| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1750 | Zuhruf 32. Ayet (43:32:14) | فَوْقَ | فوق | fevka | üzerine | ف و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır. | |||||
| 1751 | Zuhruf 33. Ayet (43:33:1) | وَلَوْلَٓا | ولولا | ve levlâ | (sözkonusu) olmasaydı | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer bütün insanlar (kâfirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık. | |||||
| 1752 | Zuhruf 39. Ayet (43:39:3) | الْيَوْمَ | اليوم | l-yevme | bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir. | |||||
| 1753 | Zuhruf 40. Ayet (43:40:4) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sağırlara sen mi duyuracaksın; yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin? | |||||
| 1754 | Zuhruf 42. Ayet (43:42:1) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut da, onlara yaptığımız tehdidi sana gösteririz ki, bizim onlara gücümüz yeter. | |||||
| 1755 | Zuhruf 44. Ayet (43:44:5) | وَسَوْفَ | وسوف | ve sevfe | ve yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. | |||||
| 1756 | Zuhruf 53. Ayet (43:53:1) | فَلَوْلَٓا | فلولا | fe-levlâ | değil miydi? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?” | |||||
| 1757 | Zuhruf 53. Ayet (43:53:7) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?” | |||||
| 1758 | Zuhruf 60. Ayet (43:60:1) | وَلَوْ | ولو | ve lev | ve eğer | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık. | |||||
| 1759 | Zuhruf 65. Ayet (43:65:10) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | bir günün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ama aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azâbından vay o zulmedenlerin hâline! | |||||
| 1760 | Zuhruf 67. Ayet (43:67:2) | يَوْمَئِذٍ | يومئذ | yevmeiżin | o gün | يَوْمَئِذٍ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar. | |||||
| 1761 | Zuhruf 68. Ayet (43:68:6) | الْيَوْمَ | اليوم | l-yevme | bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 68,69. (Allah, şöyle der:) “Ey âyetlerimize iman eden ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de.” | |||||
| 1762 | Zuhruf 77. Ayet (43:77:1) | وَنَادَوْا | ونادوا | ve nâdev | ve seslendiler | ن د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Görevli meleğe şöyle seslenirler:) “Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin.” O da, “Siz hep böyle kalacaksınız” der. | |||||
| 1763 | Zuhruf 81. Ayet (43:81:7) | اَوَّلُ | اول | evvelu | ilki | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Eğer Rahmân’ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.” | |||||
| 1764 | Zuhruf 83. Ayet (43:83:6) | يَوْمَهُمُ | يومهم | yevmehumu | günlerine | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar. | |||||
| 1765 | Zuhruf 89. Ayet (43:89:5) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdilik sen onları hoş gör ve “size selâm olsun” de. Yakında bilecekler. | |||||
| 1766 | Duhân 8. Ayet (44:8:10) | الْاَوَّل۪ينَ | الاولين | l-evvelîn(e) | önceki | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir. | |||||
| 1767 | Duhân 10. Ayet (44:10:2) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göğün açık bir duman[486] getireceği günü bekle. | |||||
| 1768 | Duhân 14. Ayet (44:14:2) | تَوَلَّوْا | تولوا | tevellev | yüz çevirdiler | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra ondan yüz çevirdiler ve “Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!” dediler. | |||||
| 1769 | Duhân 16. Ayet (44:16:1) | يَوْمَ | يوم | yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız. | |||||
| 1770 | Duhân 28. Ayet (44:28:2) | وَاَوْرَثْنَاهَا | واورثناها | ve evraśnâhâ | ve biz onları miras verdik | و ر ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık. | |||||
| 1771 | Duhân 35. Ayet (44:35:4) | مَوْتَتُنَا | موتتنا | mevtetunâ | ölümümüzden | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 34,35. Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.” | |||||
| 1772 | Duhân 40. Ayet (44:40:2) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır. | |||||
| 1773 | Duhân 41. Ayet (44:41:1) | يَوْمَ | يوم | yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez. | |||||
| 1774 | Duhân 41. Ayet (44:41:4) | مَوْلًى | مولى | mevlen | dost | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez. | |||||
| 1775 | Duhân 41. Ayet (44:41:6) | مَوْلًى | مولى | mevlen | dostu- | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez. | |||||
| 1776 | Duhân 47. Ayet (44:47:4) | سَوَٓاءِ | سواء | sevâi | ortasına | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, görevli meleklere şöyle der:) “Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin.” | |||||
