| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 76. Ayet (2:76:18) | لِيُحَٓاجُّوكُمْ | ليحاجوكم | li-yuhâccûkum | sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?” | |||||
| 2 | Bakara 87. Ayet (2:87:13) | الْبَيِّنَاتِ | البينات | l-beyyinâti | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi? | |||||
| 3 | Bakara 92. Ayet (2:92:4) | بِالْبَيِّنَاتِ | بالبينات | bil-beyyinâti | apaçık delillerle | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Mûsâ size açık mucizeler getirmişti de, arkasından sizler nefislerinize zulüm ederek buzağıyı ilâh edinmiştiniz. | |||||
| 4 | Bakara 111. Ayet (2:111:15) | بُرْهَانَكُمْ | برهانكم | burhânekum | delilinizi | ب ر ه ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de; “Yahudi ve Hıristiyanlardan başkası Cennet’e girmeyecek” dediler. Bu, onların kuruntuları! De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz (iddianızı ispat edecek) delilinizi getirin.” | |||||
| 5 | Bakara 150. Ayet (2:150:19) | حُجَّةٌۗ | حجة | huccetun | bir delili | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. (Ey mü’minler!) Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü Mescid-i Haram’a doğru çevirin ki, zalimlerin dışındaki insanların elinde (size karşı) bir koz olmasın. Zalimlerden korkmayın, benden korkun. Böylece size nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız. | |||||
| 6 | Bakara 159. Ayet (2:159:7) | الْبَيِّنَاتِ | البينات | l-beyyinâti | açık deliller- | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.[43] | |||||
| 7 | Bakara 164. Ayet (2:164:41) | لَاٰيَاتٍ | لايات | le-âyâtin | elbette deliller vardır | أ ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır. | |||||
| 8 | Bakara 209. Ayet (2:209:7) | الْبَيِّنَاتُ | البينات | l-beyyinâtu | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de yan çizerseniz, bilin ki Allah, gerçekten mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 9 | Bakara 213. Ayet (2:213:30) | الْبَيِّنَاتُ | البينات | l-beyyinâtu | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir. | |||||
| 10 | Bakara 253. Ayet (2:253:18) | الْبَيِّنَاتِ | البينات | l-beyyinâti | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.[69] | |||||
| 11 | Bakara 253. Ayet (2:253:34) | الْبَيِّنَاتُ | البينات | l-beyyinâtu | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.[69] | |||||
| 12 | Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:19) | يُحَٓاجُّوكُمْ | يحاجوكم | yuhâccûkum | (aleyhinize) deliller getireceklerinden (mi?) | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 13 | Âl-i İmran 86. Ayet (3:86:13) | الْبَيِّنَاتُۜ | البينات | l-beyyinât(u) | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez. | |||||
| 14 | Âl-i İmran 97. Ayet (3:97:2) | اٰيَاتٌ | ايات | âyâtun | deliller | أ ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim[97] vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.) | |||||
| 15 | Âl-i İmran 105. Ayet (3:105:10) | الْبَيِّنَاتُۜ | البينات | l-beyyinât(u) | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. | |||||
| 16 | Âl-i İmran 183. Ayet (3:183:21) | بِالْبَيِّنَاتِ | بالبينات | bil-beyyinâti | açık delillerle | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?” | |||||
| 17 | Âl-i İmran 184. Ayet (3:184:9) | بِالْبَيِّنَاتِ | بالبينات | bil-beyyinâti | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık delilleri, hikmetli sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.[103] | |||||
| 18 | Nisâ 144. Ayet (4:144:17) | سُلْطَانًا | سلطانا | sultânen | bir delil | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz? | |||||
| 19 | Nisâ 153. Ayet (4:153:30) | الْبَيِّنَاتُ | البينات | l-beyyinâtu | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik. | |||||
| 20 | Nisâ 174. Ayet (4:174:6) | بُرْهَانٌ | برهان | burhânun | bir delil | ب ر ه ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an) indirdik. | |||||
| 21 | Mâide 32. Ayet (5:32:31) | بِالْبَيِّنَاتِۘ | بالبينات | bil-beyyinâti | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir. | |||||
| 22 | Mâide 110. Ayet (5:110:55) | بِالْبَيِّنَاتِ | بالبينات | bil-beyyinâti | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun.[164] Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim.[165] Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu.[166] Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak açık bir büyüdür” demişlerdi. | |||||
| 23 | En'am 57. Ayet (6:57:4) | بَيِّنَةٍ | بينة | beyyinetin | açık bir delil | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 24 | En'am 81. Ayet (6:81:15) | سُلْطَانًاۜ | سلطانا | sultânâ(en) | hiçbir delil | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.” | |||||
| 25 | En'am 149. Ayet (6:149:3) | الْحُجَّةُ | الحجة | l-huccetu | delil | ح ج ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”[202] | |||||
| 26 | En'am 157. Ayet (6:157:13) | بَيِّنَةٌ | بينة | beyyinetun | açık delil | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz, yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz, diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir!? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız. | |||||
