| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 132. Ayet (2:132:12) | الدّ۪ينَ | الدين | ddîne | bu dini | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: “Oğullarım! Allah, sizin için bu dini (İslâm’ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün” dedi. | |||||
| 2 | Bakara 162. Ayet (2:162:1) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalırlar | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ebedî olarak lânet içinde kalırlar. Artık ne kendilerinden azap hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır. | |||||
| 3 | Âl-i İmran 15. Ayet (3:15:15) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | sürekli kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 19. Ayet (3:19:2) | الدّ۪ينَ | الدين | ddîne | din | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:6) | د۪ينَكُمْۜ | دينكم | dînekum | sizin dininize | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 6 | Âl-i İmran 85. Ayet (3:85:5) | د۪ينًا | دينا | dînen | bir din | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 88. Ayet (3:88:1) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacaklardır | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onun (lânetin) içinde ebedî kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 136. Ayet (3:136:11) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | sürekli kalırlar | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onların mükâfatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedî kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların mükâfatı ne güzeldir! | |||||
| 9 | Âl-i İmran 198. Ayet (3:198:11) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacaklar | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınanlar için, Allah katından bir konaklama yeri olarak, içinde ebedî kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah katında olan şeyler iyiler için daha hayırlıdır. | |||||
| 10 | Nisâ 13. Ayet (4:13:14) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | sürekli kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu (hükümler) Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 11 | Nisâ 57. Ayet (4:57:11) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | kalacaklardır | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. | |||||
| 12 | Nisâ 95. Ayet (4:95:17) | الْمُجَاهِد۪ينَ | المجاهدين | l-mucâhidîne | cihadedenleri | ج ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 13 | Nisâ 95. Ayet (4:95:21) | الْقَاعِد۪ينَ | القاعدين | l-kâ’idîne | oturanlardan | ق ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 14 | Nisâ 95. Ayet (4:95:29) | الْمُجَاهِد۪ينَ | المجاهدين | l-mucâhidîne | mücahidleri | ج ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 15 | Nisâ 95. Ayet (4:95:31) | الْقَاعِد۪ينَ | القاعدين | l-kâ’idîne | oturanlardan | ق ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 16 | Nisâ 122. Ayet (4:122:11) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | kalacaklardır | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenleri de ebedî olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan? | |||||
| 17 | Nisâ 125. Ayet (4:125:3) | د۪ينًا | دينا | dînen | din yönünden | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’i dost edindi. | |||||
| 18 | Nisâ 146. Ayet (4:146:8) | د۪ينَهُمْ | دينهم | dînehum | dinlerini | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir. | |||||
| 19 | Nisâ 169. Ayet (4:169:4) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | kalacaklardır | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah onları) ancak içinde ebedî kalacakları cehennemin yoluna iletir. Bu ise Allah’a çok kolaydır. | |||||
| 20 | Mâide 3. Ayet (5:3:43) | د۪ينَكُمْ | دينكم | dînekum | dininizi | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar[142] üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız[143] size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.[144] Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 21 | Mâide 57. Ayet (5:57:9) | د۪ينَكُمْ | دينكم | dînekum | dininizi | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının. | |||||
| 22 | Mâide 85. Ayet (5:85:10) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dedikleri bu söze karşılık Allah onlara, devamlı kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri mükâfat olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların mükâfatıdır. | |||||
| 23 | Mâide 119. Ayet (5:119:14) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle diyecek: “Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 24 | En'am 70. Ayet (6:70:4) | د۪ينَهُمْ | دينهم | dînehum | dinlerini | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 25 | En'am 128. Ayet (6:128:27) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacaksınız | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri (affettikleri) hariç, içinde ebedî kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Ey Muhammed! Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 26 | En'am 137. Ayet (6:137:12) | د۪ينَهُمْۜ | دينهم | dînehum | dinlerini | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helâke sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak. | |||||
| 27 | En'am 159. Ayet (6:159:4) | د۪ينَهُمْ | دينهم | dînehum | dinlerini | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir. | |||||
| 28 | En'am 161. Ayet (6:161:8) | د۪ينًا | دينا | dînen | dine | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” | |||||
| 29 | A'raf 51. Ayet (7:51:3) | د۪ينَهُمْ | دينهم | dînehum | dinlerini | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.[218] | |||||
| 30 | A'raf 123. Ayet (7:123:14) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîneti | şehirde | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!” | |||||
| 31 | Tevbe 17. Ayet (9:17:0) | شَاهِد۪ينَ | شاهدين | şâhidîne | şahitler iken | ش ه د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır. | |||||
| 32 | Tevbe 22. Ayet (9:22:0) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | kalacaklardır | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz, Allah katında büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 33 | Tevbe 29. Ayet (9:29:0) | د۪ينَ | دين | dîne | dini | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. | |||||
| 34 | Tevbe 68. Ayet (9:68:0) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır. | |||||
| 35 | Tevbe 72. Ayet (9:72:0) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 36 | Tevbe 89. Ayet (9:89:0) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | ebedi kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 37 | Tevbe 100. Ayet (9:100:0) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 38 | Tevbe 101. Ayet (9:101:0) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîne(ti) | Medine | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. | |||||
| 39 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîneti | Medine | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 40 | Yunus 22. Ayet (10:22:0) | الدّ۪ينَۚ | الدين | ddîne | dini | د ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar. | |||||
| 41 | Hûd 107. Ayet (11:107:1) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | onlar sürekli kalıcıdırlar | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, gökler ve yerler durdukça orada ebedî olarak kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır. | |||||
| 42 | Hûd 108. Ayet (11:108:6) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | onlar sürekli kalıcıdırlar | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedî kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu, onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir. | |||||
| 43 | Yusuf 30. Ayet (12:30:4) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîneti | şehirde | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şehirde birtakım kadınlar, “Aziz’in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler. | |||||
| 44 | İbrahim 23. Ayet (14:23:11) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | sürekli kalacakları | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedî kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri “selâm”dır. | |||||
| 45 | Hicr 67. Ayet (15:67:3) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîneti | şehrin | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şehir halkı sevinerek geldiler. | |||||
| 46 | Nahl 29. Ayet (16:29:4) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | sürekli kalmak üzere | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Haydi, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!” | |||||
| 47 | Kehf 19. Ayet (18:19:26) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîneti | şehre | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.” | |||||
| 48 | Kehf 82. Ayet (18:82:7) | الْمَد۪ينَةِ | المدينة | l-medîneti | şehirde | م د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” | |||||
| 49 | Kehf 108. Ayet (18:108:1) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | sürekli kalacaklardır | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 107,108. Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedî kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler. | |||||
| 50 | Tâhâ 76. Ayet (20:76:7) | خَالِد۪ينَ | خالدين | ḣâlidîne | sürekli olarak kalırlar | خ ل د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 75,76. Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükâfatıdır. | |||||