| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 50 | Âl-i İmran 161. Ayet (3:161:1) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir. | |||||
| 51 | Âl-i İmran 179. Ayet (3:179:2) | كَانَ | كان | kâne | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 52 | Âl-i İmran 179. Ayet (3:179:16) | كَانَ | كان | kâne | ve değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 53 | Âl-i İmran 182. Ayet (3:182:7) | لَيْسَ | ليس | leyse | asla değildir | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bu, kendi ellerinizin (önceden yapıp) gönderdiklerinin karşılığıdır.” Allah, kullara asla zulmedici değildir. | |||||
| 54 | Âl-i İmran 185. Ayet (3:185:18) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. | |||||
| 55 | Nisâ 18. Ayet (4:18:1) | وَلَيْسَتِ | وليست | ve leyseti | (geçerli) değildir | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır. | |||||
| 56 | Nisâ 18. Ayet (4:18:15) | وَلَا | ولا | velâ | ve (değildir) | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır. | |||||
| 57 | Nisâ 19. Ayet (4:19:6) | يَحِلُّ | يحل | yahillu | helal değildir | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.[111] | |||||
| 58 | Nisâ 84. Ayet (4:84:6) | تُكَلَّفُ | تكلف | tukellefu | sen sorumlu değilsin | ك ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir. | |||||
| 59 | Nisâ 94. Ayet (4:94:17) | لَسْتَ | لست | leste | sen değilsin | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 60 | Nisâ 97. Ayet (4:97:17) | تَكُنْ | تكن | tekun | değil miydi? | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.[127] | |||||
| 61 | Nisâ 120. Ayet (4:120:3) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor. | |||||
| 62 | Nisâ 137. Ayet (4:137:14) | يَكُنِ | يكن | yekuni | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir. | |||||
| 63 | Nisâ 141. Ayet (4:141:11) | اَلَمْ | الم | elem | değil miydik? | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir. | |||||
| 64 | Mâide 25. Ayet (5:25:5) | اَمْلِكُ | املك | emliku | malik değilim | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsa, “Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır” dedi. | |||||
| 65 | Mâide 37. Ayet (5:37:6) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değillerdir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşten çıkmak isterler ama ondan çıkabilecek değillerdir. Onlara sürekli bir azap vardır. | |||||
| 66 | Mâide 43. Ayet (5:43:13) | وَمَٓا | وما | ve mâ | değillerdir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yanlarında, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar? İşte onlar (kendi kitaplarına da, sana da) inanmış değillerdir. | |||||
| 67 | Mâide 68. Ayet (5:68:5) | لَسْتُمْ | لستم | lestum | siz değilsiniz | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz.” Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme. | |||||
| 68 | Mâide 75. Ayet (5:75:1) | مَا | ما | mâ | değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilâh olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar. | |||||
| 69 | Mâide 91. Ayet (5:91:18) | فَهَلْ | فهل | fehel | artık değil mi? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz? | |||||
| 70 | Mâide 110. Ayet (5:110:62) | اِلَّا | الا | illâ | başka bir şey değil | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun.[164] Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim.[165] Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu.[166] Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak açık bir büyüdür” demişlerdi. | |||||
| 71 | Mâide 116. Ayet (5:116:20) | يَكُونُ | يكون | yekûnu | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.” | |||||
| 72 | En'am 8. Ayet (6:8:2) | لَوْلَٓا | لولا | levlâ | değil miydi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de dediler ki: “Ona (açıktan göreceğimiz) bir melek indirilse ya!” Eğer (öyle) bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı. (Hemen helâk edilirlerdi.) | |||||
| 73 | En'am 23. Ayet (6:23:11) | كُنَّا | كنا | kunnâ | biz değildik | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonunda onların manevraları, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz (O’na) ortak koşanlar değildik” demelerinden başka bir şey olmayacaktır. | |||||
| 74 | En'am 25. Ayet (6:25:30) | اِلَّٓا | الا | illâ | başka değildir | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız.[173] Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler. | |||||
