| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 150 | Ankebut 24. Ayet (29:24:11) | فَاَنْجٰيهُ | فانجيه | fe-encâhu | fakat onu kurtardı | ن ج و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İbrahim’in) kavminin cevabı, “Onu öldürün veya yakın” demekten ibaret oldu. Allah da onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır. | |||||
| 151 | Ankebut 29. Ayet (29:29:10) | فَمَا | فما | fe-mâ | fakat | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Siz hâlâ erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?” Kavminin cevabı, “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize” demeden ibaret oldu. | |||||
| 152 | Ankebut 39. Ayet (29:39:8) | فَاسْتَكْبَرُوا | فاستكبروا | festekberû | fakat onlar büyüklük tasladılar | ك ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kârûn’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da helâk ettik. Andolsun, Mûsâ kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip (azabımızdan) kurtulamazlardı. | |||||
| 153 | Ankebut 40. Ayet (29:40:25) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 154 | Ankebut 65. Ayet (29:65:10) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. | |||||
| 155 | Rum 6. Ayet (30:6:7) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, (onlara zafer konusunda) bir vaadde bulunmuştur. Allah, vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 156 | Rum 9. Ayet (30:9:25) | فَمَا | فما | fe-mâ | fakat | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 157 | Rum 9. Ayet (30:9:29) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 158 | Rum 16. Ayet (30:16:1) | وَاَمَّا | واما | ve emmâ | fakat | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edip âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içine atılacaklardır. | |||||
| 159 | Rum 30. Ayet (30:30:18) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata[425] sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur.[426] İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 160 | Rum 56. Ayet (30:56:17) | وَلٰكِنَّكُمْ | ولكنكم | ve lâkinnekum | fakat siz | وَلَٰكِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise onlara şöyle diyeceklerdir: “Andolsun, siz, Allah’ın yazısına göre, yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.” | |||||
| 161 | Lokman 32. Ayet (31:32:10) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat o zaman | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkâr eder. | |||||
| 162 | Secde 13. Ayet (32:13:7) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir.[433] | |||||
| 163 | Secde 19. Ayet (32:19:1) | اَمَّا | اما | emmâ | fakat | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükâfat olarak Me’vâ cennetleri vardır. | |||||
| 164 | Secde 20. Ayet (32:20:1) | وَاَمَّا | واما | ve emmâ | ve fakat | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler ve onlara, “Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın” denir. | |||||
| 165 | Ahzab 5. Ayet (33:5:21) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat vardır | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 166 | Ahzab 31. Ayet (33:31:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | fakat kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçinizden kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder ve salih bir amel işlerse, ona mükâfatını iki kat veririz. Biz, ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır. | |||||
| 167 | Ahzab 37. Ayet (33:37:14) | وَتُخْف۪ي | وتخفي | ve tuḣfî | fakat gizliyordun | خ ف ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.[439] | |||||
| 168 | Ahzab 40. Ayet (33:40:8) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 169 | Ahzab 53. Ayet (33:53:18) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 170 | Ahzab 53. Ayet (33:53:33) | فَيَسْتَحْي۪ | فيستحي | fe-yestahyî | fakat o utanıyordu | ح ي ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 171 | Ahzab 53. Ayet (33:53:35) | وَاللّٰهُ | والله | va(A)llâhu | fakat Allah | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 172 | Ahzab 72. Ayet (33:72:8) | فَاَبَيْنَ | فابين | fe-ebeyne | fakat kaçındılar | أ ب ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.[443] | |||||
| 173 | Sebe' 28. Ayet (34:28:8) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 174 | Sebe' 36. Ayet (34:36:9) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed, de ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.” | |||||
