"halde" Analizi

Türkçe Meali ve benzeşen aramasında 138 sonuç bulundu.
1 - 50 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1 Bakara 8. Ayet (2:8:9) وَمَا وما ve mâ olmadıkları halde مَا
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır.
2 Bakara 24. Ayet (2:24:6) فَاتَّقُوا فاتقوا fetteku o halde sakının و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o hâlde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kâfirler için hazırlanmıştır.
3 Bakara 42. Ayet (2:42:8) تَعْلَمُونَ تعلمون ta’lemûn(e) bildiğiniz halde ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
4 Bakara 44. Ayet (2:44:7) تَتْلُونَ تتلون tetlûne okuduğunuz halde ت ل و
Diyanet İşleri (Yeni) Siz Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?
5 Bakara 61. Ayet (2:61:54) بِغَيْرِ بغير bi-ġayri etmediği halde غ ي ر
Diyanet İşleri (Yeni) Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.
6 Bakara 75. Ayet (2:75:19) يَعْلَمُونَ يعلمون ya’lemûn(e) bildikleri halde ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.[25]
7 Bakara 146. Ayet (2:146:14) يَعْلَمُونَ يعلمون ya’lemûn(e) bildikleri (halde) ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.[39]
8 Bakara 148. Ayet (2:148:5) فَاسْتَبِقُوا فاستبقوا festebiku O halde koşun س ب ق
Diyanet İşleri (Yeni) Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
9 Bakara 186. Ayet (2:186:12) فَلْيَسْتَج۪يبُوا فليستجيبوا fel-yestecîbû O halde onlar da karşılık versinler ج و ب
Diyanet İşleri (Yeni) Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.
10 Bakara 188. Ayet (2:188:17) تَعْلَمُونَ۟ تعلمون ta’lemûn(e) bildiğiniz halde ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin.
11 Bakara 260. Ayet (2:260:18) فَخُذْ فخذ feḣuż o halde tut أ خ ذ
Diyanet İşleri (Yeni) Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
12 Âl-i İmran 41. Ayet (3:41:3) اجْعَلْ اجعل -c’al o halde ver ج ع ل
Diyanet İşleri (Yeni) Zekeriya, “Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alâmet ver” dedi. Allah da şöyle dedi: “Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.”
13 Âl-i İmran 50. Ayet (3:50:17) فَاتَّقُوا فاتقوا fettekû o halde korkun و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) “Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
14 Âl-i İmran 70. Ayet (3:70:9) تَشْهَدُونَ تشهدون teşhedûn(e) (gerçeği) gördüğünüz halde ش ه د
Diyanet İşleri (Yeni) Ey Kitap ehli! (Gerçeğe) şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
15 Âl-i İmran 71. Ayet (3:71:11) تَعْلَمُونَ۟ تعلمون ta’lemûn(e) bildiğiniz halde ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
16 Âl-i İmran 81. Ayet (3:81:29) فَاشْهَدُوا فاشهدوا feşhedû o halde tanık olun ش ه د
Diyanet İşleri (Yeni) Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.
17 Âl-i İmran 99. Ayet (3:99:15) شُهَدَٓاءُۜ شهداء şuhedâ(u) (gerçeğe) tanık olduğunuz halde ش ه د
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Ey kitab ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeğe yeltenerek inananları Allah’ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
18 Âl-i İmran 123. Ayet (3:123:7) فَاتَّقُوا فاتقوا fettekû O halde korkun و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.
19 Âl-i İmran 165. Ayet (3:165:5) اَصَبْتُمْ اصبتم esabtum onların başlarına getirdiğiniz halde ص و ب
Diyanet İşleri (Yeni) Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
20 Âl-i İmran 167. Ayet (3:167:4) وَق۪يلَ وقيل vekîle dendiği halde ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.
21 Âl-i İmran 179. Ayet (3:179:28) فَاٰمِنُوا فامنوا fe-âminû o halde inanın أ م ن
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır.
22 Nisâ 76. Ayet (4:76:13) فَقَاتِلُٓوا فقاتلوا fe-kâtilû o halde savaşın ق ت ل
Diyanet İşleri (Yeni) İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût[125] yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
23 Nisâ 84. Ayet (4:84:1) فَقَاتِلْ فقاتل fe-kâtil (o halde) savaş ق ت ل
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.
24 Nisâ 89. Ayet (4:89:9) تَتَّخِذُوا تتخذوا tetteḣiżû o halde edinmeyin أ خ ذ
Diyanet İşleri (Yeni) Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.
25 Nisâ 90. Ayet (4:90:24) فَاِنِ فان fe-ini o halde إِنْ
Diyanet İşleri (Yeni) Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp (tarafsız olarak) size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol (yetki) vermemiştir.