| 75 | En'am 26. Ayet (6:26:10) | وَمَا | وما | ve mâ | değiller | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar. | |||||
| 76 | En'am 29. Ayet (6:29:7) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değiliz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derler ki: “Hayat ancak dünya hayatımızdır. Artık biz bir daha diriltilecek de değiliz.” | |||||
| 77 | En'am 30. Ayet (6:30:8) | اَلَيْسَ | اليس | eleyse | değil miymiş? | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rab’lerinin huzurunda durduruldukları vakit (hâllerini) bir görsen! (Allah) diyecek ki: “Nasıl, şu (dirilmek) gerçek değil miymiş?” Onlar, “Evet, Rabbimize andolsun ki, gerçekmiş” diyecekler. (Allah), “Öyleyse inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı!” diyecek. | |||||
| 78 | En'am 32. Ayet (6:32:1) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? | |||||
| 79 | En'am 37. Ayet (6:37:2) | لَوْلَا | لولا | levlâ | değil miydi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” (Ey Muhammed!) De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.” | |||||
| 80 | En'am 48. Ayet (6:48:13) | وَلَا | ولا | velâ | ve değildir | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. | |||||
| 81 | En'am 53. Ayet (6:53:12) | اَلَيْسَ | اليس | eleyse | değil midir? | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi? | |||||
| 82 | En'am 57. Ayet (6:57:9) | مَا | ما | mâ | değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 83 | En'am 66. Ayet (6:66:7) | لَسْتُ | لست | lestu | ben değilim | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O (Kur’an) hak olduğu hâlde, kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben size vekil (sizden sorumlu) değilim.”[179] | |||||
| 84 | En'am 79. Ayet (6:79:9) | وَمَٓا | وما | ve mâ | ve artık değilim | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” | |||||
| 85 | En'am 90. Ayet (6:90:12) | اِنْ | ان | in | değildir | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.” | |||||
| 86 | En'am 104. Ayet (6:104:12) | وَمَٓا | وما | ve mâ | ve değilim | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller[188] geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim. | |||||
| 87 | En'am 107. Ayet (6:107:10) | وَمَٓا | وما | ve mâ | ve değilsin | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin. | |||||
| 88 | En'am 109. Ayet (6:109:15) | وَمَا | وما | ve mâ | değil misiniz? | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?” | |||||
| 89 | En'am 123. Ayet (6:123:15) | يَشْعُرُونَ | يشعرون | yeş’urûn(e) | ama farkında değillerdir | ش ع ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar. | |||||
| 90 | En'am 131. Ayet (6:131:4) | يَكُنْ | يكن | yekun | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah’ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helâk etmeyeceği içindir. | |||||
| 91 | En'am 132. Ayet (6:132:5) | وَمَا | وما | ve mâ | değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. | |||||
| 92 | En'am 134. Ayet (6:134:5) | وَمَٓا | وما | ve mâ | ve değil(siniz) | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz size va’dedilen şeyler mutlaka gelecektir.[193] Siz bunun önüne geçemezsiniz. | |||||
| 93 | En'am 140. Ayet (6:140:18) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değillerdir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir. | |||||
| 94 | En'am 161. Ayet (6:161:14) | كَانَ | كان | kâne | O değildi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” | |||||
| 95 | A'raf 7. Ayet (7:7:5) | كُنَّا | كنا | kunnâ | değiliz biz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz. | |||||
| 96 | A'raf 13. Ayet (7:13:4) | فَمَا | فما | fe-mâ | değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi. | |||||
| 97 | A'raf 49. Ayet (7:49:13) | وَلَٓا | ولا | velâ | ve değilsiniz | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizin, ‘Allah bunları rahmete erdirmez’ diye yemin ettikleriniz şunlar mı?” (Sonra cennetliklere dönerek) “Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz” derler. | |||||
| 98 | A'raf 89. Ayet (7:89:15) | وَمَا | وما | ve mâ | değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 99 | A'raf 95. Ayet (7:95:17) | لَا | لا | lâ | değillerdi | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||