| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 750 | Tevbe 114. Ayet (9:114:0) | لَاَوَّاهٌ | لاواه | le-evvâhun | çok içli idi | أ و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi.[263] Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. | |||||
| 751 | Tevbe 118. Ayet (9:118:0) | التَّوَّابُ | التواب | ttevvâbu | tevbeyi çok kabul eden | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti.[264] Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir. | |||||
| 752 | Tevbe 120. Ayet (9:120:0) | مَوْطِئًا | موطئا | mevti-en | bir yere | و ط أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. | |||||
| 753 | Tevbe 122. Ayet (9:122:0) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | gerekmez mi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.[265] | |||||
| 754 | Tevbe 126. Ayet (9:126:0) | اَوَلَا | اولا | evelâ | لَا | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belâya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar. | |||||
| 755 | Tevbe 126. Ayet (9:126:0) | اَوْ | او | ev | veya | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belâya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar. | |||||
| 756 | Tevbe 129. Ayet (9:129:0) | تَوَلَّوْا | تولوا | tevellev | yüz çevirirlerse | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.” | |||||
| 757 | Tevbe 129. Ayet (9:129:0) | تَوَكَّلْتُ | توكلت | tevekkeltu | dayandım | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.” | |||||
| 758 | Yunus 2. Ayet (10:2:0) | اَوْحَيْنَٓا | اوحينا | evhaynâ | vahyetmemiz | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler, “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır” dediler? | |||||
| 759 | Yunus 3. Ayet (10:3:0) | اسْتَوٰى | استوى | stevâ | kuşattı | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a[267] kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz? | |||||
| 760 | Yunus 11. Ayet (10:11:0) | وَلَوْ | ولو | ve lev | ve eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız. | |||||
| 761 | Yunus 12. Ayet (10:12:0) | اَوْ | او | ev | veya | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir. | |||||
| 762 | Yunus 12. Ayet (10:12:0) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir. | |||||
| 763 | Yunus 15. Ayet (10:15:0) | اَوْ | او | ev | veya | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” | |||||
| 764 | Yunus 15. Ayet (10:15:0) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | bir günün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” | |||||
| 765 | Yunus 16. Ayet (10:16:0) | لَوْ | لو | lev | şayet | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur’an’ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?” | |||||
| 766 | Yunus 16. Ayet (10:16:0) | تَلَوْتُهُ | تلوته | televtuhu | bunu okumazdım | ت ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan (Kur’an’ın inişinden) önce (kırk yıllık) bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?” | |||||
| 767 | Yunus 17. Ayet (10:17:0) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, Allah’a karşı yalan uydurandan veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler. | |||||
| 768 | Yunus 19. Ayet (10:19:0) | وَلَوْلَا | ولولا | ve levlâ | eğer olmasaydı | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di. | |||||
| 769 | Yunus 20. Ayet (10:20:0) | لَوْلَٓا | لولا | levlâ | keşke | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!” | |||||
| 770 | Yunus 22. Ayet (10:22:0) | الْمَوْجُ | الموج | l-mevcu | dalgalar | م و ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar. | |||||
| 771 | Yunus 24. Ayet (10:24:0) | اَوْ | او | ev | veya | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. | |||||
| 772 | Yunus 28. Ayet (10:28:0) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | ve o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da Allah’a ortak koşanlara, “Siz de, ortaklarınız da yerinizde bekleyin” diyeceğimiz günü düşün. Artık onların (ortak koştuklarıyla) aralarını tamamen ayırırız ve ortak koştukları derler ki: “Siz bize ibadet etmiyordunuz.” | |||||
| 773 | Yunus 30. Ayet (10:30:0) | مَوْلٰيهُمُ | موليهم | mevlâhumu | mevlaları olan | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak (ve kendi akıbetini öğrenecek), hepsi de gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülecekler ve (ilâh diye) uydurdukları şeyler (onları yüzüstü bırakıp) kendilerinden kaybolup gidecektir. | |||||
| 774 | Yunus 42. Ayet (10:42:0) | وَلَوْ | ولو | ve lev | üstelik | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin? | |||||
| 775 | Yunus 43. Ayet (10:43:0) | وَلَوْ | ولو | ve lev | ve eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin? | |||||
