| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 89. Ayet (2:89:18) | جَٓاءَهُمْ | جاءهم | câehum | kendilerine gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. | |||||
| 2 | Âl-i İmran 56. Ayet (3:56:1) | فَاَمَّا | فاما | fe-emmâ | gelince | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.” | |||||
| 3 | Âl-i İmran 57. Ayet (3:57:1) | وَاَمَّا | واما | ve emmâ | gelince | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez.” | |||||
| 4 | Nisâ 62. Ayet (4:62:3) | اَصَابَتْهُمْ | اصابتهم | esâbethum | başlarına gelince | ص و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin ederek sana geldikleri zaman hâlleri nasıl olur? | |||||
| 5 | Nisâ 173. Ayet (4:173:1) | فَاَمَّا | فاما | fe-emmâ | gelince | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah’a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır. | |||||
| 6 | Nisâ 173. Ayet (4:173:11) | وَاَمَّا | واما | ve emmâ | gelince | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah’a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır. | |||||
| 7 | Nisâ 175. Ayet (4:175:1) | فَاَمَّا | فاما | fe emmâ | gelince | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise (Allah), kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir. | |||||
| 8 | En'am 36. Ayet (6:36:5) | وَالْمَوْتٰى | والموتى | vel-mevtâ | ölülere gelince | م و ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi O’na döndürülürler. | |||||
| 9 | A'raf 34. Ayet (7:34:5) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. | |||||
| 10 | A'raf 37. Ayet (7:37:18) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler. | |||||
| 11 | Enfal 28. Ayet (8:28:0) | اللّٰهَ | الله | (A)llâhe | Allah('a gelince) | اللَّهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 12 | Tevbe 125. Ayet (9:125:0) | وَاَمَّا | واما | ve emmâ | fakat gelince | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir. | |||||
| 13 | Yunus 27. Ayet (10:27:0) | وَالَّذ۪ينَ | والذين | velleżîne | kimselere gelince | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah’(ın azabın)dan koruyacak hiçbir kimse de yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalarla örtülmüştür. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 14 | Yunus 76. Ayet (10:76:0) | جَٓاءَهُمُ | جاءهم | câehumu | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Katımızdan kendilerine hak (mucize) gelince, “Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. | |||||
| 15 | Yunus 80. Ayet (10:80:0) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar gelince Mûsâ onlara, “Atacağınızı atın (hünerinizi ortaya koyun)” dedi. | |||||
| 16 | Yunus 93. Ayet (10:93:0) | جَٓاءَهُمُ | جاءهم | câehumu | kendilerine gelinceye | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir. | |||||
| 17 | Hûd 58. Ayet (11:58:2) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Helâk emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık. | |||||
| 18 | Hûd 66. Ayet (11:66:2) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Helâk) emrimiz geldiğinde Salih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helâktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 19 | Hûd 74. Ayet (11:74:6) | وَجَٓاءَتْهُ | وجاءته | ve câethu | ve kendisine gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı. | |||||
| 20 | Hûd 77. Ayet (11:77:2) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elçilerimiz Lût’a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve “Bu çok zor bir gün” dedi. | |||||
| 21 | Hûd 82. Ayet (11:82:2) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 82,83. (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir. | |||||
| 22 | Hûd 94. Ayet (11:94:2) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Azap) emrimiz gelince, Şu’ayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. | |||||
| 23 | Hûd 101. Ayet (11:101:18) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı. | |||||
| 24 | Hûd 105. Ayet (11:105:2) | يَأْتِ | يأت | ye/ti | gelince | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün geldiği zaman Allah’ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da. | |||||
| 25 | Yusuf 50. Ayet (12:50:6) | جَٓاءَهُ | جاءه | câehu | gelince (Yusuf'a) | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kral, “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yûsuf’a gelince (Yûsuf) dedi ki: “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.” | |||||
| 26 | Ra'd 31. Ayet (13:31:44) | يَأْتِيَ | يأتي | ye/tiye | gelinceye | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. | |||||
| 27 | Hicr 99. Ayet (15:99:4) | يَأْتِيَكَ | يأتيك | ye/tiyeke | sana gelinceye | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et. | |||||