26 Nisâ 94. Ayet (4:94:34) فَتَبَيَّنُواۜ فتبينوا fe-tebeyyenû o halde iyice anlayın ب ي ن
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
27 Mâide 18. Ayet (5:18:9) فَلِمَ فلم fe-lime o halde niçin مَا
Diyanet İşleri (Yeni) (Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak O’nadır.
28 Mâide 100. Ayet (5:100:10) فَاتَّقُوا فاتقوا fe-ttekû o halde korkun و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) De ki: “Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.” Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
29 En'am 35. Ayet (6:35:26) تَكُونَنَّ تكونن tekûnenne o halde olma ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma.
30 En'am 48. Ayet (6:48:7) فَمَنْ فمن fe-men o halde kim مَنْ
Diyanet İşleri (Yeni) Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
31 En'am 71. Ayet (6:71:23) حَيْرَانَۖ حيران hayrâne şaşkın bir halde ح ي ر
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Allah’ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım? Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri (şirke) mi döndürülelim? Arkadaşları ‘bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları hâlde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp şeytanların ayarttığı kimse gibi mi (olalım)?” De ki: “Hiç şüphesiz asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Bize âlemlerin Rabbine boyun eğmek emrolundu.”
32 En'am 95. Ayet (6:95:16) فَاَنّٰى فانى fe-ennâ o halde nasıl أ ن ي
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?
33 En'am 118. Ayet (6:118:1) فَكُلُوا فكلوا fe-kulû o halde yeyiniz أ ك ل
Diyanet İşleri (Yeni) Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin.
34 A'raf 39. Ayet (7:39:10) فَذُوقُوا فذوقوا fe-żûkû o halde siz de tadın ذ و ق
Diyanet İşleri (Yeni) Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın” derler.
35 A'raf 57. Ayet (7:57:28) لَعَلَّكُمْ لعلكم le’allekum herhalde  لَعَلَّكُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) O, rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgârlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz.
36 A'raf 150. Ayet (7:150:0) اَسِفًاۙ اسفا esifen ve üzgün bir halde أ س ف
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.”
37 A'raf 174. Ayet (7:174:0) وَلَعَلَّهُمْ ولعلهم ve le’allehum artık herhalde  لَعَلَّكُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) Hakka dönsünler diye işte âyetleri böylece ayrı ayrı açıklıyoruz.
38 A'raf 180. Ayet (7:180:0) فَادْعُوهُ فادعوه fe-d’ûhu o halde O'na du'a edin د ع و
Diyanet İşleri (Yeni) En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.
39 Enfal 15. Ayet (8:15:0) زَحْفًا زحفا zahfen toplu halde ز ح ف
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kâfirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın).
40 Enfal 20. Ayet (8:20:0) تَسْمَعُونَۚ تسمعون tesme’ûn(e) işittiğiniz halde س م ع
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur’an’ı) dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin.
41 Enfal 21. Ayet (8:21:0) يَسْمَعُونَ يسمعون yesme’ûn(e) işitmedikleri halde س م ع
Diyanet İşleri (Yeni) İşitmedikleri hâlde, “işittik” diyenler gibi de olmayın.
42 Enfal 27. Ayet (8:27:0) تَعْلَمُونَ تعلمون ta’lemûn(e) bildiğiniz halde ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.
43 Enfal 34. Ayet (8:34:0) كَانُٓوا كانوا kânû olmadıkları halde ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar Mescid-i Haram’dan (mü’minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.
44 Enfal 35. Ayet (8:35:0) فَذُوقُوا فذوقوا fe-żûkû O halde tadın ذ و ق
Diyanet İşleri (Yeni) Onların, Kâ’be’nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. Öyle ise (ey müşrikler) inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.[249]
45 Tevbe 24. Ayet (9:24:0) فَتَرَبَّصُوا فتربصوا fe-terabbesû o halde gözetleyin ر ب ص
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”
46 Tevbe 35. Ayet (9:35:0) فَذُوقُوا فذوقوا fe-żûkû o halde tadın ذ و ق
Diyanet İşleri (Yeni) O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek.
47 Tevbe 48. Ayet (9:48:0) كَارِهُونَ كارهون kârihûn(e) istemedikleri halde ك ر ه
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri hâlde, Allah’ın dini galip geldi.
48 Tevbe 93. Ayet (9:93:0) اَغْنِيَٓاءُۚ اغنياء aġniyâ/(u) zengin oldukları halde غ ن ي
Diyanet İşleri (Yeni) Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler.
49 Tevbe 111. Ayet (9:111:0) فَاسْتَبْشِرُوا فاستبشروا fe-stebşirû o halde sevinin ب ش ر
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.
50 Yunus 11. Ayet (10:11:0) يَعْمَهُونَ يعمهون ya’mehûn(e) bocalar bir halde ع م ه
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız.