| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 64. Ayet (2:64:11) | لَكُنْتُمْ | لكنتم | le-kuntum | elbette olurdunuz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhâlde ziyana uğrayanlardan olurdunuz. | |||||
| 2 | Bakara 249. Ayet (2:249:46) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | elbette onların | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.” | |||||
| 3 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:17) | لَكَانَ | لكان | le-kâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 176. Ayet (3:176:7) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük azap vardır. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 195. Ayet (3:195:27) | لَاُكَفِّرَنَّ | لاكفرن | le-ukeffiranne | elbette örteceğim | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” | |||||
| 6 | Nisâ 46. Ayet (4:46:27) | لَكَانَ | لكان | lekâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”, “İşit, işitmez olası!” “Râ’inâ”[118] derler. Hâlbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.[119] | |||||
| 7 | Nisâ 66. Ayet (4:66:23) | لَكَانَ | لكان | lekâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu. | |||||
| 8 | Mâide 12. Ayet (5:12:28) | لَاُكَفِّرَنَّ | لاكفرن | leukeffiranne | elbette örterim | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.” | |||||
| 9 | En'am 35. Ayet (6:35:22) | لَجَمَعَهُمْ | لجمعهم | leceme’ahum | elbette onları toplardı | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma. | |||||
| 10 | En'am 63. Ayet (6:63:15) | لَنَكُونَنَّ | لنكونن | lenekûnenne | elbette olacağız | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?” | |||||
| 11 | En'am 77. Ayet (6:77:15) | لَاَكُونَنَّ | لاكونن | le-ekûnenne | elbette olurdum | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi. | |||||
| 12 | A'raf 149. Ayet (7:149:0) | لَنَكُونَنَّ | لنكونن | lenekûnenne | elbette oluruz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler. | |||||
| 13 | A'raf 176. Ayet (7:176:0) | لَرَفَعْنَاهُ | لرفعناه | le-rafa’nâhu | elbette onu yükseltirdik | ر ف ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler. | |||||
| 14 | A'raf 189. Ayet (7:189:0) | لَنَكُونَنَّ | لنكونن | lenekûnenne | elbette oluruz | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan[238] var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.[239] | |||||
| 15 | Enfal 23. Ayet (8:23:0) | لَاَسْمَعَهُمْۜ | لاسمعهم | le-esme’ahum | elbette onlara işittirirdi | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi. | |||||
| 16 | Yunus 22. Ayet (10:22:0) | لَنَكُونَنَّ | لنكونن | lenekûnenne | elbette olacağız | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar. | |||||
| 17 | Hûd 46. Ayet (11:46:8) | اِنَّهُ | انه | innehu | elbette o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi. | |||||
| 18 | Yusuf 57. Ayet (12:57:1) | وَلَاَجْرُ | ولاجر | ve le-ecru | elbette ödülü | أ ج ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette ki, ahiret mükâfatı, inananlar ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. | |||||
| 19 | Nahl 109. Ayet (16:109:3) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | elbette onlar | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiç şüphesiz onlar, ahirette ziyana uğrayanların da ta kendileridir. | |||||
| 20 | Hacc 58. Ayet (22:58:16) | لَهُوَ | لهو | le-huve | elbette o | لَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. | |||||
| 21 | Hacc 59. Ayet (22:59:1) | لَيُدْخِلَنَّهُمْ | ليدخلنهم | leyudḣilennehum | elbette onları sokacaktır | د خ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir). | |||||
| 22 | Hacc 60. Ayet (22:60:11) | لَيَنْصُرَنَّهُ | لينصرنه | leyensurannehu | elbette ona yardım eder | ن ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır. | |||||
| 23 | Mü'minûn 6. Ayet (23:6:8) | فَاِنَّهُمْ | فانهم | fe-innehum | elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. | |||||
| 24 | Şu'arâ 55. Ayet (26:55:1) | وَاِنَّهُمْ | وانهم | ve innehum | ve elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar.” | |||||
| 25 | Neml 16. Ayet (27:16:17) | لَهُوَ | لهو | le-huve | elbette o | لَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, Dâvûd’a varis oldu ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi. | |||||
| 26 | Neml 77. Ayet (27:77:1) | وَاِنَّهُ | وانه | ve innehu | ve elbette O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir. | |||||
| 27 | Ankebut 12. Ayet (29:12:17) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır. | |||||
| 28 | Sâffât 64. Ayet (37:64:1) | اِنَّهَا | انها | innehâ | elbette o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır. | |||||
| 29 | Sâffât 151. Ayet (37:151:2) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 151,152. İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar. | |||||
| 30 | Fussilet 39. Ayet (41:39:18) | اِنَّهُ | انه | innehu | elbette O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir. | |||||
| 31 | Fussilet 40. Ayet (41:40:23) | اِنَّهُ | انه | innehu | elbette O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz konusunda (yalanlama amacıyla) doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O hâlde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir. | |||||
| 32 | Zuhruf 37. Ayet (43:37:1) | وَاِنَّهُمْ | وانهم | ve innehum | elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar. | |||||
| 33 | Muhammed 21. Ayet (47:21:10) | لَكَانَ | لكان | lekâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah’a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu. | |||||
| 34 | Hucurât 5. Ayet (49:5:7) | لَكَانَ | لكان | lekâne | elbette olurdu | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 35 | Vâkı'a 77. Ayet (56:77:1) | اِنَّهُ | انه | innehu | elbette O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, elbette değerli bir Kur’an’dır. | |||||
| 36 | Vâkı'a 95. Ayet (56:95:3) | لَهُوَ | لهو | le-huve | elbette o | لَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu, kesin gerçektir. | |||||
| 37 | Mücadele 18. Ayet (58:18:15) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın onları hep birden dirilteceği, onların da (kendilerini kurtaracak) bir iş üzerinde olduklarını sanarak size yemin ettikleri gibi Allah’a da yemin edecekleri günü düşün! İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir. | |||||
| 38 | Münafikun 2. Ayet (63:2:8) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | elbette onların | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeminlerini kalkan yaptılar da insanları Allah’ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür! | |||||
| 39 | Nûh 21. Ayet (71:21:4) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh, dedi ki: “Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular.” | |||||
| 40 | Mürselât 7. Ayet (77:7:3) | لَوَاقِعٌۜ | لواقع | levâki’(un) | elbette olacaktır | و ق ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2,3,4,5,6,7. Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. | |||||
| 41 | Abese 11. Ayet (80:11:2) | اِنَّهَا | انها | innehâ | elbette o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur’an) bir öğüttür. | |||||
| 42 | Târık 13. Ayet (86:13:1) | اِنَّهُ | انه | innehu | elbette O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırd eden bir sözdür. | |||||
| 43 | Târık 15. Ayet (86:15:1) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | elbette onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar, | |||||
| 44 | Âdiyât 7. Ayet (100:7:1) | وَاِنَّهُ | وانه | ve innehu | ve elbette o da | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir. | |||||