| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 100 | A'raf 113. Ayet (7:113:7) | لَاَجْرًا | لاجرا | le-ecran | bir mükafat var (değil mi?) | أ ج ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar Firavun’a geldiler. “Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükâfat vardır, değil mi?” dediler. | |||||
| 101 | A'raf 132. Ayet (7:132:9) | فَمَا | فما | fe-mâ | değiliz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.” | |||||
| 102 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | اِلَّا | الا | illâ | başka bir şey değildir | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 103 | A'raf 172. Ayet (7:172:0) | اَلَسْتُ | الست | elestu | ben değil miyim? | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. | |||||
| 104 | A'raf 188. Ayet (7:188:0) | لَٓا | لا | lâ | değilim | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.” | |||||
| 105 | Enfal 33. Ayet (8:33:0) | كَانَ | كان | kâne | değildi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir. | |||||
| 106 | Enfal 33. Ayet (8:33:0) | كَانَ | كان | kâne | değildi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir. | |||||
| 107 | Enfal 35. Ayet (8:35:0) | كَانَ | كان | kâne | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların, Kâ’be’nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. Öyle ise (ey müşrikler) inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.[249] | |||||
| 108 | Enfal 51. Ayet (8:51:0) | لَيْسَ | ليس | leyse | değildir | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey kâfirler!) Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir. | |||||
| 109 | Tevbe 2. Ayet (9:2:0) | غَيْرُ | غير | ġayru | değilsiniz | غ ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkârcıları perişan edecektir. | |||||
| 110 | Tevbe 3. Ayet (9:3:0) | غَيْرُ | غير | ġayru | değilsiniz | غ ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hacc-ı ekber gününde[254], Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele! | |||||
| 111 | Tevbe 56. Ayet (9:56:0) | وَمَا | وما | ve mâ | oysa değiller | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur. | |||||
| 112 | Tevbe 70. Ayet (9:70:0) | كَانَ | كان | kâne | değildi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 113 | Tevbe 114. Ayet (9:114:0) | كَانَ | كان | kâne | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi.[263] Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. | |||||
| 114 | Tevbe 115. Ayet (9:115:0) | كَانَ | كان | kâne | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 115 | Tevbe 122. Ayet (9:122:0) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değillerdi | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.[265] | |||||
| 116 | Yunus 19. Ayet (10:19:0) | كَانَ | كان | kâne | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di. | |||||
| 117 | Yunus 28. Ayet (10:28:0) | كُنْتُمْ | كنتم | kuntum | siz değildiniz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da Allah’a ortak koşanlara, “Siz de, ortaklarınız da yerinizde bekleyin” diyeceğimiz günü düşün. Artık onların (ortak koştuklarıyla) aralarını tamamen ayırırız ve ortak koştukları derler ki: “Siz bize ibadet etmiyordunuz.” | |||||
| 118 | Yunus 37. Ayet (10:37:0) | كَانَ | كان | kâne | değildir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu Kur’an, Allah’tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab’ı (Allah’ın Levh-i Mahfuz’daki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. (O) âlemlerin Rabbi tarafındandır. | |||||
| 119 | Yunus 53. Ayet (10:53:0) | وَمَٓا | وما | ve mâ | ve değil(siniz) | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah’ı) âciz kılacak değilsiniz.” | |||||
| 120 | Yunus 61. Ayet (10:61:0) | وَمَا | وما | ve mâ | değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve (ey insanlar, sizler de) hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne de gökte, zerre ağırlığınca, (hatta) bu zerreden daha küçük veya daha büyük olsun, hiçbir şey Rabbinden uzak (ve gizli) olmaz; hepsi muhakkak apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır. | |||||
| 121 | Yunus 72. Ayet (10:72:0) | سَاَلْتُكُمْ | سالتكم | se-eltukum | sizden istemiş değilim | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah’a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi.” | |||||
| 122 | Yunus 78. Ayet (10:78:0) | وَمَا | وما | ve mâ | (fakat) değiliz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndüresin de yeryüzünde hâkimiyet (devlet) ikinizin eline geçsin diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” | |||||
