| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 6. Ayet (2:6:1) | اِنَّ | ان | inne | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.[10] | |||||
| 2 | Bakara 14. Ayet (2:14:14) | اِنَّمَا | انما | innemâ | elbette sadece | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. | |||||
| 3 | Bakara 20. Ayet (2:20:17) | لَذَهَبَ | لذهب | leżehebe | elbette götürürdü | ذ ه ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 4 | Bakara 60. Ayet (2:60:14) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik. | |||||
| 5 | Bakara 64. Ayet (2:64:11) | لَكُنْتُمْ | لكنتم | le-kuntum | elbette olurdunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhâlde ziyana uğrayanlardan olurdunuz. | |||||
| 6 | Bakara 65. Ayet (2:65:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ve elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını[22] çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik. | |||||
| 7 | Bakara 118. Ayet (2:118:20) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık. | |||||
| 8 | Bakara 134. Ayet (2:134:3) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz. | |||||
| 9 | Bakara 137. Ayet (2:137:7) | فَقَدِ | فقد | fe-kadi | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar. Allah, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 10 | Bakara 143. Ayet (2:143:28) | وَاِنْ | وان | ve-in | ve elbette | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet[36] yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.[37] | |||||
| 11 | Bakara 144. Ayet (2:144:1) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.[38] | |||||
| 12 | Bakara 144. Ayet (2:144:7) | فَلَنُوَلِّيَنَّكَ | فلنولينك | fe-lenuvelliyenneke | elbette seni döndüreceğiz | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.[38] | |||||
| 13 | Bakara 144. Ayet (2:144:25) | لَيَعْلَمُونَ | ليعلمون | le-ya’lemûne | elbette bilirler | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.[38] | |||||
| 14 | Bakara 146. Ayet (2:146:8) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve (yine) elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.[39] | |||||
| 15 | Bakara 149. Ayet (2:149:9) | وَاِنَّهُ | وانه | ve innehu | bu elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, (namazda) Mescid-i Haram’a doğru dön. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, sizin işlediklerinizden asla habersiz değildir. | |||||
| 16 | Bakara 164. Ayet (2:164:41) | لَاٰيَاتٍ | لايات | le-âyâtin | elbette deliller vardır | أ ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır. | |||||
| 17 | Bakara 176. Ayet (2:176:7) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (azab) da, Allah’ın, Kitab’ı hak olarak indirmiş olması (ve onların bunu inkâr etmesi) sebebiyledir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise derin bir ayrılık içindedirler. | |||||
| 18 | Bakara 181. Ayet (2:181:6) | فَاِنَّمَٓا | فانما | fe-innemâ | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı ancak onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 19 | Bakara 182. Ayet (2:182:13) | اِنَّ | ان | inne | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Vasiyet edenin hataya meyletmesinden ve günaha girmesinden korkan bir kimse, (tarafların) aralarını düzeltirse ona hiçbir günah yoktur. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 20 | Bakara 247. Ayet (2:247:6) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara, “Allah, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 21 | Bakara 249. Ayet (2:249:46) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | elbette onların | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” | |||||
| 22 | Bakara 252. Ayet (2:252:7) | وَاِنَّكَ | وانك | ve inneke | elbette sen | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin. | |||||
| 23 | Bakara 256. Ayet (2:256:5) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.[73] | |||||
| 24 | Bakara 269. Ayet (2:269:8) | فَقَدْ | فقد | fekad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, hikmeti[77] dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar. | |||||
| 25 | Âl-i İmran 13. Ayet (3:13:24) | اِنَّ | ان | inne | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.[85] | |||||
| 26 | Âl-i İmran 33. Ayet (3:33:1) | اِنَّ | ان | inne | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 33,34. Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 27 | Âl-i İmran 49. Ayet (3:49:38) | اِنَّ | ان | inne | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” | |||||
| 28 | Âl-i İmran 55. Ayet (3:55:6) | اِنّ۪ي | اني | innî | elbette ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” | |||||
| 29 | Âl-i İmran 62. Ayet (3:62:11) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 30 | Âl-i İmran 81. Ayet (3:81:6) | لَمَٓا | لما | lemâ | elbette | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti. | |||||
| 31 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:17) | لَكَانَ | لكان | le-kâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 32 | Âl-i İmran 118. Ayet (3:118:25) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık. | |||||
| 33 | Âl-i İmran 152. Ayet (3:152:1) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır. | |||||
| 34 | Âl-i İmran 155. Ayet (3:155:14) | وَلَقَدْ | ولقد | ve lekad | ama elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir). | |||||
| 35 | Âl-i İmran 158. Ayet (3:158:1) | وَلَئِنْ | ولئن | ve le-in | elbette | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de, Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. | |||||
| 36 | Âl-i İmran 158. Ayet (3:158:5) | لَاِلَى | لالى | le-ilâ | elbette | إِلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de, Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. | |||||
| 37 | Âl-i İmran 159. Ayet (3:159:27) | اِنَّ | ان | inne | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. | |||||
| 38 | Âl-i İmran 173. Ayet (3:173:5) | اِنَّ | ان | inne | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler. | |||||
| 39 | Âl-i İmran 176. Ayet (3:176:7) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük azap vardır. | |||||
| 40 | Âl-i İmran 183. Ayet (3:183:16) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?” | |||||
| 41 | Âl-i İmran 190. Ayet (3:190:1) | اِنَّ | ان | inne | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. | |||||
| 42 | Âl-i İmran 195. Ayet (3:195:4) | اَنّ۪ي | اني | ennî | elbette ben | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” | |||||
| 43 | Âl-i İmran 195. Ayet (3:195:27) | لَاُكَفِّرَنَّ | لاكفرن | le-ukeffiranne | elbette örteceğim | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” | |||||
| 44 | Nisâ 46. Ayet (4:46:27) | لَكَانَ | لكان | lekâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”, “İşit, işitmez olası!” “Râ’inâ”[118] derler. Hâlbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.[119] | |||||
| 45 | Nisâ 64. Ayet (4:64:20) | لَوَجَدُوا | لوجدوا | levecedû | elbette bulurlardı | و ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı. | |||||
| 46 | Nisâ 66. Ayet (4:66:23) | لَكَانَ | لكان | lekâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu. | |||||
| 47 | Nisâ 118. Ayet (4:118:4) | لَاَتَّخِذَنَّ | لاتخذن | leetteḣiżenne | elbette alacağım | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. | |||||
| 48 | Nisâ 157. Ayet (4:157:2) | اِنَّا | انا | innâ | elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 156,157. Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. | |||||
| 49 | Nisâ 163. Ayet (4:163:1) | اِنَّٓا | انا | innâ | elbette biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik.[135] | |||||
| 50 | Nisâ 164. Ayet (4:164:2) | قَدْ | قد | kad | elbette | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah, Mûsa ile de doğrudan konuştu. | |||||