| 175 | Sebe' 45. Ayet (34:45:10) | فَكَذَّبُوا | فكذبوا | fe-keżżebû | fakat yalanladılar | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Hâlbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu! | |||||
| 176 | Fâtır 42. Ayet (35:42:13) | فَلَمَّا | فلما | fe-lemmâ | fakat | لَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı. | |||||
| 177 | Fâtır 45. Ayet (35:45:13) | وَلٰكِنْ | ولكن | ve lâkin | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir. | |||||
| 178 | Sâffât 10. Ayet (37:10:1) | اِلَّا | الا | illâ | (fakat) yalnız | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder). | |||||
| 179 | Sâffât 160. Ayet (37:160:1) | اِلَّا | الا | illâ | fakat hariçtir | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir. | |||||
| 180 | Sâd 3. Ayet (38:3:8) | وَلَاتَ | ولات | velâte | fakat geçmişti | ل و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi. | |||||
| 181 | Sâd 23. Ayet (38:23:11) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | fakat (kardeşim) dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden biri şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken ‘Onu da bana ver’ dedi ve tartışmada beni bastırdı.” | |||||
| 182 | Sâd 55. Ayet (38:55:2) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve fakat elbette | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 55,56. İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır! | |||||
| 183 | Zümer 7. Ayet (39:7:7) | وَلَا | ولا | velâ | fakat | لَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir. | |||||
| 184 | Zümer 20. Ayet (39:20:1) | لٰكِنِ | لكن | lâkini | fakat | لٰكِنِ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Allah, va’dinden dönmez. | |||||
| 185 | Zümer 29. Ayet (39:29:16) | بَلْ | بل | bel | fakat | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, birbiriyle çekişen ortak sahipleri bulunan bir (köle) adam ile yalnızca bir kişiye ait olan bir (köle) adamı örnek verdi. Bu iki adamın durumu hiç, bir olur mu?[470] Hamd Allah’a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. | |||||
| 186 | Zümer 49. Ayet (39:49:19) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 187 | Zümer 59. Ayet (39:59:5) | فَكَذَّبْتَ | فكذبت | fe-keżżebte | fakat sen yalanladın | ك ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, şöyle diyecek:) “Hayır, öyle değil! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.” | |||||
| 188 | Mü'min 10. Ayet (40:10:15) | فَتَكْفُرُونَ | فتكفرون | fe-tekfurûn(e) | fakat inkar ederdiniz | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler var ya, muhakkak onlara: “Allah’ın (size) gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür. Çünkü siz imana çağırılırdınız da inkâr ederdiniz” diye seslenilir. | |||||
| 189 | Mü'min 21. Ayet (40:21:21) | فَاَخَذَهُمُ | فاخذهم | fe-eḣażehumu | fakat onları yakaladı | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı. | |||||
| 190 | Mü'min 34. Ayet (40:34:7) | فَمَا | فما | fe-mâ | fakat | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, “Allah, ondan sonra aslâ peygamber göndermez” demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır. | |||||
| 191 | Mü'min 50. Ayet (40:50:11) | وَمَا | وما | ve mâ | fakat değildir | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Cehennem bekçileri) derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. (Bekçiler), “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır. | |||||
| 192 | Mü'min 57. Ayet (40:57:8) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler. | |||||
| 193 | Mü'min 59. Ayet (40:59:7) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar. | |||||
| 194 | Mü'min 61. Ayet (40:61:16) | وَلٰكِنَّ | ولكن | ve lâkinne | fakat | وَلٰكِن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler. | |||||
| 195 | Mü'min 70. Ayet (40:70:8) | فَسَوْفَ | فسوف | fe-sevfe | fakat yakında | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, kitabı (Kur’an’ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar bilecekler. | |||||
| 196 | Mü'min 85. Ayet (40:85:1) | فَلَمْ | فلم | fe-lem | fakat | لَمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar. | |||||
| 197 | Fussilet 4. Ayet (41:4:3) | فَاَعْرَضَ | فاعرض | fea’rada- | fakat yüz çevirmiştir | ع ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler. | |||||
| 198 | Fussilet 13. Ayet (41:13:1) | فَاِنْ | فان | fe-in | fakat eğer | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım.” | |||||
| 199 | Fussilet 15. Ayet (41:15:1) | فَاَمَّا | فاما | fe-emmâ | fakat | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı. | |||||