| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 400 | İsrâ 88. Ayet (17:88:15) | وَلَوْ | ولو | ve lev | ve eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” | |||||
| 401 | İsrâ 95. Ayet (17:95:2) | لَوْ | لو | lev | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine) yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.” | |||||
| 402 | İsrâ 100. Ayet (17:100:2) | لَوْ | لو | lev | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir.” | |||||
| 403 | Kehf 18. Ayet (18:18:14) | لَوِ | لو | levi | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı. | |||||
| 404 | Kehf 20. Ayet (18:20:2) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz.” | |||||
| 405 | Kehf 29. Ayet (18:29:18) | وَاِنْ | وان | ve in | ve eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 406 | Kehf 57. Ayet (18:57:23) | وَاِنْ | وان | ve in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.[329] | |||||
| 407 | Kehf 58. Ayet (18:58:5) | لَوْ | لو | lev | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar. | |||||
| 408 | Kehf 69. Ayet (18:69:3) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi. | |||||
| 409 | Kehf 70. Ayet (18:70:2) | فَاِنِ | فان | fe-ini | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.” | |||||
| 410 | Kehf 76. Ayet (18:76:2) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme.[332] Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)” dedi.[333] | |||||
| 411 | Kehf 77. Ayet (18:77:20) | لَوْ | لو | lev | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi. | |||||
| 412 | Meryem 18. Ayet (19:18:6) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi. | |||||
| 413 | Meryem 26. Ayet (19:26:5) | فَاِمَّا | فاما | fe-immâ | eğer | إِمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.[342] | |||||
| 414 | Meryem 46. Ayet (19:46:8) | لَئِنْ | لئن | le-in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi. | |||||
| 415 | Tâhâ 7. Ayet (20:7:1) | وَاِنْ | وان | ve in | ve eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da. | |||||
| 416 | Tâhâ 129. Ayet (20:129:1) | وَلَوْلَا | ولولا | ve levlâ | eğer olmasaydı | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen cezalandırılırlardı. | |||||
| 417 | Enbiyâ 7. Ayet (21:7:11) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. | |||||
| 418 | Enbiyâ 17. Ayet (21:17:1) | لَوْ | لو | lev | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık. | |||||
| 419 | Enbiyâ 17. Ayet (21:17:9) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık. | |||||
| 420 | Enbiyâ 22. Ayet (21:22:1) | لَوْ | لو | lev | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş’ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir. | |||||
| 421 | Enbiyâ 26. Ayet (21:26:8) | مُكْرَمُونَۙ | مكرمون | mukramûn(e) | değerli | ك ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Böyle iken) “Rahmân, çocuk edindi” dediler. O, böyle şeylerden uzaktır, yücedir. Hayır, (evlat diye niteledikleri) o melekler ikrama erdirilmiş kullardır. | |||||
| 422 | Enbiyâ 34. Ayet (21:34:7) | اَفَا۬ئِنْ | افائن | efe-in | şimdi eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar? | |||||
| 423 | Enbiyâ 38. Ayet (21:38:5) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar. | |||||
| 424 | Enbiyâ 39. Ayet (21:39:1) | لَوْ | لو | lev | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler! | |||||
| 425 | Enbiyâ 46. Ayet (21:46:1) | وَلَئِنْ | ولئن | ve le-in | ve eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak “Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik” diyeceklerdir. | |||||
| 426 | Enbiyâ 47. Ayet (21:47:10) | وَاِنْ | وان | ve in | ve eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. | |||||
| 427 | Enbiyâ 63. Ayet (21:63:7) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dedi ki: “Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!” | |||||
| 428 | Enbiyâ 68. Ayet (21:68:5) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İçlerinden bazıları), “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilâhlarınıza yardım edin” dediler. | |||||
| 429 | Enbiyâ 97. Ayet (21:97:18) | بَلْ | بل | bel | meğer | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler. | |||||
| 430 | Enbiyâ 99. Ayet (21:99:1) | لَوْ | لو | lev | eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar ilâh olsalardı oraya varmazlardı. Hâlbuki hepsi orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 431 | Enbiyâ 109. Ayet (21:109:1) | فَاِنْ | فان | fe-in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.” | |||||
| 432 | Hacc 5. Ayet (22:5:4) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan[372], sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan[373] yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir. | |||||
| 433 | Hacc 11. Ayet (22:11:8) | فَاِنْ | فان | fe-in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir. | |||||
| 434 | Hacc 11. Ayet (22:11:13) | وَاِنْ | وان | ve in | ve eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir. | |||||
| 435 | Hacc 18. Ayet (22:18:32) | مُكْرِمٍۜ | مكرم | mukrim(in) | değer veren | ك ر م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. | |||||
| 436 | Hacc 40. Ayet (22:40:12) | وَلَوْلَا | ولولا | ve levlâ | eğer olmasaydı | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 437 | Hacc 41. Ayet (22:41:2) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah’a aittir. | |||||
| 438 | Hacc 42. Ayet (22:42:1) | وَاِنْ | وان | ve in | ve eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı. | |||||
| 439 | Hacc 68. Ayet (22:68:1) | وَاِنْ | وان | ve in | ve eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer seninle mücadele ederlerse, de ki: “Allah, yapmakta olduğunuzu daha iyi bilmektedir.” | |||||
| 440 | Hacc 73. Ayet (22:73:20) | وَاِنْ | وان | ve in | ve eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de. | |||||
| 441 | Mü'minûn 24. Ayet (23:24:16) | وَلَوْ | ولو | ve lev | ve eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dediler: “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” | |||||
| 442 | Mü'minûn 34. Ayet (23:34:1) | وَلَئِنْ | ولئن | ve le-in | ve eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız.” | |||||
| 443 | Mü'minûn 71. Ayet (23:71:1) | وَلَوِ | ولو | ve levi | ve eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar. | |||||
| 444 | Mü'minûn 75. Ayet (23:75:1) | وَلَوْ | ولو | ve lev | ve eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı. | |||||
| 445 | Mü'minûn 84. Ayet (23:84:6) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?” | |||||
| 446 | Mü'minûn 88. Ayet (23:88:12) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?” | |||||
| 447 | Mü'minûn 93. Ayet (23:93:3) | اِمَّا | اما | immâ | eğer | إِمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 93,94. De ki: “Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma.” | |||||
| 448 | Mü'minûn 107. Ayet (23:107:4) | فَاِنْ | فان | fe-in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.” | |||||
| 449 | Nûr 2. Ayet (24:2:16) | اِنْ | ان | in | eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. | |||||