| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 25. Ayet (2:25:6) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 2 | Âl-i İmran 171. Ayet (3:171:6) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler. | |||||
| 3 | Mâide 34. Ayet (5:34:10) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin. | |||||
| 4 | En'am 54. Ayet (6:54:25) | فَاَنَّهُ | فانه | fe-ennehu | muhakkak ki O | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 5 | Enfal 7. Ayet (8:7:0) | اَنَّهَا | انها | ennehâ | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va’dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.[242] | |||||
| 6 | Enfal 24. Ayet (8:24:0) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız. | |||||
| 7 | Enfal 25. Ayet (8:25:0) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.[246] | |||||
| 8 | Enfal 40. Ayet (8:40:0) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur. O, ne güzel dosttur; O, ne güzel yardımcıdır! | |||||
| 9 | Enfal 41. Ayet (8:41:0) | فَاَنَّ | فان | fe-enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize[251] inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 10 | Tevbe 63. Ayet (9:63:0) | اَنَّهُ | انه | ennehu | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Resûlüne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir. | |||||
| 11 | Tevbe 78. Ayet (9:78:0) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini[260] ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi? | |||||
| 12 | Tevbe 78. Ayet (9:78:0) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini[260] ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi? | |||||
| 13 | Tevbe 113. Ayet (9:113:0) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere. | |||||
| 14 | Yunus 22. Ayet (10:22:0) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | muhakkak onlar | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar. | |||||
| 15 | Yusuf 52. Ayet (12:52:7) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yûsuf), “Benim böyle yapmam, Aziz’in; yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi” dedi. | |||||
| 16 | Nahl 2. Ayet (16:2:13) | اَنَّهُ | انه | ennehu | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, “Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının” diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir. | |||||
| 17 | Nahl 62. Ayet (16:62:8) | اَنَّ | ان | enne | hakkında | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah’a isnad ederler. En güzel sonuç kendilerininmiş diye dilleri de yalan uyduruyor. Hiç şüphe yok ki onlara cehennem vardır ve onlar oraya en önde sokulacaklardır. | |||||
| 18 | Tâhâ 48. Ayet (20:48:5) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.” | |||||
| 19 | Hacc 4. Ayet (22:4:6) | فَاَنَّهُ | فانه | fe-ennehu | muhakkak bu | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şeytan hakkında, “Her kim onu dost edinirse, mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler” diye yazılmıştır. | |||||
| 20 | Hacc 7. Ayet (22:7:1) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah, kabirlerdeki kimseleri diriltecektir. | |||||
| 21 | Necm 40. Ayet (53:40:1) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. | |||||
| 22 | Kamer 28. Ayet (54:28:2) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun.” | |||||
| 23 | Hâkka 49. Ayet (69:49:3) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz. | |||||
| 24 | Alak 14. Ayet (96:14:3) | بِاَنَّ | بان | bi-enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O Allah’ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu? | |||||
| 25 | Hümeze 3. Ayet (104:3:2) | اَنَّ | ان | enne | muhakkak | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, malının, kendisini ebedîleştirdiğini sanır. | |||||
| 26 | Nisâ 127. Ayet (4:127:28) | وَاَنْ | وان | ve en | ve hakkında | أَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere âdil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir. | |||||
| 27 | Meryem 66. Ayet (19:66:6) | لَسَوْفَ | لسوف | le-sevfe | muhakkak | سَوْفَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsan, “Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?” der. | |||||
| 28 | Mâide 66. Ayet (5:66:11) | لَاَكَلُوا | لاكلوا | le-ekelû | muhakkak ki yerlerdi | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür! | |||||
