| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 9. Ayet (2:9:8) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerinden | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir. | |||||
| 2 | Bakara 57. Ayet (2:57:17) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 3 | Bakara 90. Ayet (2:90:4) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır. | |||||
| 4 | Bakara 102. Ayet (2:102:71) | اَنْفُسَهُمْۜ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 5 | Âl-i İmran 69. Ayet (3:69:11) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:16) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | nefislerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:22) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | onlar kendi kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 8 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:7) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | nefislerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 9 | Nisâ 49. Ayet (4:49:6) | اَنْفُسَهُمْۜ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah, dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez. | |||||
| 10 | Nisâ 64. Ayet (4:64:13) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı. | |||||
| 11 | Nisâ 107. Ayet (4:107:6) | اَنْفُسَهُمْۜ | انفسهم | enfusehum | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez. | |||||
| 12 | Nisâ 113. Ayet (4:113:14) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerinden | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür. | |||||
| 13 | En'am 12. Ayet (6:12:22) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar. | |||||
| 14 | En'am 20. Ayet (6:20:10) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.[172] Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar. | |||||
| 15 | En'am 26. Ayet (6:26:9) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar başkalarını ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar. | |||||
| 16 | A'raf 9. Ayet (7:9:7) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ama kimlerin sevabı da hafif gelirse, işte onlar âyetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır. | |||||
| 17 | A'raf 53. Ayet (7:53:33) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise ancak, (“Görelim bakalım!” diyerek) Kur’an’ın bildirdiği sonucu (te’vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlâh diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır. | |||||
| 18 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendi kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 19 | A'raf 177. Ayet (7:177:0) | وَاَنْفُسَهُمْ | وانفسهم | ve enfusehum | ve kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür! | |||||
| 20 | A'raf 192. Ayet (7:192:0) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlbuki onlar (edindikleri ilâhlar) ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler. | |||||
| 21 | A'raf 197. Ayet (7:197:0) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’tan başka taptıklarınızın ise size yardım etmeğe güçleri yetmez. Onlar kendilerine de yardım edemezler. | |||||
| 22 | Tevbe 42. Ayet (9:42:0) | اَنْفُسَهُمْۚ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. | |||||
| 23 | Tevbe 70. Ayet (9:70:0) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendi kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 24 | Tevbe 111. Ayet (9:111:0) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | canlarını | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır. | |||||
| 25 | Yunus 44. Ayet (10:44:0) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendi kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler. | |||||
| 26 | Hûd 21. Ayet (11:21:4) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, kendilerini ziyana uğratan kimselerdir. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerini yüz üstü bırakıp kaybolup gitmiştir. | |||||
| 27 | Hûd 101. Ayet (11:101:5) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı. | |||||
| 28 | İbrahim 45. Ayet (14:45:6) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.” | |||||
| 29 | Nahl 33. Ayet (16:33:21) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendi kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O kâfirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 30 | Nahl 118. Ayet (16:118:14) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | onlar kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 31 | Mü'minûn 103. Ayet (23:103:7) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır. | |||||
| 32 | Ankebut 40. Ayet (29:40:27) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendi kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 33 | Rum 9. Ayet (30:9:31) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendi kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 34 | Sebe' 19. Ayet (34:19:7) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ise, “Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. | |||||
| 35 | Zümer 15. Ayet (39:15:11) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz de Allah’tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!” De ki: “Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.” | |||||
| 36 | Şûrâ 45. Ayet (42:45:18) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zâlimler, sürekli bir azap içindedirler. | |||||
| 37 | Haşr 19. Ayet (59:19:7) | اَنْفُسَهُمْۜ | انفسهم | enfusehum | kendi canlarını | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir. | |||||