| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 31. Ayet (2:31:9) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi. | |||||
| 2 | Mâide 110. Ayet (5:110:56) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | demişti | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun.[164] Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim.[165] Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu.[166] Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak açık bir büyüdür” demişlerdi. | |||||
| 3 | A'raf 59. Ayet (7:59:6) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi. | |||||
| 4 | Hûd 27. Ayet (11:27:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, “Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz” dediler. | |||||
| 5 | Hûd 45. Ayet (11:45:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” | |||||
| 6 | Hûd 65. Ayet (11:65:2) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | (bunun üzerine) dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. (Sonra helâk olacaksınız.) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.” | |||||
| 7 | İbrahim 21. Ayet (14:21:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler. | |||||
| 8 | İsrâ 101. Ayet (17:101:12) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | demişti | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Mûsâ onlara gelmiş ve Firavun da ona, “Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!” demişti.[323] | |||||
| 9 | Kehf 34. Ayet (18:34:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm.” | |||||
| 10 | Mü'minûn 23. Ayet (23:23:6) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?” dedi. | |||||
| 11 | Mü'minûn 24. Ayet (23:24:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | (şöyle) dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dediler: “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” | |||||
| 12 | Neml 20. Ayet (27:20:3) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?” | |||||
| 13 | Neml 22. Ayet (27:22:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken Hüdhüd çok beklemedi, çıkageldi ve (Süleyman’a) şöyle dedi: “Senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sebe’den sana sağlam bir haber getirdim.” | |||||
| 14 | Kasas 24. Ayet (28:24:7) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi. | |||||
| 15 | Ankebut 36. Ayet (29:36:5) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen’e de kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Şu’ayb, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Ahiret gününe ümit besleyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın” dedi. | |||||
| 16 | Sâffât 89. Ayet (37:89:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 88,89. İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi. | |||||
| 17 | Sâffât 91. Ayet (37:91:4) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?” | |||||
| 18 | Sâd 23. Ayet (38:23:11) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | fakat (kardeşim) dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden biri şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken ‘Onu da bana ver’ dedi ve tartışmada beni bastırdı.” | |||||
| 19 | Sâd 32. Ayet (38:32:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 32,33. Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman[463], “Onları bana geri getirin” dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. | |||||
| 20 | Fussilet 11. Ayet (41:11:7) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | sonra dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler. | |||||
| 21 | Zuhruf 46. Ayet (43:46:8) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti. | |||||
| 22 | Kaf 2. Ayet (50:2:7) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. Kâf.[501] Şerefli Kur’ân’a andolsun ki kâfirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: “Bu tuhaf bir şeydir!” | |||||
| 23 | Müddessir 24. Ayet (74:24:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | sonra dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 23,24. Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: “Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir.” | |||||
| 24 | Nâzi'ât 24. Ayet (79:24:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | ve dedi | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. | |||||
| 25 | Şems 13. Ayet (91:13:1) | فَقَالَ | فقال | fe-kâle | demişti | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın Resûlü de onlara şöyle demişti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.”[583] | |||||