| 1777 | Duhân 48. Ayet (44:48:3) | فَوْقَ | فوق | fevka | üstüne | ف و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.” | |||||
| 1778 | Duhân 54. Ayet (44:54:2) | وَزَوَّجْنَاهُمْ | وزوجناهم | ve zevvecnâhum | onları evlendirmişizdir | ز و ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir. | |||||
| 1779 | Duhân 56. Ayet (44:56:4) | الْمَوْتَ | الموت | l-mevte | ölüm | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur. | |||||
| 1780 | Duhân 56. Ayet (44:56:6) | الْمَوْتَةَ | الموتة | l-mevtete | ölümden | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur. | |||||
| 1781 | Duhân 57. Ayet (44:57:6) | الْفَوْزُ | الفوز | l-fevzu | başarı | ف و ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 1782 | Câsiye 5. Ayet (45:5:15) | مَوْتِهَا | موتها | mevtihâ | ölümünden | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgârları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır. | |||||
| 1783 | Câsiye 10. Ayet (45:10:16) | اَوْلِيَٓاءَۚ | اولياء | evliyâ/(e) | veliler | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Arkalarında da cehennem vardır. Dünyada kazandıkları ve Allah’tan başka edindikleri dostlar onlara hiçbir fayda vermez. Onlar için elbette büyük bir azap vardır. | |||||
| 1784 | Câsiye 17. Ayet (45:17:19) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara din işi konusunda açık deliller verdik. Ama onlar ancak kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki hasetten dolayı ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü, aralarında hüküm verecektir. | |||||
| 1785 | Câsiye 19. Ayet (45:19:11) | اَوْلِيَٓاءُ | اولياء | evliyâu | velisidirler | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çünkü onlar, Allah’a karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur. | |||||
| 1786 | Câsiye 21. Ayet (45:21:12) | سَوَٓاءً | سواء | sevâen | bir olacak (öyle mi?) | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar! | |||||
| 1787 | Câsiye 23. Ayet (45:23:5) | هَوٰيهُ | هويه | hevâhu | keyfini | ه و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? | |||||
| 1788 | Câsiye 26. Ayet (45:26:9) | يَوْمِ | يوم | yevmi | gününe | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan Kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler.” | |||||
| 1789 | Câsiye 27. Ayet (45:27:5) | وَيَوْمَ | ويوم | ve yevme | ve gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır. | |||||
| 1790 | Câsiye 27. Ayet (45:27:8) | يَوْمَئِذٍ | يومئذ | yevmeiżin | işte o gün | يَوْمَئِذٍ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır. | |||||
| 1791 | Câsiye 28. Ayet (45:28:10) | اَلْيَوْمَ | اليوم | l-yevme | bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. (Onlara şöyle denilir:) “Bugün (yalnızca) yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.” | |||||
| 1792 | Câsiye 28. Ayet (45:28:11) | تُجْزَوْنَ | تجزون | tuczevne | cezalandırılacaksınız | ج ز ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. (Onlara şöyle denilir:) “Bugün (yalnızca) yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.” | |||||
| 1793 | Câsiye 30. Ayet (45:30:12) | الْفَوْزُ | الفوز | l-fevzu | başarı | ف و ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanıp salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır. | |||||
| 1794 | Câsiye 34. Ayet (45:34:2) | الْيَوْمَ | اليوم | l-yevme | bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara şöyle denir: “Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur.” | |||||
| 1795 | Câsiye 34. Ayet (45:34:7) | يَوْمِكُمْ | يومكم | yevmikum | gününüzle | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara şöyle denir: “Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur.” | |||||
| 1796 | Câsiye 35. Ayet (45:35:10) | فَالْيَوْمَ | فاليوم | fel-yevme | artık bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez. | |||||
| 1797 | Ahkaf 4. Ayet (46:4:23) | اَوْ | او | ev | yahut | أَوْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!” | |||||
| 1798 | Ahkaf 5. Ayet (46:5:13) | يَوْمِ | يوم | yevmi | gününe | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların tapınmalarından habersizdirler. | |||||
| 1799 | Ahkaf 11. Ayet (46:11:6) | لَوْ | لو | lev | şayet | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, inananlar için, “Eğer o Kur’an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi” dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; “Bu eski bir uydurmadır” diyecekler. | |||||