| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 279. Ayet (2:279:15) | تَظْلِمُونَ | تظلمون | tazlimûne | ne haksızlık edersiniz | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur. | |||||
| 2 | Bakara 279. Ayet (2:279:17) | تُظْلَمُونَ | تظلمون | tuzlemûn(e) | ne de haksızlığa uğratılırsınız | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur. | |||||
| 3 | Bakara 281. Ayet (2:281:15) | يُظْلَمُونَ۟ | يظلمون | yuzlemûn(e) | haksızlık edilmeyecektir | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 161. Ayet (3:161:21) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûn(e) | hiçbir haksızlığa uğratılmazlar | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir. | |||||
| 5 | Âl-i İmran 181. Ayet (3:181:18) | حَقٍّۙ | حق | hakkin | haksız yere | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah; “Şüphesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz” diyenlerin sözünü elbette duydu. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve, “Tadın yangın azabını!” diyeceğiz. | |||||
| 6 | Nisâ 3. Ayet (4:3:28) | تَعُولُواۜ | تعولوا | te’ûlû | haksızlık etmemeniz için | ع و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın.[105] Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur. | |||||
| 7 | Nisâ 29. Ayet (4:29:9) | بِالْبَاطِلِ | بالباطل | bilbâtili | batılla (haksız yere) | ب ط ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir. | |||||
| 8 | Nisâ 40. Ayet (4:40:4) | يَظْلِمُ | يظلم | yazlimu | haksızlık etmez | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir. | |||||
| 9 | Nisâ 77. Ayet (4:77:47) | تُظْلَمُونَ | تظلمون | tuzlemûne | size haksızlık edilmez | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.” | |||||
| 10 | Nisâ 124. Ayet (4:124:15) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûne | ve haksızlığa uğratılmazlar | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar. | |||||
| 11 | Nisâ 148. Ayet (4:148:10) | ظُلِمَۜ | ظلم | zulim(e) | haksızlık edilen | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 12 | Nisâ 153. Ayet (4:153:22) | بِظُلْمِهِمْۚ | بظلمهم | bizulmihim | haksızlıklarından dolayı | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik. | |||||
| 13 | Nisâ 155. Ayet (4:155:10) | حَقٍّ | حق | hakkin | haksız | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Verdikleri sağlam sözü bozmalarından, Allah’ın âyetlerini inkâr etmelerinden, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve “kalplerimiz muhafazalıdır” demelerinden dolayı (başlarına türlü belâlar verdik. Onların kalpleri muhafazalı değildir), tam aksine inkârları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar inanmazlar.[133] | |||||
| 14 | Nisâ 161. Ayet (4:161:9) | بِالْبَاطِلِۜ | بالباطل | bil-bâtil(i) | haksız yere | ب ط ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 160,161. Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu hâlde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık. | |||||
| 15 | Mâide 39. Ayet (5:39:5) | ظُلْمِه۪ | ظلمه | zulmihi | yaptığı haksızlıktan | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 16 | Mâide 77. Ayet (5:77:10) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | haksız yere | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.” | |||||
| 17 | Mâide 107. Ayet (5:107:12) | اسْتَحَقَّ | استحق | stehakka | haksızlık edilenlerden | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler. | |||||
| 18 | En'am 45. Ayet (6:45:5) | ظَلَمُواۜ | ظلموا | zalemû | haksızlık ediyordu | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. | |||||
| 19 | En'am 82. Ayet (6:82:6) | بِظُلْمٍ | بظلم | bi-zulmin | bir haksızlıkla | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır. | |||||
| 20 | En'am 160. Ayet (6:160:16) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûn(e) | haksızlığa uğratılmazlar | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır ve onlara zulmedilmez. | |||||
| 21 | A'raf 9. Ayet (7:9:11) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûn(e) | haksızlık etmelerinden | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ama kimlerin sevabı da hafif gelirse, işte onlar âyetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır. | |||||
| 22 | A'raf 33. Ayet (7:33:14) | الْحَقِّ | الحق | l-hakki | haksız | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” | |||||
| 23 | A'raf 103. Ayet (7:103:10) | فَظَلَمُوا | فظلموا | fe-zalemû | haksızlık ettiler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onların ardından Mûsâ’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu. | |||||
| 24 | A'raf 162. Ayet (7:162:0) | يَظْلِمُونَ۟ | يظلمون | yazlimûn(e) | haksızlık | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan zulmedenler hemen sözü, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de zulmetmelerine karşılık üzerlerine gökten bir azab gönderdik.[232] | |||||