| 27 | A'raf 33. Ayet (7:33:22) | سُلْطَانًا | سلطانا | sultânen | hiçbir delil | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” | |||||
| 28 | A'raf 71. Ayet (7:71:20) | سُلْطَانٍۜ | سلطان | sultân(in) | delil | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hûd, “Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah’ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” dedi. | |||||
| 29 | A'raf 73. Ayet (7:73:17) | بَيِّنَةٌ | بينة | beyyinetun | açık delil | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.” | |||||
| 30 | A'raf 85. Ayet (7:85:17) | بَيِّنَةٌ | بينة | beyyinetun | açık bir delil | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır.” | |||||
| 31 | A'raf 101. Ayet (7:101:10) | بِالْبَيِّنَاتِۚ | بالبينات | bil-beyyinâti | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. | |||||
| 32 | A'raf 105. Ayet (7:105:12) | بِبَيِّنَةٍ | ببينة | bi-beyyinetin | açık bir delil | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.[223] | |||||
| 33 | A'raf 184. Ayet (7:184:0) | جِنَّةٍۜ | جنة | cinne(tin) | delilik | ج ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar düşünmediler mi ki (çok iyi tanıdıkları, kendileriyle iç içe yaşamış olan) arkadaşlarında (Peygamber’de) delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır. | |||||
| 34 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | بَيِّنَةٍ | بينة | beyyinetin | açık delille | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 35 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | بَيِّنَةٍۜ | بينة | beyyine(tin) | açık delille | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 36 | Tevbe 70. Ayet (9:70:0) | بِالْبَيِّنَاتِۚ | بالبينات | bil-beyyinât(i) | açık deliller | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 37 | Yunus 13. Ayet (10:13:0) | بِالْبَيِّنَاتِ | بالبينات | bil-beyyinâti | apaçık delillerle | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. | |||||
| 38 | Yunus 68. Ayet (10:68:0) | سُلْطَانٍ | سلطان | sultânin | deliliniz | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? | |||||
| 39 | Hûd 17. Ayet (11:17:4) | بَيِّنَةٍ | بينة | beyyinetin | açık bir delil | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur’an) ve bir de ondan (Kur’an’dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Mûsâ’nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir.[273] İşte bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar. | |||||
| 40 | Hûd 28. Ayet (11:28:8) | بَيِّنَةٍ | بينة | beyyinetin | bir delil | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh dedi ki: “Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şâyet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz hâlde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?” | |||||
| 41 | Yusuf 24. Ayet (12:24:9) | بُرْهَانَ | برهان | burhâne | doğruyu gösteren delilini | ب ر ه ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı. | |||||
| 42 | Yusuf 35. Ayet (12:35:8) | الْاٰيَاتِ | الايات | l-âyâti | delilleri | أ ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onlar, Yûsuf’un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra yine de mutlaka onu bir süre zindana atmayı uygun buldular. | |||||
| 43 | Yusuf 40. Ayet (12:40:15) | سُلْطَانٍۜ | سلطان | sultân(in) | delil | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz Allah’ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilâhlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” | |||||
| 44 | İbrahim 10. Ayet (14:10:32) | بِسُلْطَانٍ | بسلطان | bi-sultânin | bir delil | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler. | |||||
| 45 | İbrahim 11. Ayet (14:11:22) | بِسُلْطَانٍ | بسلطان | bi-sultânin | bir delil | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri, onlara dedi ki: “Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah’ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.” | |||||
| 46 | Kehf 15. Ayet (18:15:10) | بِسُلْطَانٍ | بسلطان | bi-sultânin | bir delil | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başkasına asla ilâh demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, O’ndan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik. | |||||
| 47 | Tâhâ 72. Ayet (20:72:8) | الْبَيِّنَاتِ | البينات | l-beyyinâti | açık delillere | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.” | |||||
| 48 | Enbiyâ 24. Ayet (21:24:8) | بُرْهَانَكُمْۚ | برهانكم | burhânekum | delilinizi | ب ر ه ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa ondan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilâh olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”[362] | |||||
| 49 | Hacc 71. Ayet (22:71:9) | سُلْطَانًا | سلطانا | sultânen | hiçbir delil | س ل ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ı bırakıp, hakkında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de hakkında hiçbir bilgilerinin bulunmadığı şeylere kulluk ederler. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur. | |||||
| 50 | Mü'minûn 25. Ayet (23:25:6) | جِنَّةٌ | جنة | cinnetun | delilik bulunan | ج ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz.” | |||||