| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Tâhâ 86. Ayet (20:86:5) | غَضْبَانَ | غضبان | ġadbâne | çok kızgın bir halde | غ ض ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi. | |||||
| 2 | Hicr 13. Ayet (15:13:5) | خَلَتْ | خلت | ḣalet | geçtiği halde | خ ل و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki milletlerin (helâkine dair Allah’ın) kanunu geçmiş iken onlar buna (Kur’an’a) inanmazlar. | |||||
| 3 | Âl-i İmran 41. Ayet (3:41:3) | اجْعَلْ | اجعل | -c’al | o halde ver | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriya, “Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alâmet ver” dedi. Allah da şöyle dedi: “Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.” | |||||
| 4 | Tevbe 93. Ayet (9:93:0) | اَغْنِيَٓاءُۚ | اغنياء | aġniyâ/(u) | zengin oldukları halde | غ ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. | |||||
| 5 | Yusuf 18. Ayet (12:18:7) | بَلْ | بل | bel | herhalde | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Yakub dedi ki: “Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah’tır.” | |||||
| 6 | Yusuf 83. Ayet (12:83:2) | بَلْ | بل | bel | herhalde | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yakub, “Nefisleriniz sizi bir iş yapmağa sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi. | |||||
| 7 | Fetih 12. Ayet (48:12:1) | بَلْ | بل | bel | herhalde | بَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir kavim oldunuz. | |||||
| 8 | Bakara 61. Ayet (2:61:54) | بِغَيْرِ | بغير | bi-ġayri | etmediği halde | غ ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. | |||||
| 9 | Hacc 40. Ayet (22:40:5) | بِغَيْرِ | بغير | bi-ġayri | etmedikleri halde | غ ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 10 | Mülk 12. Ayet (67:12:5) | بِالْغَيْبِ | بالغيب | bil-ġaybi | görmedikleri halde | غ ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmedikleri hâlde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 11 | Hadîd 8. Ayet (57:8:11) | اَخَذَ | اخذ | eḣaże | aldığı (halde) | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamber, sizi, Rabbinize iman etmeniz için davet edip dururken size ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz? Hâlbuki (Allah ezelde) sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer inanacak kimselerseniz (bu çağrıya uyun). | |||||
| 12 | Zümer 38. Ayet (39:38:10) | اَفَرَاَيْتُمْ | افرايتم | efe-raeytum | o halde gördünüz mü? | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette, “Allah”, derler. De ki: “Peki söyleyin bakalım? Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler.” | |||||
| 13 | Âl-i İmran 165. Ayet (3:165:5) | اَصَبْتُمْ | اصبتم | esabtum | onların başlarına getirdiğiniz halde | ص و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter. | |||||
| 14 | A'raf 150. Ayet (7:150:0) | اَسِفًاۙ | اسفا | esifen | ve üzgün bir halde | أ س ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.” | |||||
| 15 | Sâd 26. Ayet (38:26:8) | فَاحْكُمْ | فاحكم | fahkum | o halde hükmet | ح ك م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ona dedik ki: “Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır.” | |||||
| 16 | Tâhâ 72. Ayet (20:72:11) | فَاقْضِ | فاقض | fakdi | o halde yap | ق ض ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.” | |||||
| 17 | Tâhâ 130. Ayet (20:130:1) | فَاصْبِرْ | فاصبر | fasbir | o halde sabret | ص ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın. | |||||
| 18 | Mü'min 55. Ayet (40:55:1) | فَاصْبِرْ | فاصبر | fasbir | o halde sabret | ص ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Sabret. Allah’ın va’di şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ederek tespih et. | |||||
| 19 | Ahkaf 35. Ayet (46:35:1) | فَاصْبِرْ | فاصبر | fasbir | o halde sabret | ص ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) O hâlde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir. | |||||
| 20 | Kaf 39. Ayet (50:39:1) | فَاصْبِرْ | فاصبر | fasbir | o halde sabret | ص ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.[503] | |||||
| 21 | İnsân 24. Ayet (76:24:1) | فَاصْبِرْ | فاصبر | fasbir | o halde sabret | ص ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme. | |||||
| 22 | Bakara 260. Ayet (2:260:18) | فَخُذْ | فخذ | feḣuż | o halde tut | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” | |||||
| 23 | A'lâ 9. Ayet (87:9:1) | فَذَكِّرْ | فذكر | fe-żekkir | o halde hatırlat öğüt ver | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver. | |||||
| 24 | A'raf 39. Ayet (7:39:10) | فَذُوقُوا | فذوقوا | fe-żûkû | o halde siz de tadın | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın” derler. | |||||
