| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 800 | Yunus 99. Ayet (10:99:0) | وَلَوْ | ولو | ve lev | ve şayet | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın? | |||||
| 801 | Yunus 102. Ayet (10:102:0) | خَلَوْا | خلوا | ḣalev | geçmiş olanların | خ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.” | |||||
| 802 | Yunus 104. Ayet (10:104:0) | يَتَوَفّٰيكُمْۚ | يتوفيكم | yeteveffâkum | sizin canınızı alacak olan | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey insanlar, eğer benim dinimden herhangi bir şüphede iseniz, bilin ki ben, Allah’ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat sizin canınızı alacak olan Allah’a kulluk ederim. Bana mü’minlerden olmam emrolundu.” | |||||
| 803 | Hûd 3. Ayet (11:3:19) | تَوَلَّوْا | تولوا | tevellev | yüz çevirirseniz | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum. | |||||
| 804 | Hûd 3. Ayet (11:3:24) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | bir günün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum. | |||||
| 805 | Hûd 6. Ayet (11:6:12) | وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ | ومستودعها | ve mustevde’ahâ | ve emanet bırakıldığı yeri | و د ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. | |||||
| 806 | Hûd 7. Ayet (11:7:23) | الْمَوْتِ | الموت | l-mevti | ölümden | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı[272] su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler. | |||||
| 807 | Hûd 8. Ayet (11:8:12) | يَوْمَ | يوم | yevme | gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur. | |||||
| 808 | Hûd 12. Ayet (11:12:12) | لَوْلَٓا | لولا | levlâ | değil miydi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) “Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir. | |||||
| 809 | Hûd 12. Ayet (11:12:16) | اَوْ | او | ev | veya | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) “Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir. | |||||
| 810 | Hûd 17. Ayet (11:17:25) | مَوْعِدُهُۚ | موعده | mev’iduh(u) | kendisine vaadedilen | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur’an) ve bir de ondan (Kur’an’dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Mûsâ’nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir.[273] İşte bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar. | |||||
| 811 | Hûd 20. Ayet (11:20:14) | اَوْلِيَٓاءَۢ | اولياء | evliyâ/(e) | dostları | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde (Allah’ı) âciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah’tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı. | |||||
| 812 | Hûd 24. Ayet (11:24:8) | يَسْتَوِيَانِ | يستويان | yesteviyâni | ikisi eşit | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz? | |||||
| 813 | Hûd 26. Ayet (11:26:10) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | bir günün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.” | |||||
| 814 | Hûd 39. Ayet (11:39:1) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız. | |||||
| 815 | Hûd 40. Ayet (11:40:12) | زَوْجَيْنِ | زوجين | zevceyni | çifti | ز و ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.[274] | |||||
| 816 | Hûd 42. Ayet (11:42:5) | مَوْجٍ | موج | mevcin | dalgaların | م و ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi. | |||||
| 817 | Hûd 43. Ayet (11:43:11) | الْيَوْمَ | اليوم | l-yevme | bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu. | |||||
| 818 | Hûd 43. Ayet (11:43:20) | الْمَوْجُ | الموج | l-mevcu | bir dalga | م و ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu. | |||||
| 819 | Hûd 44. Ayet (11:44:13) | وَاسْتَوَتْ | واستوت | vestevet | ve oturdu | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” denildi. | |||||
| 820 | Hûd 52. Ayet (11:52:17) | تَتَوَلَّوْا | تتولوا | tetevellev | yüz çevirmeyin | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.” | |||||
| 821 | Hûd 56. Ayet (11:56:2) | تَوَكَّلْتُ | توكلت | tevekkeltu | güvendim | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın.[275] Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.” | |||||
| 822 | Hûd 57. Ayet (11:57:2) | تَوَلَّوْا | تولوا | tevellev | yüz çevirirseniz | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.” | |||||
| 823 | Hûd 60. Ayet (11:60:6) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | ve gününde | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetinden uzaklaştı. | |||||
