| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 61. Ayet (2:61:49) | يَكْفُرُونَ | يكفرون | yekfurûne | (çünkü) inkar ediyorlar | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. | |||||
| 2 | Bakara 78. Ayet (2:78:11) | يَظُنُّونَ | يظنون | yazunnûn(e) | zannediyorlar | ظ ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların bir de ümmî[26] takımı vardır; Kitab’ı (Tevrat’ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar. | |||||
| 3 | Bakara 79. Ayet (2:79:7) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline! | |||||
| 4 | Bakara 214. Ayet (2:214:18) | يَقُولَ | يقول | yekûle | diyorlardı | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 112. Ayet (3:112:24) | يَكْفُرُونَ | يكفرون | yekfurûne | inkar ediyorlar | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:23) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûn(e) | zulmediyorlardı | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 154. Ayet (3:154:22) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | diyorlardı | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.” | |||||
| 8 | Âl-i İmran 154. Ayet (3:154:41) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | diyorlar ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.” | |||||
| 9 | Nisâ 46. Ayet (4:46:8) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”, “İşit, işitmez olası!” “Râ’inâ”[118] derler. Hâlbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.[119] | |||||
| 10 | Nisâ 51. Ayet (4:51:12) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar “cibt”e ve “tâğût”a[121] inanıyorlar. İnkâr edenler için de, “Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar. | |||||
| 11 | Nisâ 75. Ayet (4:75:14) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz? | |||||
| 12 | En'am 26. Ayet (6:26:7) | يُهْلِكُونَ | يهلكون | yuhlikûne | mahvediyorlar | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar. | |||||
| 13 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûn(e) | zulmediyorlardı | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 14 | A'raf 169. Ayet (7:169:0) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onların ardından yerlerine Kitab’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap’ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz? | |||||
| 15 | Enfal 49. Ayet (8:49:0) | يَقُولُ | يقول | yekûlu | diyorlardı | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, “Bunları dinleri aldatmış” diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 16 | Tevbe 42. Ayet (9:42:0) | يُهْلِكُونَ | يهلكون | yuhlikûne | mahvediyorlar | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. | |||||
| 17 | Tevbe 56. Ayet (9:56:0) | وَيَحْلِفُونَ | ويحلفون | ve yahlifûne | ve yemin ediyorlar | ح ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur. | |||||
| 18 | Tevbe 70. Ayet (9:70:0) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûn(e) | zulmediyorlardı | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 19 | Tevbe 74. Ayet (9:74:0) | يَحْلِفُونَ | يحلفون | yahlifûne | yemin ediyorlar | ح ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. | |||||
| 20 | Tevbe 96. Ayet (9:96:0) | يَحْلِفُونَ | يحلفون | yahlifûne | yemin ediyorlar | ح ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz. | |||||
| 21 | Yunus 18. Ayet (10:18:0) | وَيَعْبُدُونَ | ويعبدون | ve ya’budûne | ve ibadet ediyorlar | ع ب د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”. | |||||
| 22 | Yunus 18. Ayet (10:18:0) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”. | |||||
| 23 | Yunus 20. Ayet (10:20:0) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!” | |||||
| 24 | Yunus 38. Ayet (10:38:0) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. | |||||
| 25 | Yunus 48. Ayet (10:48:0) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenler iseniz, (söyleyin) bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?” diyorlar. | |||||
| 26 | Yunus 50. Ayet (10:50:0) | يَسْتَعْجِلُ | يستعجل | yesta’cilu | acele ediyorlar | ع ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Söyleyin bakalım, O’nun azabı size geceleyin veya gündüzün (ansızın) gelecek olsa, suçlular bunun hangisini acele isterler?!” (Bunların hiçbiri istenecek bir şey değildir.) | |||||
| 27 | Hûd 13. Ayet (11:13:2) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | diyorlar mı? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa “onu (Kur’an’ı) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin.” | |||||