| 776 | Yunus 45. Ayet (10:45:0) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | ve gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları yeniden diriltip hepsini bir araya toplayacağı gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamışlar (yeni ayrılmışlar) gibi, aralarında tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalan sayanlar, ziyana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır. | |||||
| 777 | Yunus 46. Ayet (10:46:0) | اَوْ | او | ev | ya da | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) seni vefat ettirsek de sonunda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir. | |||||
| 778 | Yunus 46. Ayet (10:46:0) | نَتَوَفَّيَنَّكَ | نتوفينك | neteveffeyenneke | seni vefat ettirsek | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) seni vefat ettirsek de sonunda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir. | |||||
| 779 | Yunus 50. Ayet (10:50:0) | اَوْ | او | ev | veya | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Söyleyin bakalım, O’nun azabı size geceleyin veya gündüzün (ansızın) gelecek olsa, suçlular bunun hangisini acele isterler?!” (Bunların hiçbiri istenecek bir şey değildir.) | |||||
| 780 | Yunus 52. Ayet (10:52:0) | تُجْزَوْنَ | تجزون | tuczevne | cezalandırılıyor | ج ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da zulmedenlere, “Ebedî azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz” denilecektir. | |||||
| 781 | Yunus 54. Ayet (10:54:0) | وَلَوْ | ولو | ve lev | ve şayet | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir. | |||||
| 782 | Yunus 54. Ayet (10:54:0) | رَاَوُا | راوا | raevû | gördükleri | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir. | |||||
| 783 | Yunus 57. Ayet (10:57:0) | مَوْعِظَةٌ | موعظة | mev’izatun | bir öğüt | و ع ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi. | |||||
| 784 | Yunus 60. Ayet (10:60:0) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü (hakkında) | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkârdır, fakat onların çoğu (O’nun nimetlerine) şükretmezler. | |||||
| 785 | Yunus 62. Ayet (10:62:0) | اَوْلِيَٓاءَ | اولياء | evliyâe | dostları için | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. | |||||
| 786 | Yunus 64. Ayet (10:64:0) | الْفَوْزُ | الفوز | l-fevzu | kurtuluştur | ف و ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 787 | Yunus 71. Ayet (10:71:0) | تَوَكَّلْتُ | توكلت | tevekkeltu | güvendim | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin! | |||||
| 788 | Yunus 72. Ayet (10:72:0) | تَوَلَّيْتُمْ | توليتم | tevelleytum | yüz çevirirseniz | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah’a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi.” | |||||
| 789 | Yunus 82. Ayet (10:82:0) | وَلَوْ | ولو | ve lev | şayet | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Suçluların hoşuna gitmese de, Allah, hakkı sözleriyle gerçekleştirecektir.” | |||||
| 790 | Yunus 84. Ayet (10:84:0) | تَوَكَّلُٓوا | توكلوا | tevekkelû | güvenin | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah’a iman etmişseniz, eğer O’na teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O’na tevekkül edin” dedi. | |||||
| 791 | Yunus 85. Ayet (10:85:0) | تَوَكَّلْنَاۚ | توكلنا | tevekkelnâ | güvendik | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar da şöyle dediler: “Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!” | |||||
| 792 | Yunus 87. Ayet (10:87:0) | وَاَوْحَيْنَٓا | واوحينا | ve evhaynâ | ve vahyettik | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’ya ve kardeşine, “Kavminiz için Mısır’da (sığınak olarak) evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri müjdele” diye vahyettik. | |||||
| 793 | Yunus 87. Ayet (10:87:0) | تَبَوَّاٰ | تبوا | tebevveâ | hazırlayın | ب و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’ya ve kardeşine, “Kavminiz için Mısır’da (sığınak olarak) evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri müjdele” diye vahyettik. | |||||
| 794 | Yunus 92. Ayet (10:92:0) | فَالْيَوْمَ | فاليوم | fel-yevme | bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir. | |||||
| 795 | Yunus 93. Ayet (10:93:0) | بَوَّأْنَا | بوأنا | bevve/nâ | yerleştirdik | ب و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. | |||||
| 796 | Yunus 93. Ayet (10:93:0) | مُبَوَّاَ | مبوا | mubevve-e | bir yere | ب و أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. | |||||
| 797 | Yunus 93. Ayet (10:93:0) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. | |||||
| 798 | Yunus 97. Ayet (10:97:0) | وَلَوْ | ولو | ve lev | bile | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 96,97. Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar. | |||||
| 799 | Yunus 98. Ayet (10:98:0) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | bulunsaydı ya! | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık. | |||||