"emmâ" Analizi

Arapça Okunuşu ve benzeşen aramasında 244 sonuç bulundu.
1 - 50 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1 Fecr 20. Ayet (89:20:4) جَمًّاۜ جما cemmâ(n) pek çok ج م م
Diyanet İşleri (Yeni) Malı da pek çok seviyorsunuz.
2 En'am 143. Ayet (6:143:14) اَمَّا اما emmâ yoksa أَم
Diyanet İşleri (Yeni) O, (hayvanlardan) sekiz eşi de yaratandır: (Erkek ve dişi olarak) koyundan iki, keçiden de iki. Ey Muhammed! De ki: “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Eğer doğru söyleyenler iseniz bana bilerek haber verin.”
3 En'am 144. Ayet (6:144:12) اَمَّا اما emmâ yoksa أَم
Diyanet İşleri (Yeni) Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.[199]
4 Yusuf 41. Ayet (12:41:4) اَمَّٓا اما emmâ أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) “Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyanızın yorumuna gelince,) biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Yorumunu sorduğunuz iş böylece kesinleşmiştir.”
5 Kehf 79. Ayet (18:79:1) اَمَّا اما emmâ أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) “O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”
6 Kehf 87. Ayet (18:87:2) اَمَّا اما emmâ أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi.
7 Neml 59. Ayet (27:59:11) اَمَّا اما emmâ yoksa أَم
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. Selâm onun seçtiği kullarına.” Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı?
8 Secde 19. Ayet (32:19:1) اَمَّا اما emmâ fakat أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükâfat olarak Me’vâ cennetleri vardır.
9 Abese 5. Ayet (80:5:1) اَمَّا اما emmâ ama أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
10 Neml 84. Ayet (27:84:11) اَمَّاذَا اماذا emmâżâ yoksa nedir? أَم
Diyanet İşleri (Yeni) Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!”
11 Âl-i İmran 165. Ayet (3:165:1) اَوَلَمَّٓا اولما eve-lemmâ için mi? لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
12 Nisâ 175. Ayet (4:175:1) فَاَمَّا فاما fe emmâ gelince أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise (Allah), kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir.
13 Bakara 26. Ayet (2:26:12) فَاَمَّا فاما fe-emmâ gerçekten أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.[12]
14 Âl-i İmran 7. Ayet (3:7:14) فَاَمَّا فاما fe-emmâ gerçekten أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.[84] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
15 Âl-i İmran 56. Ayet (3:56:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ gelince أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) “İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.”
16 Âl-i İmran 106. Ayet (3:106:6) فَاَمَّا فاما fe-emmâ o zaman أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın” denilir.
17 Nisâ 173. Ayet (4:173:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ gelince أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah’a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır.
18 Tevbe 124. Ayet (9:124:0) فَاَمَّا فاما fe-emmâ fakat أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Herhangi bir sûre indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) “Bu hanginizin imanını artırdı?” diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sûre onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler.
19 Hûd 106. Ayet (11:106:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Mutsuz olanlara gelince; cehennemdedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır.
20 Ra'd 17. Ayet (13:17:28) فَاَمَّا فاما fe-emmâ ne zaman ki أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.
21 Kasas 67. Ayet (28:67:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ ama أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması umulur.
22 Rum 15. Ayet (30:15:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ ancak أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler.
23 Fussilet 15. Ayet (41:15:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ fakat أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.
24 Câsiye 30. Ayet (45:30:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ gelince أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) İnanıp salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır.
25 Vâkı'a 88. Ayet (56:88:1) فَاَمَّٓا فاما fe-emmâ ama أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) 88,89. Fakat (ölen kişi) Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
26 Hâkka 5. Ayet (69:5:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ bu yüzden أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Semûd kavmi korkunç bir sarsıntı ile helâk edildi.
27 Hâkka 19. Ayet (69:19:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ o zaman أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: “Gelin, kitabımı okuyun!”
28 Nâzi'ât 37. Ayet (79:37:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ artık أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) 37,38,39. Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
29 İnşikâk 7. Ayet (84:7:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ ama أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Kime kitabı sağından verilirse,
30 Fecr 15. Ayet (89:15:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ fakat أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der.
31 Leyl 5. Ayet (92:5:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ ama أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) 5,6,7. Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
32 Duhâ 9. Ayet (93:9:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ öyleyse أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Öyleyse sakın yetimi ezme!
33 Kâri'a 6. Ayet (101:6:1) فَاَمَّا فاما fe-emmâ ama أَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse,
34 Bakara 17. Ayet (2:17:6) فَلَمَّٓا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.
35 Bakara 33. Ayet (2:33:6) فَلَمَّٓا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi.
36 Bakara 89. Ayet (2:89:17) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.
37 Bakara 246. Ayet (2:246:44) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ fakat لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, “Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi. O, “Ya üzerinize savaş farz kılındığı hâlde, savaşmayacak olursanız?” demişti. Onlar, “Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde Allah yolunda niye savaşmayalım” diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.
38 Bakara 249. Ayet (2:249:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.”
39 Bakara 249. Ayet (2:249:30) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ nihayet لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Tâlût, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.”
40 Bakara 259. Ayet (2:259:57) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ bu işler لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?” O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”[74]
41 Âl-i İmran 36. Ayet (3:36:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Onu doğurunca, “Rabbim!” dedi, “Onu kız doğurdum.” -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir-[87] “Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum.”
42 Âl-i İmran 52. Ayet (3:52:1) فَلَمَّٓا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler.
43 Nisâ 77. Ayet (4:77:13) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ zaman لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.”
44 Mâide 117. Ayet (5:117:19) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ fakat لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.”
45 En'am 44. Ayet (6:44:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.
46 En'am 76. Ayet (6:76:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.
47 En'am 76. Ayet (6:76:10) فَلَمَّٓا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.
48 En'am 77. Ayet (6:77:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi.
49 En'am 77. Ayet (6:77:8) فَلَمَّٓا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi.
50 En'am 78. Ayet (6:78:1) فَلَمَّا فلما fe-lemmâ ne zaman ki لَمَّا
Diyanet İşleri (Yeni) Güneşi doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi.