر | hadara | geldiği | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.[49] | |||||
| 4 | Âl-i İmran 30. Ayet (3:30:9) | مُحْضَرًاۚۛ | محضرا | muhdaran | hazır | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok esirgeyicidir. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 156. Ayet (3:156:12) | ضَرَبُوا | ضربوا | darabû | sefere çıktıkları | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah, bunu (bu düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı görmektedir. | |||||
| 6 | Nisâ 6. Ayet (4:6:17) | وَبِدَارًا | وبدارا | ve bidâran | ve tez elden | ب د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter. | |||||
| 7 | Nisâ 8. Ayet (4:8:2) | حَضَرَ | حضر | hadara | hazır bulunursa | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin. | |||||
| 8 | Nisâ 18. Ayet (4:18:8) | حَضَرَ | حضر | hadara | gelip çattığı | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır. | |||||
| 9 | Nisâ 94. Ayet (4:94:6) | ضَرَبْتُمْ | ضربتم | darabtum | savaşa çıktığınız | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 10 | Nisâ 95. Ayet (4:95:8) | الضَّرَرِ | الضرر | ddarari | özür | ض ر ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 11 | Nisâ 101. Ayet (4:101:2) | ضَرَبْتُمْ | ضربتم | darabtum | sefere çıktığınız | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.[129] | |||||
| 12 | Mâide 106. Ayet (5:106:8) | حَضَرَ | حضر | hadara | geldiği | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler. | |||||
| 13 | Mâide 106. Ayet (5:106:23) | ضَرَبْتُمْ | ضربتم | darabtum | yolculuk ederken | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler. | |||||
| 14 | A'raf 38. Ayet (7:38:21) | ادَّارَكُوا | اداركوا | ddârakû | birbiri ardından | د ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” | |||||
| 15 | A'raf 145. Ayet (7:145:19) | دَارَ | دار | dâra | yurdunu | د و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.” | |||||
| 16 | İbrahim 24. Ayet (14:24:4) | ضَرَبَ | ضرب | daraba | bir benzetme yaptı | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. | |||||
| 17 | İbrahim 28. Ayet (14:28:11) | دَارَ | دار | dâra | yurduna | د و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 28,29. Allah’ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helâk yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır! | |||||
| 18 | İbrahim 45. Ayet (14:45:12) | وَضَرَبْنَا | وضربنا | ve darabnâ | ve anlatmıştık | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.” | |||||
| 19 | Nahl 75. Ayet (16:75:1) | ضَرَبَ | ضرب | daraba | misal verir | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 20 | Nahl 76. Ayet (16:76:1) | وَضَرَبَ | وضرب | ve daraba | ve misal verir | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu? | |||||
| 21 | Nahl 112. Ayet (16:112:1) | وَضَرَبَ | وضرب | ve daraba | ve misal verir | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı. | |||||
| 22 | İsrâ 48. Ayet (17:48:3) | ضَرَبُوا | ضربوا | darabû | misaller verdiler | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık (doğru) yolu bulamazlar. | |||||
| 23 | Kehf 11. Ayet (18:11:1) | فَضَرَبْنَا | فضربنا | fe-darabnâ | biz de vurduk | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık (Onları uyuttuk). | |||||
| 24 | Kehf 77. Ayet (18:77:14) | جِدَارًا | جدارا | cidâran | bir duvar | ج د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi. | |||||
| 25 | Furkan 9. Ayet (25:9:3) | ضَرَبُوا | ضربوا | darabû | misal verdiler | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar. | |||||
| 26 | Furkan 39. Ayet (25:39:2) | ضَرَبْنَا | ضربنا | darabnâ | getirdik | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birine misaller getirdik, (öğüt almadıkları için) hepsini kırıp geçirdik. | |||||
| 27 | Neml 66. Ayet (27:66:2) | ادَّارَكَ | ادارك | -ddârake | ardarda geldi | د ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ahiret (gününün gerçekleşeceği) hakkında bilgi (peygamberler aracılığı ile) onlara peş peşe gelmiştir. Fakat onlar bu konuda şüphe içindedirler. Daha doğrusu onlar ahiretten yana kördürler. | |||||
| 28 | Kasas 77. Ayet (28:77:5) | الدَّارَ | الدار | ddâra | yurdunu | د و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” | |||||
| 29 | Ankebut 64. Ayet (29:64:9) | الدَّارَ | الدار | ddâra | yurdu | د و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! | |||||
| 30 | Rum 28. Ayet (30:28:1) | ضَرَبَ | ضرب | darabe | misal verdi | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Düşünen bir topluluk için âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. | |||||
| 31 | Rum 58. Ayet (30:58:2) | ضَرَبْنَا | ضربنا | darabnâ | biz anlattık | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun, eğer sen onlara bir âyet getirsen, inkâr edenler mutlaka, “Siz ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız” derler. | |||||
| 32 | Ahzab 29. Ayet (33:29:6) | وَالدَّارَ | والدار | ve-ddâra | ve yurdunu | د و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer Allah’ı, Resûlünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” | |||||
| 33 | Fâtır 35. Ayet (35:35:3) | دَارَ | دار | dâra | yurda | د و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez.” | |||||
| 34 | Yâsîn 78. Ayet (36:78:1) | وَضَرَبَ | وضرب | ve darabe | ve misal verdi | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?” | |||||
| 35 | Zümer 27. Ayet (39:27:2) | ضَرَبْنَا | ضربنا | darabnâ | biz anlattık | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik. | |||||
| 36 | Zümer 29. Ayet (39:29:1) | ضَرَبَ | ضرب | daraba | örnek verdi | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, birbiriyle çekişen ortak sahipleri bulunan bir (köle) adam ile yalnızca bir kişiye ait olan bir (köle) adamı örnek verdi. Bu iki adamın durumu hiç, bir olur mu?[470] Hamd Allah’a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. | |||||
| 37 | Zuhruf 17. Ayet (43:17:5) | ضَرَبَ | ضرب | darabe | anlattığı | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir. | |||||
| 38 | Zuhruf 58. Ayet (43:58:7) | ضَرَبُوهُ | ضربوه | darabûhu | bunu misal vermediler | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa İsa mı?” dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur. | |||||
| 39 | Haşr 9. Ayet (59:9:3) | الدَّارَ | الدار | ddâra | o yurda (Medine'ye) | د و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 40 | Tahrim 10. Ayet (66:10:1) | ضَرَبَ | ضرب | daraba | anlattı | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi. | |||||
| 41 | Tahrim 11. Ayet (66:11:1) | وَضَرَبَ | وضرب | ve daraba | ve anlattı | ض ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti. | |||||
| 42 | Kalem 49. Ayet (68:49:3) | تَدَارَكَهُ | تداركه | tedârakehu | ona yetişmesi | د ر ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı. | |||||
| 43 | Tekvîr 14. Ayet (81:14:4) | اَحْضَرَتْۜ | احضرت | ahdarat | yapıp getirdiğini | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir. | |||||