| 123 | Yunus 100. Ayet (10:100:0) | وَمَا | وما | ve mâ | değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir. | |||||
| 124 | Yunus 108. Ayet (10:108:0) | وَمَٓا | وما | ve mâ | değilim | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim.” | |||||
| 125 | Hûd 7. Ayet (11:7:27) | اِنْ | ان | in | değildir | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı[272] su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler. | |||||
| 126 | Hûd 8. Ayet (11:8:14) | لَيْسَ | ليس | leyse | değildir | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur. | |||||
| 127 | Hûd 12. Ayet (11:12:12) | لَوْلَٓا | لولا | levlâ | değil miydi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) “Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir. | |||||
| 128 | Hûd 20. Ayet (11:20:3) | يَكُونُوا | يكونوا | yekûnû | değillerdir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde (Allah’ı) âciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah’tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı. | |||||
| 129 | Hûd 29. Ayet (11:29:12) | وَمَٓا | وما | ve mâ | ve değilim | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah’a âittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum.” | |||||
| 130 | Hûd 33. Ayet (11:33:8) | وَمَٓا | وما | ve mâ | ve değilsiniz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh dedi ki: “Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz (Allah’ı) âciz bırakamazsınız.” | |||||
| 131 | Hûd 46. Ayet (11:46:5) | لَيْسَ | ليس | leyse | değildir | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi. | |||||
| 132 | Hûd 49. Ayet (11:49:7) | مَا | ما | mâ | değildin | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O hâlde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır. | |||||
| 133 | Hûd 53. Ayet (11:53:7) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değiliz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz.” | |||||
| 134 | Hûd 53. Ayet (11:53:13) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değiliz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilâhlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz.” | |||||
| 135 | Hûd 81. Ayet (11:81:28) | اَلَيْسَ | اليس | eleyse | değil mi? | ل ي س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!” | |||||
| 136 | Hûd 83. Ayet (11:83:4) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 82,83. (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir. | |||||
| 137 | Hûd 86. Ayet (11:86:8) | وَمَٓا | وما | ve mâ | ve değilim | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer inanan kimselerseniz Allah’ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim.” | |||||
| 138 | Hûd 89. Ayet (11:89:19) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin, veya Hûd kavminin, yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir.” | |||||
| 139 | Hûd 97. Ayet (11:97:7) | وَمَٓا | وما | ve mâ | ve değildi | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 96,97. Andolsun, biz Mûsâ’yı âyetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun’un emrine uydular. Hâlbuki Firavun’un emri doğru değildi. | |||||
| 140 | Hûd 116. Ayet (11:116:1) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | değil miydi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular. | |||||
| 141 | Hûd 117. Ayet (11:117:2) | كَانَ | كان | kâne | değildi | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez. | |||||
| 142 | Hûd 123. Ayet (11:123:12) | وَمَا | وما | ve mâ | ve değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. | |||||
| 143 | Yusuf 15. Ayet (12:15:16) | لَا | لا | lâ | hiç değillerken | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik. | |||||
| 144 | Yusuf 17. Ayet (12:17:13) | وَمَٓا | وما | ve mâ | fakat değilsin | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın” dediler. | |||||
| 145 | Yusuf 31. Ayet (12:31:25) | مَا | ما | mâ | değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler. | |||||
| 146 | Yusuf 44. Ayet (12:44:4) | وَمَا | وما | ve mâ | değiliz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Bunlar karma karışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilmiyoruz.” | |||||
| 147 | Yusuf 73. Ayet (12:73:11) | كُنَّا | كنا | kunnâ | değiliz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Allah’a andolsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede fesat çıkarmaya gelmedik, hırsız da değiliz.” | |||||
| 148 | Yusuf 81. Ayet (12:81:10) | وَمَا | وما | ve mâ | değiliz | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik.” | |||||
| 149 | Yusuf 81. Ayet (12:81:16) | كُنَّا | كنا | kunnâ | biz değiliz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik.” | |||||