| 25 | Enfal 35. Ayet (8:35:0) | فَذُوقُوا | فذوقوا | fe-żûkû | O halde tadın | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların, Kâ’be’nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. Öyle ise (ey müşrikler) inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.[249] | |||||
| 26 | Tevbe 35. Ayet (9:35:0) | فَذُوقُوا | فذوقوا | fe-żûkû | o halde tadın | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek. | |||||
| 27 | Secde 14. Ayet (32:14:1) | فَذُوقُوا | فذوقوا | fe-żûkû | o halde tadın | ذ و ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Onlara şöyle denilecek:) “O hâlde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedî azabı tadın.” | |||||
| 28 | Ahkaf 10. Ayet (46:10:17) | فَاٰمَنَ | فامن | fe-âmene | ve inandığı halde | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini (Tevrat’ta görerek) şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?). Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” | |||||
| 29 | Âl-i İmran 179. Ayet (3:179:28) | فَاٰمِنُوا | فامنوا | fe-âminû | o halde inanın | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 30 | Hucurât 10. Ayet (49:10:4) | فَاَصْلِحُوا | فاصلحوا | fe-aslihû | o halde düzeltin | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin. | |||||
| 31 | Rum 38. Ayet (30:38:1) | فَاٰتِ | فات | fe-âti | o halde ver | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. | |||||
| 32 | Necm 29. Ayet (53:29:1) | فَاَعْرِضْ | فاعرض | fe-a’rid | o halde yüz çevir | ع ر ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir. | |||||
| 33 | Mü'min 14. Ayet (40:14:1) | فَادْعُوا | فادعوا | fe-d’û | o halde çağırın | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O hâlde, kâfirlerin hoşuna gitmese de, siz dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin. | |||||
| 34 | A'raf 180. Ayet (7:180:0) | فَادْعُوهُ | فادعوه | fe-d’ûhu | o halde O'na du'a edin | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır. | |||||
| 35 | En'am 95. Ayet (6:95:16) | فَاَنّٰى | فانى | fe-ennâ | o halde nasıl | أ ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz? | |||||
| 36 | Zuhruf 87. Ayet (43:87:7) | فَاَنّٰى | فانى | fe-ennâ | o halde nasıl? | أ ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, “Allah” derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar? | |||||
| 37 | Şu'arâ 187. Ayet (26:187:1) | فَاَسْقِطْ | فاسقط | fe-eskit | o halde düşür | س ق ط |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.” | |||||
| 38 | Duhân 23. Ayet (44:23:1) | فَاَسْرِ | فاسر | fe-esri | o halde yürüt | س ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah da şöyle dedi: “O hâlde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.” | |||||
| 39 | Tekvîr 26. Ayet (81:26:1) | فَاَيْنَ | فاين | fe-eyne | o halde nereye? | أَيْنَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Hâl böyle iken) nereye gidiyorsunuz? | |||||
| 40 | Nisâ 90. Ayet (4:90:24) | فَاِنِ | فان | fe-ini | o halde | إِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir. | |||||
| 41 | Ankebut 56. Ayet (29:56:8) | فَاِيَّايَ | فاياي | fe-iyyâye | o halde bana | إِيَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O hâlde, ancak bana kulluk edin.[420] | |||||
| 42 | Nisâ 84. Ayet (4:84:1) | فَقَاتِلْ | فقاتل | fe-kâtil | (o halde) savaş | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir. | |||||
| 43 | Nisâ 76. Ayet (4:76:13) | فَقَاتِلُٓوا | فقاتلوا | fe-kâtilû | o halde savaşın | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût[125] yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır. | |||||
| 44 | En'am 118. Ayet (6:118:1) | فَكُلُوا | فكلوا | fe-kulû | o halde yeyiniz | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin. | |||||
| 45 | Kehf 6. Ayet (18:6:1) | فَلَعَلَّكَ | فلعلك | fe-le’alleke | herhalde sen | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin![324] | |||||
| 46 | Mâide 18. Ayet (5:18:9) | فَلِمَ | فلم | fe-lime | o halde niçin | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak O’nadır. | |||||
| 47 | Zâriyât 31. Ayet (51:31:2) | فَمَا | فما | fe-mâ | o halde nedir? | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, onlara: “O hâlde asıl işiniz nedir ey elçiler?” dedi. | |||||
| 48 | Târık 17. Ayet (86:17:1) | فَمَهِّلِ | فمهل | fe-mehhili | o halde mühlet ver | م ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı! | |||||
| 49 | En'am 48. Ayet (6:48:7) | فَمَنْ | فمن | fe-men | o halde kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. | |||||
| 50 | Kehf 110. Ayet (18:110:12) | فَمَنْ | فمن | fe-men | o halde kim | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” | |||||