| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 500 | Meryem 37. Ayet (19:37:10) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | bir günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler.[345] Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kâfirlerin hâline! | |||||
| 501 | Meryem 38. Ayet (19:38:4) | يَوْمَ | يوم | yevme | gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 502 | Meryem 38. Ayet (19:38:8) | الْيَوْمَ | اليوم | l-yevme | bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 503 | Meryem 39. Ayet (19:39:2) | يَوْمَ | يوم | yevme | gününe (karşı) | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar. | |||||
| 504 | Meryem 43. Ayet (19:43:14) | سَوِيًّا | سويا | seviyyâ(n) | düzgün | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.” | |||||
| 505 | Meryem 70. Ayet (19:70:6) | اَوْلٰى | اولى | evlâ | uygun olduğunu | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz. | |||||
| 506 | Meryem 85. Ayet (19:85:1) | يَوْمَ | يوم | yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 85,86. Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün! | |||||
| 507 | Meryem 95. Ayet (19:95:3) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar(ın her biri) kıyamet günü O’na tek başına gelecektir. | |||||
| 508 | Tâhâ 58. Ayet (20:58:14) | سُوًى | سوى | suvâ(n) | uygun | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.” | |||||
| 509 | Tâhâ 59. Ayet (20:59:3) | يَوْمُ | يوم | yevmu | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi. | |||||
| 510 | Tâhâ 64. Ayet (20:64:8) | الْيَوْمَ | اليوم | l-yevme | bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Öyleyse, hilelerinizi toplayın (birbirinize destek olun) sonra sıra hâlinde gelin. Bu gün üstün gelen muhakkak başarıya ulaşmıştır.” | |||||
| 511 | Tâhâ 71. Ayet (20:71:9) | لَكَب۪يرُكُمُ | لكبيركم | le-kebîrukumu | büyüğünüzdür | ك ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.” | |||||
| 512 | Tâhâ 73. Ayet (20:73:6) | خَطَايَانَا | خطايانا | ḣatâyânâ | günahlarımızı | خ ط أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” | |||||
| 513 | Tâhâ 87. Ayet (20:87:8) | اَوْزَارًا | اوزارا | evzâran | yükler (günahlar) | و ز ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle dediler: “Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Sâmirî de aynı şekilde attı.” | |||||
| 514 | Tâhâ 92. Ayet (20:92:7) | رَاَيْتَهُمْ | رايتهم | raeytehum | gördüğünde onların | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 92,93. Mûsâ, (Tûr’dan dönünce) şöyle dedi: “Ey Hârûn! Saptıklarını gördüğün zaman bana uymana ne engel oldu? Yoksa emrime karşı mı geldin?” | |||||
| 515 | Tâhâ 100. Ayet (20:100:6) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir. | |||||
| 516 | Tâhâ 100. Ayet (20:100:8) | وِزْرًاۙ | وزرا | vizrâ(n) | (ağır) bir günah | و ز ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir. | |||||
| 517 | Tâhâ 101. Ayet (20:101:5) | يَوْمَ | يوم | yevme | gününde | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar o günahın cezası içinde ebediyen kalacaklardır. Sûra üfürüleceği gün[361], bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür! | |||||
| 518 | Tâhâ 102. Ayet (20:102:1) | يَوْمَ | يوم | yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün günahkârları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz. | |||||
| 519 | Tâhâ 102. Ayet (20:102:7) | يَوْمَئِذٍ | يومئذ | yevmeiżin | o gün | يَوْمَئِذٍ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün günahkârları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz. | |||||
| 520 | Tâhâ 103. Ayet (20:103:6) | عَشْرًا | عشرا | ‘aşrâ(n) | on gün(den) | ع ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 103,104. Aralarında birbirlerine “(Dünya’da) sadece on (gün) kaldınız” diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, “Siz sadece bir gün kaldınız” diyecektir. | |||||
| 521 | Tâhâ 104. Ayet (20:104:12) | يَوْمًا۟ | يوما | yevmâ(n) | bir gün(den) | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 103,104. Aralarında birbirlerine “(Dünya’da) sadece on (gün) kaldınız” diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, “Siz sadece bir gün kaldınız” diyecektir. | |||||
| 522 | Tâhâ 108. Ayet (20:108:1) | يَوْمَئِذٍ | يومئذ | yevmeiżin | o gün | يَوْمَئِذٍ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrâfil’e) uyarlar. Sesler, Rahmân’ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin. | |||||
