| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 109. Ayet (2:109:15) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | içlerindeki | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir. | |||||
| 2 | Bakara 265. Ayet (2:265:10) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendilerindekini (imanı) | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 3 | Âl-i İmran 154. Ayet (3:154:36) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | içlerinde | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.” | |||||
| 4 | Âl-i İmran 164. Ayet (3:164:11) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendi içlerinden | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 178. Ayet (3:178:9) | لِاَنْفُسِهِمْۜ | لانفسهم | li-enfusihim | kendileri için | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır. | |||||
| 6 | Nisâ 63. Ayet (4:63:14) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | içlerine işleyecek | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle. | |||||
| 7 | Nisâ 65. Ayet (4:65:14) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendilerinin | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. | |||||
| 8 | Nisâ 95. Ayet (4:95:14) | وَاَنْفُسِهِمْۜ | وانفسهم | ve enfusihim | canlariyle | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 9 | Nisâ 95. Ayet (4:95:19) | وَاَنْفُسِهِمْ | وانفسهم | ve enfusihim | canlariyle | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 10 | Nisâ 97. Ayet (4:97:6) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | nefislerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.[127] | |||||
| 11 | Mâide 52. Ayet (5:52:27) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | nefisleri | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar. | |||||
| 12 | En'am 24. Ayet (6:24:5) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma ilâhları) onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi? | |||||
| 13 | En'am 123. Ayet (6:123:13) | بِاَنْفُسِهِمْ | بانفسهم | bi-enfusihim | kendilerinden | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar. | |||||
| 14 | En'am 130. Ayet (6:130:25) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | nefislerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O gün Allah, şöyle diyecektir:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler. | |||||
| 15 | A'raf 37. Ayet (7:37:34) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendi | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler. | |||||
| 16 | A'raf 172. Ayet (7:172:0) | اَنْفُسِهِمْۚ | انفسهم | enfusihim | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. | |||||
| 17 | Enfal 53. Ayet (8:53:0) | بِاَنْفُسِهِمْۙ | بانفسهم | bi-enfusihim | kendilerinde | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 18 | Enfal 72. Ayet (8:72:0) | وَاَنْفُسِهِمْ | وانفسهم | ve enfusihim | ve canlarıyla | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 19 | Tevbe 17. Ayet (9:17:0) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendi nefislerinin | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır. | |||||
| 20 | Tevbe 20. Ayet (9:20:0) | وَاَنْفُسِهِمْۙ | وانفسهم | ve enfusihim | ve canlarıyla | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 21 | Tevbe 44. Ayet (9:44:0) | وَاَنْفُسِهِمْۜ | وانفسهم | ve enfusihim | ve canlariyle | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir. | |||||
| 22 | Tevbe 81. Ayet (9:81:0) | وَاَنْفُسِهِمْ | وانفسهم | ve enfusihim | ve canlarıyle | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı. | |||||
| 23 | Tevbe 88. Ayet (9:88:0) | وَاَنْفُسِهِمْۜ | وانفسهم | ve enfusihim | ve canlarıyla | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 24 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | بِاَنْفُسِهِمْ | بانفسهم | bi-enfusihim | kendi canlarının | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 25 | Hûd 31. Ayet (11:31:27) | اَنْفُسِهِمْۚ | انفسهم | enfusihim | onların kendi | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum. | |||||
| 26 | Ra'd 11. Ayet (13:11:21) | بِاَنْفُسِهِمْۜ | بانفسهم | bi-enfusihim | kendi (durumlarını) | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar.[290] Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur. | |||||
| 27 | Ra'd 16. Ayet (13:16:15) | لِاَنْفُسِهِمْ | لانفسهم | li-enfusihim | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.” | |||||
| 28 | Nahl 28. Ayet (16:28:5) | اَنْفُسِهِمْۖ | انفسهم | enfusihim | nefislerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O kâfirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim olup, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” derler. (Melekler de şöyle diyecekler:) “Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir.” | |||||
| 29 | Nahl 89. Ayet (16:89:9) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendi aralarından | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik. | |||||
| 30 | Kehf 51. Ayet (18:51:8) | اَنْفُسِهِمْۖ | انفسهم | enfusihim | kendilerinin | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim. | |||||
| 31 | Enbiyâ 43. Ayet (21:43:10) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler. | |||||
| 32 | Enbiyâ 64. Ayet (21:64:3) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendi vicdanlarına | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler. | |||||
| 33 | Nûr 12. Ayet (24:12:7) | بِاَنْفُسِهِمْ | بانفسهم | bi-enfusihim | kendiliklerinden | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya! | |||||
| 34 | Furkan 3. Ayet (25:3:12) | لِاَنْفُسِهِمْ | لانفسهم | li-enfusihim | kendilerine dahi | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İnkâr edenler), Allah’ı bırakıp hiçbir şey yaratmayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler. | |||||
| 35 | Furkan 21. Ayet (25:21:16) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendi | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bize kavuşacaklarını ummayanlar, “Bize melekler indirilseydi, yahut Rabbimizi görseydik ya!” dediler. Andolsun, onlar kendi benliklerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler. | |||||
| 36 | Rum 8. Ayet (30:8:4) | اَنْفُسِهِمْ۠ | انفسهم | enfusihim | kendi | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkâr ediyorlar. | |||||
| 37 | Rum 44. Ayet (30:44:8) | فَلِاَنْفُسِهِمْ | فلانفسهم | feli-enfusihim | kendileri için | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kimler de salih amel işlerse, ancak kendileri için (cennette yer) hazırlarlar. | |||||
| 38 | Ahzab 6. Ayet (33:6:5) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | canları- | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler.[436] Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır. | |||||
| 39 | Yâsîn 36. Ayet (36:36:10) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendilerinden | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yerin bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve (daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir. | |||||
| 40 | Zümer 53. Ayet (39:53:7) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | nefislerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 41 | Fussilet 53. Ayet (41:53:6) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendi canlarında | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Varlığımızın delillerini, (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? | |||||
| 42 | Hucurât 15. Ayet (49:15:12) | وَاَنْفُسِهِمْ | وانفسهم | ve enfusihim | ve canlarıyle | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. | |||||
| 43 | Mücadele 8. Ayet (58:8:28) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | kendi | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gizlice konuşmaktan menedilip de, menedildikleri şeyi işleyen ve günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde Allah’ın seni selâmlamadığı selâmla selâmlıyorlar. İçlerinden de, “Söylediklerimizden dolayı Allah bize azap etse ya!” diyorlar. Cehennem onlara yeter! Oraya girecekler. Ne kötü varış yeridir orası![530] | |||||
| 44 | Haşr 9. Ayet (59:9:20) | اَنْفُسِهِمْ | انفسهم | enfusihim | öz canlarına | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. | |||||