| 25 | Enfal 25. Ayet (8:25:0) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | haksızlık edenlere | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.[246] | |||||
| 26 | Enfal 60. Ayet (8:60:0) | تُظْلَمُونَ | تظلمون | tuzlemûn(e) | hiç haksızlığa uğratılmazsınız | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez. | |||||
| 27 | Tevbe 34. Ayet (9:34:0) | بِالْبَاطِلِ | بالباطل | bil-bâtili | haksızlıkla | ب ط ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele. | |||||
| 28 | Yunus 13. Ayet (10:13:0) | ظَلَمُواۙ | ظلموا | zalemû | haksızlık ettiklerinden | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. | |||||
| 29 | Yunus 23. Ayet (10:23:0) | الْحَقِّۜ | الحق | l-hakk(i) | haksız yere | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. (Biz de) bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz. | |||||
| 30 | Yunus 44. Ayet (10:44:0) | يَظْلِمُ | يظلم | yazlimu | haksızlık etmez | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler. | |||||
| 31 | Yunus 44. Ayet (10:44:0) | يَظْلِمُونَ | يظلمون | yazlimûn(e) | haksızlık ederler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler. | |||||
| 32 | Yunus 47. Ayet (10:47:0) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûn(e) | haksızlığa uğratılmazlar | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez. | |||||
| 33 | Yunus 54. Ayet (10:54:0) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûn(e) | haksızlığa uğratılmazlar | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir. | |||||
| 34 | Yusuf 75. Ayet (12:75:11) | الظَّالِم۪ينَ | الظالمين | zzâlimîn(e) | haksızları | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar da: “Cezası, su kabı kimin yükünde bulunursa, o kimsenin kendisi(nin alıkonması) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız” dediler. | |||||
| 35 | İbrahim 34. Ayet (14:34:14) | لَظَلُومٌ | لظلوم | le-zalûmun | çok haksızlık edendir | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür. | |||||
| 36 | Nahl 61. Ayet (16:61:5) | بِظُلْمِهِمْ | بظلمهم | bi-zulmihim | yaptıkları (her) haksızlıkla | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. | |||||
| 37 | Nahl 111. Ayet (16:111:15) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûn(e) | haksızlık edilmez | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkesin nefsi için mücadele ederek geleceği, kendilerine zulmedilmeksizin herkese yaptığının karşılığının eksiksiz ödeneceği günü düşün. | |||||
| 38 | İsrâ 33. Ayet (17:33:8) | بِالْحَقِّۜ | بالحق | bil-hakk(i) | haksız yere | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. | |||||
| 39 | İsrâ 33. Ayet (17:33:11) | مَظْلُومًا | مظلوما | mazlûmen | haksızlıkla | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. | |||||
| 40 | İsrâ 71. Ayet (17:71:14) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûne | haksızlığa uğratılmazlar | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla. (O gün) her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.[321] | |||||
| 41 | Kehf 87. Ayet (18:87:4) | ظَلَمَ | ظلم | zaleme | haksızlık ederse | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi. | |||||
| 42 | Meryem 60. Ayet (19:60:11) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûne | haksızlığa uğratılmayacaklardır | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 60,61. Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir. | |||||
| 43 | Enbiyâ 47. Ayet (21:47:7) | تُظْلَمُ | تظلم | tuzlemu | haksızlık edilmez | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. | |||||
| 44 | Enbiyâ 64. Ayet (21:64:7) | الظَّالِمُونَۙ | الظالمون | zzâlimûn(e) | haksızsınız | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler. | |||||
| 45 | Mü'minûn 62. Ayet (23:62:12) | يُظْلَمُونَ | يظلمون | yuzlemûn(e) | haksızlık edilmez | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar. | |||||
| 46 | Nûr 50. Ayet (24:50:9) | يَح۪يفَ | يحيف | yehîfe | haksızlık yapacak | ح ي ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resûlünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir. | |||||
| 47 | Furkan 4. Ayet (25:4:15) | ظُلْمًا | ظلما | zulmen | kesin bir haksızlığa | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, “Bu Kur’an, Muhammed’in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir” dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular. | |||||
| 48 | Neml 14. Ayet (27:14:5) | ظُلْمًا | ظلما | zulmen | haksızlıkları yüzünden | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” | |||||
| 49 | Ankebut 14. Ayet (29:14:16) | ظَالِمُونَ | ظالمون | zâlimûn(e) | haksızlık edenleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi. | |||||
| 50 | Ankebut 46. Ayet (29:46:11) | ظَلَمُوا | ظلموا | zalemû | haksızlık edenleri | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” | |||||