| 29 | Yunus 71. Ayet (10:71:0) | اَمْرَكُمْ | امركم | emrakum | işiniz hakkında | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin! | |||||
| 30 | A'raf 134. Ayet (7:134:18) | لَنُؤْمِنَنَّ | لنؤمنن | le-nu/minenne | muhakkak inanacağız | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerlerine azap çökünce, “Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz” dediler. | |||||
| 31 | Bakara 133. Ayet (2:133:22) | وَاِسْحٰقَ | واسحق | ve ishâka | ve İshak'ın | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz Yakub’un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediği, onların da, “Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek bir ilâha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş müslümanlarız.” dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz? | |||||
| 32 | Bakara 136. Ayet (2:136:12) | وَاِسْحٰقَ | واسحق | ve ishâka | ve İshak'a | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” | |||||
| 33 | Bakara 140. Ayet (2:140:6) | وَاِسْحٰقَ | واسحق | ve ishâka | ve İshak | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. | |||||
| 34 | Âl-i İmran 84. Ayet (3:84:12) | وَاِسْحٰقَ | واسحق | ve ishâka | ve İshak'a | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.” | |||||
| 35 | Nisâ 163. Ayet (4:163:15) | وَاِسْحٰقَ | واسحق | ve ishâka | ve İshak'a | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik.[135] | |||||
| 36 | En'am 84. Ayet (6:84:3) | اِسْحٰقَ | اسحق | ishâka | İshak'ı | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 37 | Hûd 71. Ayet (11:71:5) | بِاِسْحٰقَۙ | باسحق | bi-ishâka | İshak'ı | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı müjdeledik; İshak’ın arkasından da Yakûb’u. | |||||
| 38 | Hûd 71. Ayet (11:71:8) | اِسْحٰقَ | اسحق | ishâka | İshak'ın | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim’in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı müjdeledik; İshak’ın arkasından da Yakûb’u. | |||||
| 39 | Yusuf 6. Ayet (12:6:21) | وَاِسْحٰقَۜ | واسحق | ve ishâk(a) | ve İshak | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” | |||||
| 40 | Yusuf 38. Ayet (12:38:5) | وَاِسْحٰقَ | واسحق | ve ishâka | ve İshak'ın | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Bizim, Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler.” | |||||
| 41 | İbrahim 39. Ayet (14:39:9) | وَاِسْحٰقَۜ | واسحق | ve ishâk(a) | ve İshak'ı | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail’i ve İshak’ı veren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.” | |||||
| 42 | Meryem 49. Ayet (19:49:10) | اِسْحٰقَ | اسحق | ishâka | İshak'ı | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yakub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık. | |||||
| 43 | Enbiyâ 72. Ayet (21:72:3) | اِسْحٰقَۜ | اسحق | ishâka | İshak'ı | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona İshak’ı ve ayrıca da Yakub’u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık. | |||||
| 44 | Ankebut 27. Ayet (29:27:3) | اِسْحٰقَ | اسحق | ishâka | İshak'ı | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona (İbrahim’e) İshak’ı ve Yakub’u bahşettik. Onun soyundan gelenlere peygamberlik ve kitab verdik. Ayrıca ona dünyada mükâfatını da verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih kimselerdendir. | |||||
| 45 | Sâffât 112. Ayet (37:112:2) | بِاِسْحٰقَ | باسحق | bi-ishâka | İshak'ı | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik. | |||||
| 46 | Sâffât 113. Ayet (37:113:4) | اِسْحٰقَۜ | اسحق | ishâk(a) | İshak'a | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu da İshak’ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de. | |||||
| 47 | Sâd 45. Ayet (38:45:4) | وَاِسْحٰقَ | واسحق | ve ishâka | ve İshak'ı | إِسْحَاقَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da an. | |||||
| 48 | Bakara 12. Ayet (2:12:2) | اِنَّهُمْ | انهم | innehum | muhakkak | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. | |||||
| 49 | Bakara 26. Ayet (2:26:1) | اِنَّ | ان | inne | muhakkak | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.[12] | |||||
| 50 | Bakara 153. Ayet (2:153:8) | اِنَّ | ان | inne | muhakkak ki | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.[40] | |||||