| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 46. Ayet (2:46:6) | وَاَنَّهُمْ | وانهم | ve ennehum | ve gerçekten onlar | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O’na döneceklerini çok iyi bilirler. | |||||
| 2 | Bakara 122. Ayet (2:122:9) | وَاَنّ۪ي | واني | veennî | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün tuttuğumu hatırlayın. | |||||
| 3 | Bakara 165. Ayet (2:165:24) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi! | |||||
| 4 | Bakara 165. Ayet (2:165:28) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi! | |||||
| 5 | Bakara 176. Ayet (2:176:2) | بِاَنَّ | بان | bi-enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu (azab) da, Allah’ın, Kitab’ı hak olarak indirmiş olması (ve onların bunu inkâr etmesi) sebebiyledir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise derin bir ayrılık içindedirler. | |||||
| 6 | Bakara 187. Ayet (2:187:16) | اَنَّكُمْ | انكم | ennekum | gerçekten siz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı.[51] Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz.[52] Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar. | |||||
| 7 | Bakara 194. Ayet (2:194:19) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haram ay, haram aya karşılıktır.[56] Hürmetler (saygı gösterilmesi gereken şeyler) kısas kuralına tabidir. O hâlde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, (fakat ileri gitmeyin). Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.[57] | |||||
| 8 | Bakara 196. Ayet (2:196:70) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin. | |||||
| 9 | Âl-i İmran 86. Ayet (3:86:9) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez. | |||||
| 10 | Âl-i İmran 87. Ayet (3:87:3) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır. | |||||
| 11 | En'am 19. Ayet (6:19:21) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.[171] İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” | |||||
| 12 | En'am 114. Ayet (6:114:15) | اَنَّهُ | انه | ennehu | ki O gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.[190] | |||||
| 13 | A'raf 75. Ayet (7:75:13) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen inanmışlara, “Siz, Salih’in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?” dediler. Onlar da, “Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlarız” dediler. | |||||
| 14 | Enfal 7. Ayet (8:7:0) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va’dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.[242] | |||||
| 15 | Tevbe 63. Ayet (9:63:0) | فَاَنَّ | فان | fe-enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir. | |||||
| 16 | Yunus 24. Ayet (10:24:0) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. | |||||
| 17 | Hûd 36. Ayet (11:36:4) | اَنَّهُ | انه | ennehu | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’a vahyolundu ki: “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.” | |||||
| 18 | Nahl 23. Ayet (16:23:3) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez. | |||||
| 19 | Tâhâ 66. Ayet (20:66:11) | اَنَّهَا | انها | ennehâ | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor. | |||||
| 20 | Enbiyâ 83. Ayet (21:83:5) | اَنّ۪ي | اني | ennî | gerçekten diye | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti. | |||||
| 21 | Hacc 62. Ayet (22:62:6) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O’nu bırakıp da taptıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür. | |||||
| 22 | Hacc 62. Ayet (22:62:13) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve gerçek şu ki | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O’nu bırakıp da taptıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür. | |||||
| 23 | Furkan 44. Ayet (25:44:3) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar. | |||||
| 24 | Rum 37. Ayet (30:37:3) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır. | |||||
| 25 | Lokman 30. Ayet (31:30:12) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir, onu bırakıp da taptıkları ise batıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür. | |||||
| 26 | Ahzab 47. Ayet (33:47:3) | بِاَنَّ | بان | bi-enne | ki gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minlere kendileri için Allah’tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele. | |||||
| 27 | Zümer 58. Ayet (39:58:7) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut azabı gördüğünde, “Keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin. | |||||
| 28 | Duhân 22. Ayet (44:22:3) | اَنَّ | ان | enne | ki gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra Mûsâ, Rabbine, “Bunlar günahkâr bir toplumdur” diye seslendi. | |||||
| 29 | Ahkaf 33. Ayet (46:33:3) | اَنَّ | ان | enne | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 30 | Saf 5. Ayet (61:5:11) | اَنّ۪ي | اني | ennî | gerçekten benim | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ kavmine, “Ey kavmim! Allah’ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez. | |||||
| 31 | Cin 1. Ayet (72:1:4) | اَنَّهُ | انه | ennehu | gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” | |||||
| 32 | Cin 4. Ayet (72:4:1) | وَاَنَّهُ | وانه | ve ennehu | gerçek şu ki | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş.” | |||||
| 33 | Tevbe 13. Ayet (9:13:0) | مُؤْمِن۪ينَ | مؤمنين | mu/minîn(e) | gerçekten inananlar | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır. | |||||
| 34 | Âl-i İmran 7. Ayet (3:7:26) | تَأْو۪يلِه۪ۚ | تأويله | te/vîlih(i) | onun (gerçek) yorumunu | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.[84] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. | |||||
| 35 | Âl-i İmran 7. Ayet (3:7:29) | تَأْو۪يلَهُٓ | تأويله | te/vîlehu | onun (gerçek) yorumunu | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.[84] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. | |||||
| 36 | Bakara 26. Ayet (2:26:12) | فَاَمَّا | فاما | fe-emmâ | gerçekten | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.[12] | |||||
| 37 | Âl-i İmran 7. Ayet (3:7:14) | فَاَمَّا | فاما | fe-emmâ | gerçekten | أَمَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.[84] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. | |||||
| 38 | Bakara 68. Ayet (2:68:12) | اِنَّهَا | انها | innehâ | gerçekten o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın.” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın.” | |||||
| 39 | Bakara 69. Ayet (2:69:12) | اِنَّهَا | انها | innehâ | gerçekten o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır” dedi. | |||||
| 40 | Bakara 71. Ayet (2:71:4) | اِنَّهَا | انها | innehâ | gerçekten o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır.” Onlar, “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı. | |||||
| 41 | Bakara 192. Ayet (2:192:3) | فَاِنَّ | فان | fe-inne | gerçekten | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar (savaştan ve küfürden) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 42 | Bakara 247. Ayet (2:247:4) | اِنَّ | ان | inne | gerçekten | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara, “Allah, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 43 | Âl-i İmran 16. Ayet (3:16:4) | اِنَّنَٓا | اننا | innenâ | gerçekten biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 16,17. (Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir. | |||||
| 44 | Mâide 44. Ayet (5:44:1) | اِنَّٓا | انا | innâ | gerçekten | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir. | |||||
| 45 | En'am 33. Ayet (6:33:7) | فَاِنَّهُمْ | فانهم | fe-innehum | gerçekte onlar | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar. | |||||
| 46 | En'am 159. Ayet (6:159:1) | اِنَّ | ان | inne | gerçekten | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir. | |||||
| 47 | A'raf 5. Ayet (7:5:10) | اِنَّا | انا | innâ | biz gerçekten | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Azabımız kendilerine geldiğinde, “(Biz bunu hak ettik.) Gerçekten biz zalimler olmuştuk” demekten başka söyleyecekleri kalmamıştı. | |||||
| 48 | A'raf 138. Ayet (7:138:22) | اِنَّكُمْ | انكم | innekum | siz gerçekten | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine ait putlara tapan bir kavme rastladılar. İsrailoğulları, “Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilâhları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilâh yapsana” dediler. Mûsa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.” | |||||
| 49 | A'raf 150. Ayet (7:150:0) | اِنَّ | ان | inne | gerçekten | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.” | |||||
| 50 | Enfal 2. Ayet (8:2:0) | اِنَّمَا | انما | innemâ | gerçekten | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.[241] | |||||