| 523 | Tâhâ 109. Ayet (20:109:1) | يَوْمَئِذٍ | يومئذ | yevmeiżin | o gün | يَوْمَئِذٍ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez. | |||||
| 524 | Tâhâ 124. Ayet (20:124:10) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” | |||||
| 525 | Tâhâ 126. Ayet (20:126:7) | الْيَوْمَ | اليوم | l-yevme | bugün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun” der. | |||||
| 526 | Tâhâ 130. Ayet (20:130:10) | الشَّمْسِ | الشمس | şşemsi | güneşin | ش م س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. | |||||
| 527 | Tâhâ 130. Ayet (20:130:18) | النَّهَارِ | النهار | nnehâri | gündüzün | ن ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. | |||||
| 528 | Tâhâ 135. Ayet (20:135:9) | السَّوِيِّ | السوي | sseviyyi | düzgün | س و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed, de ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!” | |||||
| 529 | Enbiyâ 20. Ayet (21:20:3) | وَالنَّهَارَ | والنهار | ve-nnehâra | ve gündüz | ن ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler. | |||||
| 530 | Enbiyâ 27. Ayet (21:27:5) | بِاَمْرِه۪ | بامره | bi-emrihi | O'nun buyruğunu | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar Allah’tan önce söz söylemezler ve hep O’nun emriyle iş görürler. | |||||
| 531 | Enbiyâ 33. Ayet (21:33:5) | وَالنَّهَارَ | والنهار | ve-nnehâra | ve gündüzü | ن ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler. | |||||
| 532 | Enbiyâ 33. Ayet (21:33:6) | وَالشَّمْسَ | والشمس | ve-şşemse | ve güneşi | ش م س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler. | |||||
| 533 | Enbiyâ 42. Ayet (21:42:5) | وَالنَّهَارِ | والنهار | ve-nnehâri | ve gündüz | ن ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler. | |||||
| 534 | Enbiyâ 47. Ayet (21:47:4) | لِيَوْمِ | ليوم | li-yevmi | günü için | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. | |||||
| 535 | Enbiyâ 103. Ayet (21:103:8) | يَوْمُكُمُ | يومكم | yevmukumu | gününüzdür | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür” diyerek karşılarlar. | |||||
| 536 | Enbiyâ 104. Ayet (21:104:1) | يَوْمَ | يوم | yevme | o gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız. | |||||
| 537 | Enbiyâ 109. Ayet (21:109:9) | اَقَر۪يبٌ | اقريب | ekarîbun | yakın mı (olduğunu) | ق ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.” | |||||
| 538 | Enbiyâ 109. Ayet (21:109:11) | بَع۪يدٌ | بعيد | ba’îdun | uzak (mı olduğunu) | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.” | |||||
| 539 | Hacc 2. Ayet (22:2:1) | يَوْمَ | يوم | yevme | gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir. | |||||
| 540 | Hacc 2. Ayet (22:2:2) | تَرَوْنَهَا | ترونها | teravnehâ | onu gördüğünüz | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir. | |||||
| 541 | Hacc 9. Ayet (22:9:12) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 8,9. İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı hâlde kibirlenerek insanları Allah’ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız. | |||||
| 542 | Hacc 17. Ayet (22:17:15) | يَوْمَ | يوم | yevme | günü | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsiler ve Allah’a ortak koşanlar var ya; Allah, kıyamet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah, her şeye şahittir. | |||||
| 543 | Hacc 18. Ayet (22:18:13) | وَالشَّمْسُ | والشمس | ve-şşemsu | ve güneş | ش م س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. | |||||
| 544 | Hacc 27. Ayet (22:27:9) | ضَامِرٍ | ضامر | dâmirin | yorgun deve | ض م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. | |||||
| 545 | Hacc 28. Ayet (22:28:8) | اَيَّامٍ | ايام | eyyâmin | günlerde | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde[375] (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. | |||||
| 546 | Hacc 36. Ayet (22:36:16) | وَجَبَتْ | وجبت | vecebet | düştüğünde | و ج ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik. | |||||
| 547 | Hacc 47. Ayet (22:47:8) | يَوْمًا | يوما | yevmen | bir gün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de senden acele azap istiyorlar. Hâlbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir. | |||||
| 548 | Hacc 54. Ayet (22:54:6) | الْحَقُّ | الحق | l-hakku | bir hak (gerçek) olduğunu | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. | |||||
| 549 | Hacc 55. Ayet (22:55:15) | يَوْمٍ | يوم | yevmin | günün | ي و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün[378] azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar. | |||||