| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Âl-i İmran 143. Ayet (3:143:8) | تَلْقَوْهُۖ | تلقوه | telkavhu | onunla karşılaşmadan | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz. | |||||
| 2 | Nisâ 90. Ayet (4:90:28) | وَاَلْقَوْا | والقوا | ve elkav | ve isterlerse | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir. | |||||
| 3 | Nisâ 94. Ayet (4:94:14) | اَلْقٰٓى | القى | elkâ | veren | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 4 | Nisâ 171. Ayet (4:171:22) | اَلْقٰيهَٓا | القيها | elkâhâ | attığı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin.[136] Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. | |||||
| 5 | Mâide 64. Ayet (5:64:27) | وَاَلْقَيْنَا | والقينا | ve elkaynâ | biz atmışızdır | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez. | |||||
| 6 | A'raf 107. Ayet (7:107:1) | فَاَلْقٰى | فالقى | fe-elkâ | bunun üzerine attı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha. | |||||
| 7 | A'raf 116. Ayet (7:116:4) | اَلْقَوْا | القوا | elkav | atınca | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar. | |||||
| 8 | A'raf 117. Ayet (7:117:9) | تَلْقَفُ | تلقف | telkafu | yakalayıp yutuyor | ل ق ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. | |||||
| 9 | A'raf 150. Ayet (7:150:0) | وَاَلْقَى | والقى | ve elkâ | ve yere attı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.” | |||||
| 10 | Tevbe 77. Ayet (9:77:0) | يَلْقَوْنَهُ | يلقونه | yelkavnehu | kendisiyle karşılaşacakları | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu. | |||||
| 11 | Yunus 81. Ayet (10:81:0) | اَلْقَوْا | القوا | elkav | attıkları | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar atacaklarını atınca, Mûsâ dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez. | |||||
| 12 | Yusuf 96. Ayet (12:96:5) | اَلْقٰيهُ | القيه | elkâhu | koyunca | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müjdeci gelip gömleği Yakub’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 13 | Hicr 19. Ayet (15:19:3) | وَاَلْقَيْنَا | والقينا | ve elkaynâ | ve attık | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik. | |||||
| 14 | Nahl 15. Ayet (16:15:1) | وَاَلْقٰى | والقى | ve elkâ | ve attı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 15,16. Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar. | |||||
| 15 | Nahl 28. Ayet (16:28:6) | فَاَلْقَوُا | فالقوا | fe-elkavû | diyerek | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O kâfirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim olup, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” derler. (Melekler de şöyle diyecekler:) “Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir.” | |||||
| 16 | Nahl 86. Ayet (16:86:15) | فَاَلْقَوْا | فالقوا | fe-elkav | söz atarlar | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde diyecekler ki: “Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp kendilerine tapmış olduğumuz ortaklarımızdır.” Koştukları ortaklar da onlara: “Siz elbette yalancılarsınız” diye laf atacaklar. | |||||
| 17 | Nahl 87. Ayet (16:87:1) | وَاَلْقَوْا | والقوا | ve elkav | ve olurlar | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar o gün Allah’a teslim olurlar ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolur. | |||||
| 18 | İsrâ 13. Ayet (17:13:12) | يَلْقٰيهُ | يلقيه | yelkâhu | bulacağı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her insanın amelini boynuna yükledik.[310] Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. | |||||
| 19 | Meryem 59. Ayet (19:59:10) | يَلْقَوْنَ | يلقون | yelkavne | onlar bulacaklardır | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.[347] | |||||
| 20 | Tâhâ 20. Ayet (20:20:1) | فَاَلْقٰيهَا | فالقيها | fe-elkâhâ | onu attı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş! | |||||
| 21 | Tâhâ 39. Ayet (20:39:16) | وَاَلْقَيْتُ | والقيت | ve elkaytu | ve koydum | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.” | |||||
| 22 | Tâhâ 65. Ayet (20:65:12) | اَلْقٰى | القى | elkâ | atan | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz” dediler. | |||||
| 23 | Tâhâ 69. Ayet (20:69:5) | تَلْقَفْ | تلقف | telkaf | yutsun | ل ق ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.” | |||||
| 24 | Tâhâ 87. Ayet (20:87:14) | اَلْقَى | القى | elkâ | attı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle dediler: “Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Sâmirî de aynı şekilde attı.” | |||||
| 25 | Hacc 52. Ayet (22:52:12) | اَلْقَى | القى | elkâ | (bir düşünce) atmış | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[377] | |||||
| 26 | Furkan 68. Ayet (25:68:21) | يَلْقَ | يلق | yelka | bulur | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar. | |||||
| 27 | Şu'arâ 32. Ayet (26:32:1) | فَاَلْقٰى | فالقى | fe-elkâ | sonra attı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş. | |||||
| 28 | Şu'arâ 44. Ayet (26:44:1) | فَاَلْقَوْا | فالقوا | fe-elkav | sonra attılar | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler. | |||||
| 29 | Şu'arâ 45. Ayet (26:45:1) | فَاَلْقٰى | فالقى | fe-elkâ | attı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor. | |||||
| 30 | Şu'arâ 45. Ayet (26:45:6) | تَلْقَفُ | تلقف | telkafu | yutmağa başladı | ل ق ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor. | |||||
| 31 | Lokman 10. Ayet (31:10:6) | وَاَلْقٰى | والقى | ve elkâ | ve attı | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. | |||||
| 32 | Ahzab 44. Ayet (33:44:3) | يَلْقَوْنَهُ | يلقونه | yelkavnehu | kendisine kavuştukları | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a kavuşacakları gün mü’minlere yönelik esenlik dileği “Selâm”dır. Allah, onlara bol bir mükâfat hazırlamıştır. | |||||
| 33 | Sâd 34. Ayet (38:34:4) | وَاَلْقَيْنَا | والقينا | ve elkaynâ | ve bıraktık | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık.[464] Sonra tövbe edip bize yöneldi. | |||||
| 34 | Hucurât 11. Ayet (49:11:29) | بِالْاَلْقَابِۜ | بالالقاب | bil-elkâb(i) | kötü lakaplarla | ل ق ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. | |||||
| 35 | Kaf 7. Ayet (50:7:3) | وَاَلْقَيْنَا | والقينا | ve elkaynâ | ve attık | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik. | |||||
| 36 | Kaf 37. Ayet (50:37:10) | اَلْقَى | القى | elkâ | veren | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. | |||||
| 37 | Kıyamet 15. Ayet (75:15:2) | اَلْقٰى | القى | elkâ | ortaya atsa (da) | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir. | |||||
| 38 | İnşikâk 4. Ayet (84:4:1) | وَاَلْقَتْ | والقت | ve elkat | dışarı atıp | ل ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 3,4. Yer uzatılıp dümdüz edildiği ve içindekileri atıp boşaldığı zaman, | |||||