| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1350 | Şu'arâ 137. Ayet (26:137:5) | الْاَوَّل۪ينَۙ | الاولين | l-evvelîn(e) | evvelkilerin | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir.” | |||||
| 1351 | Şu'arâ 155. Ayet (26:155:8) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | bir gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Salih, şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.” | |||||
| 1352 | Şu'arâ 156. Ayet (26:156:6) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | bir günün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.” | |||||
| 1353 | Şu'arâ 181. Ayet (26:181:1) | اَوْفُوا | اوفوا | evfû | tam yapın | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.” | |||||
| 1354 | Şu'arâ 183. Ayet (26:183:6) | تَعْثَوْا | تعثوا | ta’śev | karışıklık çıkarmayın | ع ث و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” | |||||
| 1355 | Şu'arâ 184. Ayet (26:184:5) | الْاَوَّل۪ينَۜ | الاولين | l-evvelîn(e) | önceki | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.” | |||||
| 1356 | Şu'arâ 189. Ayet (26:189:4) | يَوْمِ | يوم | yevmi | gününün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401] | |||||
| 1357 | Şu'arâ 189. Ayet (26:189:9) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | bir günün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.[401] | |||||
| 1358 | Şu'arâ 196. Ayet (26:196:4) | الْاَوَّل۪ينَ | الاولين | l-evvelîn(e) | evvelkilerin | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (Kur’an’ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı. | |||||
| 1359 | Şu'arâ 197. Ayet (26:197:1) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir? | |||||
| 1360 | Şu'arâ 198. Ayet (26:198:1) | وَلَوْ | ولو | ve lev | ve şayet | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 198,199. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı. | |||||
| 1361 | Şu'arâ 217. Ayet (26:217:1) | وَتَوَكَّلْ | وتوكل | ve tevekkel | ve tevekkül et | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 217,218,219. Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et. | |||||
| 1362 | Neml 7. Ayet (27:7:11) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ, ailesine, “Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut ısınasınız diye bir kor ateş getireceğim” demişti.[405] | |||||
| 1363 | Neml 18. Ayet (27:18:3) | اَتَوْا | اتوا | etev | geldikleri | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi. | |||||
| 1364 | Neml 19. Ayet (27:19:7) | اَوْزِعْن۪ٓي | اوزعني | evzi’nî | gönlüme ilham eyle | و ز ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: “Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” | |||||
| 1365 | Neml 21. Ayet (27:21:4) | اَوْ | او | ev | ya da | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirmedikçe kesinlikle onu ağır bir şekilde cezalandıracağım, ya da kafasını keseceğim.” | |||||
| 1366 | Neml 21. Ayet (27:21:6) | اَوْ | او | ev | yahut da | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirmedikçe kesinlikle onu ağır bir şekilde cezalandıracağım, ya da kafasını keseceğim.” | |||||
| 1367 | Neml 28. Ayet (27:28:7) | تَوَلَّ | تول | tevelle | biraz öteye çekil | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak.” | |||||
| 1368 | Neml 46. Ayet (27:46:9) | لَوْلَا | لولا | levlâ | gerekmez mi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Salih, onlara “Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorsunuz? Merhamet edilmeniz için Allah’tan bağışlanma dileseniz ya!” | |||||
| 1369 | Neml 56. Ayet (27:56:3) | جَوَابَ | جواب | cevâbe | cevabı | ج و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: “Lût’un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)” | |||||
| 1370 | Neml 68. Ayet (27:68:12) | الْاَوَّل۪ينَ | الاولين | l-evvelîn(e) | öncekilerin | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.” | |||||
| 1371 | Neml 79. Ayet (27:79:1) | فَتَوَكَّلْ | فتوكل | fe-tevekkel | o halde tevekkül et | و ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun. | |||||
| 1372 | Neml 80. Ayet (27:80:4) | الْمَوْتٰى | الموتى | l-mevtâ | ölülere | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. | |||||
| 1373 | Neml 80. Ayet (27:80:10) | وَلَّوْا | ولوا | vellev | kaçtıkları | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. | |||||
| 1374 | Neml 83. Ayet (27:83:1) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların (topluca hesap yerine) sevk edilecekleri günü hatırla.[411] | |||||
| 1375 | Neml 83. Ayet (27:83:6) | فَوْجًا | فوجا | fevcen | bir cemaat | ف و ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların (topluca hesap yerine) sevk edilecekleri günü hatırla.[411] | |||||
| 1376 | Neml 87. Ayet (27:87:1) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | ve gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler. | |||||
| 1377 | Neml 87. Ayet (27:87:17) | اَتَوْهُ | اتوه | etevhu | O'na gelirler | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler. | |||||
