| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Âl-i İmran 170. Ayet (3:170:13) | خَلْفِهِمْۙ | خلفهم | ḣalfihim | arkalarından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 169,170. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. | |||||
| 2 | Nisâ 9. Ayet (4:9:6) | خَلْفِهِمْ | خلفهم | ḣalfihim | arkalarında | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, (yetimler hakkında da) ürperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler. | |||||
| 3 | A'raf 17. Ayet (7:17:7) | خَلْفِهِمْ | خلفهم | ḣalfihim | arkalarından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” | |||||
| 4 | Yâsîn 9. Ayet (36:9:7) | خَلْفِهِمْ | خلفهم | ḣalfihim | arkalarından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. | |||||
| 5 | Fussilet 14. Ayet (41:14:8) | خَلْفِهِمْ | خلفهم | ḣalfihim | arkalarından | خ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından[477] gelmiş, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin” demişler, onlar da, “Eğer Rabbimiz dileseydi (Peygamber olarak) melekler indirirdi. Bu sebeple, biz sizinle gönderilenleri inkâr ediyoruz” demişlerdi. | |||||
| 6 | Nûr 55. Ayet (24:55:25) | خَوْفِهِمْ | خوفهم | ḣavfihim | korkularının | خ و ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 57. Ayet (3:57:6) | فَيُوَفّ۪يهِمْ | فيوفيهم | fe-yuveffîhim | (Allah) tam olarak verecektir | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez.” | |||||
| 8 | Nisâ 173. Ayet (4:173:6) | فَيُوَفّ۪يهِمْ | فيوفيهم | fe-yuveffîhim | eksiksiz ödeyecektir | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah’a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır. | |||||
| 9 | Bakara 129. Ayet (2:129:3) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | onlara | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” | |||||
| 10 | Âl-i İmran 164. Ayet (3:164:8) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | kendilerine | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler. | |||||
| 11 | Nisâ 102. Ayet (4:102:3) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | içlerinde | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.[130] | |||||
| 12 | Mâide 52. Ayet (5:52:7) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | onların arasına | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar. | |||||
| 13 | Mâide 117. Ayet (5:117:18) | ف۪يهِمْۚ | فيهم | fîhim | onların içinde | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.” | |||||
| 14 | Enfal 23. Ayet (8:23:0) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | onlarda vardır | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi. | |||||
| 15 | Enfal 33. Ayet (8:33:0) | ف۪يهِمْۜ | فيهم | fîhim | onların içinde bulundukça | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir. | |||||
| 16 | Nahl 27. Ayet (16:27:11) | ف۪يهِمْۜ | فيهم | fîhim | haklarında | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kıyamet günü, Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: “Uğrunda mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?!” Kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: “Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kâfirlerin üzerinedir.” | |||||
| 17 | Kehf 22. Ayet (18:22:25) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | onlar hakkında | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. Şöyle de diyecekler: “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O hâlde, onlar hakkında (Kur’an’daki) apaçık tartışma(yı aktarmak)dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.” | |||||
| 18 | Kehf 22. Ayet (18:22:31) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | onlar hakkında | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. Şöyle de diyecekler: “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O hâlde, onlar hakkında (Kur’an’daki) apaçık tartışma(yı aktarmak)dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.” | |||||
| 19 | Kehf 86. Ayet (18:86:24) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | kendilerine | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. | |||||
| 20 | Mü'minûn 32. Ayet (23:32:2) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | kendi içlerinden | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, kendilerinden, “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur, hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” diye öğüt veren bir peygamber gönderdik. | |||||
| 21 | Nûr 33. Ayet (24:33:20) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | onlar hakında | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın.[387] Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. | |||||
| 22 | Ankebut 14. Ayet (29:14:7) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | onların arasında | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi. | |||||
| 23 | Sâffât 72. Ayet (37:72:3) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | onların içine | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik. | |||||
| 24 | Mümtehine 6. Ayet (60:6:4) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | onlarda | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlarda (İbrahim ve beraberindekilerde) sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır. | |||||
| 25 | Bakara 219. Ayet (2:219:6) | ف۪يهِمَٓا | فيهما | fîhimâ | o ikisinde vardır | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.[63] | |||||
| 26 | Enbiyâ 22. Ayet (21:22:3) | ف۪يهِمَٓا | فيهما | fîhimâ | ikisinde | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş’ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir. | |||||
| 27 | Sebe' 22. Ayet (34:22:19) | ف۪يهِمَا | فيهما | fîhimâ | bu ikisinde | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da ilâh olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değillerdir. Onların yerde ve gökte hiçbir ortaklıkları yoktur. Allah’ın onlardan bir yardımcısı da yoktur. | |||||
| 28 | Şûrâ 29. Ayet (42:29:8) | ف۪يهِمَا | فيهما | fîhimâ | bunların içine | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O’nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir. | |||||
| 29 | Rahman 50. Ayet (55:50:1) | ف۪يهِمَا | فيهما | fîhimâ | ikisinde de vardır | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinde akan iki pınar vardır. | |||||
| 30 | Rahman 52. Ayet (55:52:1) | ف۪يهِمَا | فيهما | fîhimâ | ikisinde de vardır | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İkisinde de her meyveden çift çift vardır. | |||||
| 31 | Rahman 66. Ayet (55:66:1) | ف۪يهِمَا | فيهما | fîhimâ | ikisinde de vardır | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinde kaynayan iki pınar vardır. | |||||
| 32 | Rahman 68. Ayet (55:68:1) | ف۪يهِمَا | فيهما | fîhimâ | ikisinde de vardır | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır. | |||||
| 33 | Kureyş 2. Ayet (106:2:1) | ا۪يلَافِهِمْ | ايلافهم | îlâfihim | onları alıştırdığı için | أ ل ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2,3,4. Kureyş’i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen’e) ve yazın (Şam’a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsin. | |||||
| 34 | Kehf 17. Ayet (18:17:7) | كَهْفِهِمْ | كهفهم | kehfihim | mağaralarından | ك ه ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. | |||||
| 35 | Kehf 25. Ayet (18:25:3) | كَهْفِهِمْ | كهفهم | kehfihim | mağaralarında | ك ه ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler. | |||||
| 36 | Mü'minûn 64. Ayet (23:64:4) | مُتْرَف۪يهِمْ | مترفيهم | mutrafîhim | varlıklılarını | ت ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar. | |||||
| 37 | Ankebut 51. Ayet (29:51:2) | يَكْفِهِمْ | يكفهم | yekfihim | onlara yetmedi mi? | ك ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi?[419] Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır. | |||||
| 38 | Nûr 25. Ayet (24:25:2) | يُوَفّ۪يهِمُ | يوفيهم | yuveffîhimu | onlara tam verir | و ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir. | |||||