| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 35. Ayet (2:35:1) | وَقُلْنَا | وقلنا | ve kulnâ | ve dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” | |||||
| 2 | Bakara 36. Ayet (2:36:8) | وَقُلْنَا | وقلنا | ve kulna | ve dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik. | |||||
| 3 | Bakara 38. Ayet (2:38:1) | قُلْنَا | قلنا | kulna | dedik | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik. | |||||
| 4 | Bakara 65. Ayet (2:65:8) | فَقُلْنَا | فقلنا | fekulnâ | işte dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını[22] çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik. | |||||
| 5 | Bakara 73. Ayet (2:73:1) | فَقُلْنَا | فقلنا | fekulnâ | dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir. | |||||
| 6 | Bakara 118. Ayet (2:118:17) | قَوْلِهِمْۜ | قولهم | kavlihim | onların dediklerinin | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:25) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 8 | Âl-i İmran 181. Ayet (3:181:14) | قَالُوا | قالوا | kâlû | onların dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah; “Şüphesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz” diyenlerin sözünü elbette duydu. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve, “Tadın yangın azabını!” diyeceğiz. | |||||
| 9 | Nisâ 154. Ayet (4:154:5) | وَقُلْنَا | وقلنا | ve kulnâ | ve dedik | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Verdikleri sağlam söz(ü yerine getirmemeleri) sebebiyle “Tûr”u üzerlerine kaldırdık ve onlara, “Tevazu ile kapıdan girin” dedik. Yine onlara, “Cumartesi (yasakları) konusunda haddi aşmayın” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık. | |||||
| 10 | Nisâ 154. Ayet (4:154:10) | وَقُلْنَا | وقلنا | ve kulnâ | ve dedik | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Verdikleri sağlam söz(ü yerine getirmemeleri) sebebiyle “Tûr”u üzerlerine kaldırdık ve onlara, “Tevazu ile kapıdan girin” dedik. Yine onlara, “Cumartesi (yasakları) konusunda haddi aşmayın” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık. | |||||
| 11 | Mâide 73. Ayet (5:73:19) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler kâfir oldu.[155] Hâlbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenlere elbette, elem dolu bir azap dokunacaktır. | |||||
| 12 | En'am 27. Ayet (6:27:7) | فَقَالُوا | فقالوا | fe-kâlû | dediklerini | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen! | |||||
| 13 | En'am 33. Ayet (6:33:6) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûn(e) | onların dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar. | |||||
| 14 | A'raf 11. Ayet (7:11:6) | قُلْنَا | قلنا | kulnâ | dedik | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dedik. İblis’ten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı. | |||||
| 15 | A'raf 166. Ayet (7:166:0) | قُلْنَا | قلنا | kulnâ | dedik | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik. | |||||
| 16 | Hûd 40. Ayet (11:40:7) | قُلْنَا | قلنا | kulnâ | dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.[274] | |||||
| 17 | Nahl 103. Ayet (16:103:4) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | dediklerini | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır.[306] | |||||
| 18 | İsrâ 42. Ayet (17:42:7) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah’la beraber (başka) ilâhlar olsaydı, o zaman o ilâhlar da Arş’ın sahibine ulaşmak için elbette bir yol ararlardı.[316] | |||||
| 19 | İsrâ 43. Ayet (17:43:4) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | onların dedikleri- | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir. | |||||
| 20 | İsrâ 47. Ayet (17:47:13) | يَقُولُ | يقول | yekûlu | dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliyoruz. | |||||
| 21 | İsrâ 104. Ayet (17:104:1) | وَقُلْنَا | وقلنا | ve kulnâ | ve dedik | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: “Bu topraklarda oturun, ahiret va’di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.” | |||||
| 22 | Kehf 49. Ayet (18:49:8) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve dediklerini | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. | |||||
| 23 | Kehf 86. Ayet (18:86:14) | قُلْنَا | قلنا | kulnâ | dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. | |||||
| 24 | Tâhâ 68. Ayet (20:68:1) | قُلْنَا | قلنا | kulnâ | dedik | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle dedik: “Korkma (ey Mûsâ!). Çünkü, sensin en üstün olan.” | |||||
| 25 | Tâhâ 104. Ayet (20:104:4) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | onların dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 103,104. Aralarında birbirlerine “(Dünya’da) sadece on (gün) kaldınız” diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, “Siz sadece bir gün kaldınız” diyecektir. | |||||
| 26 | Tâhâ 117. Ayet (20:117:1) | فَقُلْنَا | فقلنا | fe-kulnâ | dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de şöyle dedik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun.” | |||||
| 27 | Tâhâ 130. Ayet (20:130:4) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | onların dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. | |||||
| 28 | Enbiyâ 69. Ayet (21:69:1) | قُلْنَا | قلنا | kulnâ | biz de dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik. | |||||
| 29 | Furkan 19. Ayet (25:19:4) | تَقُولُونَۙ | تقولون | tekûlûne | dedikleriniz | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İlâh edindikleriniz) söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm ve haksızlık ederse, ona büyük bir azap tattırırız. | |||||
| 30 | Furkan 36. Ayet (25:36:1) | فَقُلْنَا | فقلنا | fe-kulnâ | dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Âyetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin” dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik. | |||||
| 31 | Ahzab 69. Ayet (33:69:13) | قَالُواۜ | قالوا | kâlû | onların dediklerinden | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Siz Mûsâ’ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allah onu onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Mûsâ, Allah katında itibarlı bir kimse idi. | |||||
| 32 | Sâd 17. Ayet (38:17:4) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | onların dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi. | |||||
| 33 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:15) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | dediklerini | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 34 | Kaf 39. Ayet (50:39:4) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | onların dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.[503] | |||||
| 35 | Kaf 45. Ayet (50:45:4) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûn(e) | onların dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver. | |||||
| 36 | Mülk 9. Ayet (67:9:7) | وَقُلْنَا | وقلنا | ve kulnâ | ve dedik ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar da şöyle derler: “Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.” | |||||
| 37 | Cin 1. Ayet (72:1:9) | فَقَالُٓوا | فقالوا | fe-kâlû | ve dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” | |||||
| 38 | Müzzemmil 10. Ayet (73:10:4) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | onların dedikleri | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl. | |||||