| 1378 | Neml 89. Ayet (27:89:10) | يَوْمَئِذٍ | يومئذ | yevmeiżin | o gün | يَوْمَئِذٍ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler. | |||||
| 1379 | Neml 90. Ayet (27:90:9) | تُجْزَوْنَ | تجزون | tuczevne | cezalandırılıyorsunuz | ج ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kimler de kötü amel getirirse, yüzüstü ateşe atılırlar. (Onlara), “Ancak yaptıklarınızın karşılığını görüyorsunuz” (denir.) | |||||
| 1380 | Kasas 7. Ayet (28:7:1) | وَاَوْحَيْنَٓا | واوحينا | ve evhaynâ | ve vahyettik | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil’e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız” diye ilham ettik. | |||||
| 1381 | Kasas 9. Ayet (28:9:13) | اَوْ | او | ev | ya da | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi. | |||||
| 1382 | Kasas 10. Ayet (28:10:10) | لَوْلَٓا | لولا | levlâ | eğer olmasaydık | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı. | |||||
| 1383 | Kasas 14. Ayet (28:14:4) | وَاسْتَوٰٓى | واستوى | vestevâ | ve olgunlaşınca | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 1384 | Kasas 22. Ayet (28:22:2) | تَوَجَّهَ | توجه | teveccehe | yönelince | و ج ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Şehirden çıkıp) Medyen’e doğru yöneldiğinde, “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir” dedi. | |||||
| 1385 | Kasas 22. Ayet (28:22:10) | سَوَٓاءَ | سواء | sevâe | doğru | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Şehirden çıkıp) Medyen’e doğru yöneldiğinde, “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir” dedi. | |||||
| 1386 | Kasas 24. Ayet (28:24:4) | تَوَلّٰٓى | تولى | tevellâ | çekildi | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi. | |||||
| 1387 | Kasas 25. Ayet (28:25:23) | نَجَوْتَ | نجوت | necevte | kurtuldun | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, “Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor” dedi. Mûsâ, onun (Şu’ayb’ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu’ayb, “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi. | |||||
| 1388 | Kasas 29. Ayet (28:29:22) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm”[414] dedi. | |||||
| 1389 | Kasas 36. Ayet (28:36:17) | الْاَوَّل۪ينَ | الاولين | l-evvelîn(e) | ilk | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, “Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık” dediler. | |||||
| 1390 | Kasas 38. Ayet (28:38:12) | فَاَوْقِدْ | فاوقد | fe-evkid | ateş yak | و ق د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hâmân! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Mûsâ’nın ilâhına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum” dedi. | |||||
| 1391 | Kasas 41. Ayet (28:41:6) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | ve günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir. | |||||
| 1392 | Kasas 42. Ayet (28:42:6) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | ve günü ise | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu dünyada onları lânete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır. | |||||
| 1393 | Kasas 47. Ayet (28:47:1) | وَلَوْلَٓا | ولولا | ve levlâ | keşke olmasalardı | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik. | |||||
| 1394 | Kasas 47. Ayet (28:47:10) | لَوْلَٓا | لولا | levlâ | keşke | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik. | |||||
| 1395 | Kasas 48. Ayet (28:48:7) | لَوْلَٓا | لولا | levlâ | değil miydi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ’ya verilen (mucize)lerin benzeri niçin buna da verilmedi” dediler. Onlar daha önce Mûsâ’ya verilen (mucize)leri inkâr etmemişler miydi? Onlar, “İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor” dediler. “Biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler. | |||||
| 1396 | Kasas 48. Ayet (28:48:13) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ’ya verilen (mucize)lerin benzeri niçin buna da verilmedi” dediler. Onlar daha önce Mûsâ’ya verilen (mucize)leri inkâr etmemişler miydi? Onlar, “İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor” dediler. “Biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler. | |||||
| 1397 | Kasas 50. Ayet (28:50:13) | هَوٰيهُ | هويه | hevâhu | kendi keyfine | ه و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer (bu konuda) sana cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Kim, Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna uyandan daha sapıktır. Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez. | |||||
| 1398 | Kasas 54. Ayet (28:54:2) | يُؤْتَوْنَ | يؤتون | yu/tevne | verilir | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onların, sabredip kötülüğü iyilikle savmaları ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcamaları karşılığında, mükâfatları kendilerine iki kez verilecektir. | |||||
| 1399 | Kasas 57. Ayet (28:57:9) | اَوَلَمْ | اولم | evelem | لَمْ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız” dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler. | |||||