| 28 | Hûd 35. Ayet (11:35:2) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | diyorlar (mı?) | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Yoksa “Onu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu uydurmuşsam, suçum bana âittir. Ben de sizin işlemekte olduğunuz suçlardan uzağım.” | |||||
| 29 | Hûd 38. Ayet (11:38:9) | سَخِرُوا | سخروا | seḣirû | alay ediyorlardı | س خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.” | |||||
| 30 | Yusuf 4. Ayet (12:4:16) | سَاجِد۪ينَ | ساجدين | sâcidîn(e) | secde ediyorlardı | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Yûsuf, babasına “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti. | |||||
| 31 | Yusuf 37. Ayet (12:37:26) | كَافِرُونَۙ | كافرون | kâfirûn(e) | inkar ediyorlar | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf dedi ki: “Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir milletin dinini bıraktım.” | |||||
| 32 | Ra'd 7. Ayet (13:7:1) | وَيَقُولُ | ويقول | ve yekûlu | ve diyorlar ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır. | |||||
| 33 | Ra'd 27. Ayet (13:27:1) | وَيَقُولُ | ويقول | ve yekûlu | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.” | |||||
| 34 | Ra'd 43. Ayet (13:43:1) | وَيَقُولُ | ويقول | ve yekûlu | ve diyorlar ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, “Sen peygamber değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur’an) bilgisi bulunanlar yeter.” | |||||
| 35 | Nahl 33. Ayet (16:33:22) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûn(e) | zulmediyorlardı | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O kâfirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 36 | Nahl 57. Ayet (16:57:1) | وَيَجْعَلُونَ | ويجعلون | v eyec-’alûne | ve isnad ediyorlar | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kızları Allah’a nispet ediyorlar -ki O, bundan uzaktır- kendilerine ise, canlarının istediğini. | |||||
| 37 | Nahl 62. Ayet (16:62:1) | وَيَجْعَلُونَ | ويجعلون | ve yec’alûne | ve isnad ediyorlar | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah’a isnad ederler. En güzel sonuç kendilerininmiş diye dilleri de yalan uyduruyor. Hiç şüphe yok ki onlara cehennem vardır ve onlar oraya en önde sokulacaklardır. | |||||
| 38 | Nahl 71. Ayet (16:71:22) | يَجْحَدُونَ | يجحدون | yechadûn(e) | inkar ediyorlar | ج ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar? | |||||
| 39 | Nahl 72. Ayet (16:72:21) | يَكْفُرُونَۙ | يكفرون | yekfurûn(e) | nankörlük ediyorlar | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? | |||||
| 40 | Nahl 118. Ayet (16:118:13) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | ediyorlardı | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 41 | Kehf 56. Ayet (18:56:7) | وَيُجَادِلُ | ويجادل | ve yucâdilu | ve mücadele ediyorlar | ج د ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 42 | Enbiyâ 36. Ayet (21:36:17) | كَافِرُونَ | كافرون | kâfirûn(e) | inkar ediyorlar | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. “Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahmân’ın kitabını inkâr ediyorlar. | |||||
| 43 | Enbiyâ 38. Ayet (21:38:1) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar. | |||||
| 44 | Enbiyâ 78. Ayet (21:78:4) | يَحْكُمَانِ | يحكمان | yahkumâni | onlar hükmediyorlardı | ح ك م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dâvûd ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.[367] | |||||
| 45 | Hacc 18. Ayet (22:18:5) | يَسْجُدُ | يسجد | yescudu | secde ediyorlar | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. | |||||
| 46 | Hacc 40. Ayet (22:40:9) | يَقُولُوا | يقولوا | yekûlû | diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 47 | Mü'minûn 69. Ayet (23:69:7) | مُنْكِرُونَۘ | منكرون | munkirûn(e) | inkar ediyorlar | ن ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkâr ediyorlar? | |||||
| 48 | Mü'minûn 70. Ayet (23:70:2) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | (-mı) diyorlar? | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa “O cinnet getirmiş” mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar. | |||||
| 49 | Mü'minûn 109. Ayet (23:109:6) | يَقُولُونَ | يقولون | yekûlûne | diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kullarımdan, “Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın” diyen bir grup var idi. | |||||
| 50 | Nûr 47. Ayet (24:47:1) | وَيَقُولُونَ | ويقولون | ve yekûlûne | ve diyorlar | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Münâfıklar), “Allah’a ve peygambere inandık ve itaat ettik” derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Hâlbuki onlar inanmış değillerdir. | |||||