| 28 | İsrâ 5. Ayet (17:5:2) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi. | |||||
| 29 | İsrâ 7. Ayet (17:7:9) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.) | |||||
| 30 | İsrâ 104. Ayet (17:104:9) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: “Bu topraklarda oturun, ahiret va’di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.” | |||||
| 31 | Kehf 80. Ayet (18:80:1) | وَاَمَّا | واما | ve emmâ | gelince | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.” | |||||
| 32 | Tâhâ 11. Ayet (20:11:2) | اَتٰيهَا | اتيها | etâhâ | o(ateşin yanı)na gelince | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!” | |||||
| 33 | Hacc 51. Ayet (22:51:1) | وَالَّذ۪ينَ | والذين | velleżîne | -a gelince | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi geçersiz kılmak için çaba gösterenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. | |||||
| 34 | Hacc 55. Ayet (22:55:9) | تَأْتِيَهُمُ | تأتيهم | te/tiyehumu | kendilerine gelinceye | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün[378] azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar. | |||||
| 35 | Hacc 55. Ayet (22:55:13) | يَأْتِيَهُمْ | يأتيهم | ye/tiyehum | kendilerine gelinceye kadar | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün[378] azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar. | |||||
| 36 | Mü'minûn 27. Ayet (23:27:9) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”[384] | |||||
| 37 | Nûr 39. Ayet (24:39:11) | جَٓاءَهُ | جاءه | câehu | yanına gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kâfir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah’ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 38 | Neml 13. Ayet (27:13:2) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler. | |||||
| 39 | Neml 36. Ayet (27:36:2) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Elçilerin sözcüsü) Süleyman’ın huzuruna gelince, Süleyman ona şöyle dedi: “Siz beni mal ile desteklemek (ve böylece etkilemek) mi istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat hediyenizle ancak siz sevinirsiniz.” | |||||
| 40 | Neml 42. Ayet (27:42:2) | جَٓاءَتْ | جاءت | câet | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Belkıs gelince, “Senin tahtın böyle mi?” denildi. O da, “Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik” dedi. | |||||
| 41 | Kasas 25. Ayet (28:25:16) | جَٓاءَهُ | جاءه | câehu | (Musa) ona gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, “Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor” dedi. Mûsâ, onun (Şu’ayb’ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu’ayb, “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi. | |||||
| 42 | Kasas 30. Ayet (28:30:2) | اَتٰيهَا | اتيها | etâhâ | oraya gelince | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.” | |||||
| 43 | Kasas 36. Ayet (28:36:2) | جَٓاءَهُمْ | جاءهم | câehum | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, “Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık” dediler. | |||||
| 44 | Kasas 48. Ayet (28:48:2) | جَٓاءَهُمُ | جاءهم | câehumu | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ’ya verilen (mucize)lerin benzeri niçin buna da verilmedi” dediler. Onlar daha önce Mûsâ’ya verilen (mucize)leri inkâr etmemişler miydi? Onlar, “İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor” dediler. “Biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler. | |||||
| 45 | Ahzab 19. Ayet (33:19:4) | جَٓاءَ | جاء | câe | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 18,19. Şüphesiz Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, “Bize gelin” diyenleri biliyor. Size katkıda cimri davranarak savaşa pek az gelirler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah’a kolaydır. | |||||
| 46 | Sebe' 38. Ayet (34:38:2) | يَسْعَوْنَ | يسعون | yes’avne | çalışanlara gelince | س ع ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışanlar var ya, işte onlar azap için hazır bulundurulacaklar. | |||||
| 47 | Fâtır 10. Ayet (35:10:15) | وَالَّذ۪ينَ | والذين | velleżîne | (gelince) | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir.[447] Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar. | |||||
| 48 | Fâtır 42. Ayet (35:42:14) | جَٓاءَهُمْ | جاءهم | câehum | gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı. | |||||
| 49 | Mü'min 25. Ayet (40:25:2) | جَٓاءَهُمْ | جاءهم | câehum | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ onlara tarafımızdan gerçeği getirince, “Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın” dediler. Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır. | |||||
| 50 | Mü'min 83. Ayet (40:83:2) | جَٓاءَتْهُمْ | جاءتهم | câethum | onlara gelince | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi. | |||||