| 824 | Hûd 66. Ayet (11:66:13) | يَوْمِئِذٍۜ | يومئذ | yevmi-iż(in) | o günün | يَوْمَئِذٍ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Helâk) emrimiz geldiğinde Salih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helâktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 825 | Hûd 68. Ayet (11:68:3) | يَغْنَوْا | يغنوا | yaġnev | hiç yaşamamışlardı | غ ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. (Yine) biliniz ki Semûd kavmi Allah’ın rahmetinden uzaklaştı. | |||||
| 826 | Hûd 70. Ayet (11:70:8) | وَاَوْجَسَ | واوجس | ve evcese | ve içine düştü | و ج س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: “Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik.” | |||||
| 827 | Hûd 75. Ayet (11:75:4) | اَوَّاهٌ | اواه | evvâhun | çok içli idi | أ و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi. | |||||
| 828 | Hûd 77. Ayet (11:77:12) | يَوْمٌ | يوم | yevmun | bir gündür | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve “Bu çok zor bir gün” dedi. | |||||
| 829 | Hûd 80. Ayet (11:80:2) | لَوْ | لو | lev | keşke | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Lût da:) “Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim” dedi. | |||||
| 830 | Hûd 80. Ayet (11:80:7) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Lût da:) “Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim” dedi. | |||||
| 831 | Hûd 81. Ayet (11:81:26) | مَوْعِدَهُمُ | موعدهم | mev’idehumu | onlara vaadedilen vakit | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!” | |||||
| 832 | Hûd 83. Ayet (11:83:1) | مُسَوَّمَةً | مسومة | musevvemeten | işaretlenmiş (taşlar) | س و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 82,83. (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir. | |||||
| 833 | Hûd 84. Ayet (11:84:26) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | bir günün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.” | |||||
| 834 | Hûd 85. Ayet (11:85:3) | اَوْفُوا | اوفوا | evfû | tam yapın | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” | |||||
| 835 | Hûd 85. Ayet (11:85:12) | تَعْثَوْا | تعثوا | ta’śev | karışıklık çıkarmayın | ع ث و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” | |||||
| 836 | Hûd 87. Ayet (11:87:11) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.” | |||||
| 837 | Hûd 88. Ayet (11:88:30) | تَوْف۪يق۪ٓي | توفيقي | tevfîkî | bir başarım | و ف ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” | |||||
| 838 | Hûd 88. Ayet (11:88:34) | تَوَكَّلْتُ | توكلت | tevekkeltu | güvendim | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” | |||||
| 839 | Hûd 89. Ayet (11:89:13) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin, veya Hûd kavminin, yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir.” | |||||
| 840 | Hûd 89. Ayet (11:89:16) | اَوْ | او | ev | veya | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin, veya Hûd kavminin, yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. (Ve unutmayın ki) Lût kavmi sizden uzak değildir.” | |||||
| 841 | Hûd 91. Ayet (11:91:13) | وَلَوْلَا | ولولا | ve levlâ | şayet | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin.” | |||||
| 842 | Hûd 93. Ayet (11:93:8) | سَوْفَ | سوف | sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum.” | |||||
| 843 | Hûd 95. Ayet (11:95:3) | يَغْنَوْا | يغنوا | yaġnev | hiç yaşamamışlardı | غ ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Allah’ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı. | |||||
| 844 | Hûd 98. Ayet (11:98:3) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası! | |||||
| 845 | Hûd 98. Ayet (11:98:5) | فَاَوْرَدَهُمُ | فاوردهم | fe-evradehumu | sürükler | و ر د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası! | |||||
| 846 | Hûd 98. Ayet (11:98:9) | الْمَوْرُودُ | المورود | l-mevrûd(u) | vardıkları yer | و ر د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası! | |||||
| 847 | Hûd 99. Ayet (11:99:5) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | ve gününde | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek! | |||||
| 848 | Hûd 103. Ayet (11:103:10) | يَوْمٌ | يوم | yevmun | bir gündür | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların (hesap ve ceza için) toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.[278] | |||||
| 849 | Hûd 103. Ayet (11:103:15) | يَوْمٌ | يوم | yevmun | bir gündür | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların (hesap ve ceza için) toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.[278] | |||||