| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | En'am 70. Ayet (6:70:34) | اُبْسِلُوا | ابسلوا | ubsilû | helake uğrayan(lardır) | ب س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 2 | Vâkı'a 37. Ayet (56:37:2) | اَتْرَابًاۙ | اترابا | etrâbâ(n) | hep yaşıt | ت ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 36,37,38. Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık. | |||||
| 3 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | اَتُهْلِكُنَا | اتهلكنا | e-tuhlikunâ | bizi helak mı edeceksin? | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 4 | Âl-i İmran 87. Ayet (3:87:9) | اَجْمَع۪ينَۙ | اجمعين | ecme’în(e) | hepsinin | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır. | |||||
| 5 | En'am 149. Ayet (6:149:8) | اَجْمَع۪ينَ | اجمعين | ecme’în(e) | hepinizi | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”[202] | |||||
| 6 | A'raf 18. Ayet (7:18:12) | اَجْمَع۪ينَ | اجمعين | ecme’în(e) | hepinizle | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.” | |||||
| 7 | A'raf 124. Ayet (7:124:8) | اَجْمَع۪ينَ | اجمعين | ecme’în(e) | hepinizi | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım.” | |||||
| 8 | Hicr 39. Ayet (15:39:10) | اَجْمَع۪ينَۙ | اجمعين | ecma’în(e) | hepsini | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 39,40. İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. | |||||
| 9 | Hicr 43. Ayet (15:43:4) | اَجْمَع۪ينَۙ | اجمعين | ecma’în(e) | hepsinin | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir. | |||||
| 10 | Hicr 59. Ayet (15:59:6) | اَجْمَع۪ينَۙ | اجمعين | ecme’în(e) | hepsini | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 59,60. Lût’un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût’un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik. | |||||
| 11 | Hicr 92. Ayet (15:92:3) | اَجْمَع۪ينَۙ | اجمعين | ecme’în(e) | hepsine | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 92,93. Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız. | |||||
| 12 | Nahl 9. Ayet (16:9:10) | اَجْمَع۪ينَ۟ | اجمعين | ecme’în(e) | hepinizi | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır.[302] Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi. | |||||
| 13 | Enbiyâ 77. Ayet (21:77:12) | اَجْمَع۪ينَ | اجمعين | ecme’în(e) | hepsini | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekûn suda boğduk. | |||||
| 14 | Şu'arâ 49. Ayet (26:49:21) | اَجْمَع۪ينَ | اجمعين | ecma’în(e) | hepinizi | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi. | |||||
| 15 | Şu'arâ 65. Ayet (26:65:5) | اَجْمَع۪ينَۚ | اجمعين | ecma’în(e) | hepsini | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. | |||||
| 16 | Neml 51. Ayet (27:51:9) | اَجْمَع۪ينَ | اجمعين | ecme’în(e) | hepsini | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bak, onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekûn helâk ettik. | |||||
| 17 | Sâffât 134. Ayet (37:134:4) | اَجْمَع۪ينَۙ | اجمعين | ecma’în(e) | hepsini | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 134,135. Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık. | |||||
| 18 | Zuhruf 55. Ayet (43:55:6) | اَجْمَع۪ينَۙ | اجمعين | ecma’în(e) | hepsini | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk. | |||||
| 19 | Duhân 40. Ayet (44:40:5) | اَجْمَع۪ينَۙ | اجمعين | ecme’în(e) | hepsinin | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır. | |||||
| 20 | Bakara 96. Ayet (2:96:10) | اَحَدُهُمْ | احدهم | ehaduhum | her biri | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Hâlbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah, onların bütün işlediklerini görür. | |||||
| 21 | Nûr 6. Ayet (24:6:11) | اَحَدِهِمْ | احدهم | ehadihim | onlardan her birinin | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. | |||||
| 22 | Fâtır 42. Ayet (35:42:11) | اِحْدَى | احدى | ihdâ | herbir | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı. | |||||
| 23 | Kehf 12. Ayet (18:12:6) | اَحْصٰى | احصى | ahsâ | daha iyi hesabedeceğini | ح ص ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim. | |||||
| 24 | Kehf 49. Ayet (18:49:20) | اَحْصٰيهَاۚ | احصيها | ahsâhâ | her (yaptığımız) şeyi sayıp döküyor | ح ص ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. | |||||
| 25 | Bakara 187. Ayet (2:187:1) | اُحِلَّ | احل | uhille | helal kılındı | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı.[51] Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz.[52] Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar. | |||||
| 26 | Mâide 4. Ayet (5:4:3) | اُحِلَّ | احل | uhille | helal kılındığını | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 27 | Mâide 4. Ayet (5:4:6) | اُحِلَّ | احل | uhille | helal kılındı | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 28 | Mâide 5. Ayet (5:5:2) | اُحِلَّ | احل | uhille | helal kılındı | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir.[145] Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır. | |||||
| 29 | Mâide 87. Ayet (5:87:9) | اَحَلَّ | احل | ehalla | helal kıldı | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez. | |||||
| 30 | Mâide 96. Ayet (5:96:1) | اُحِلَّ | احل | uhille | helal kılındı | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının. | |||||
| 31 | Tahrim 1. Ayet (66:1:7) | اَحَلَّ | احل | ehalla | helal kıldığı | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 32 | Nisâ 160. Ayet (4:160:8) | اُحِلَّتْ | احلت | uhillet | helal kılınmış | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 160,161. Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu hâlde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık. | |||||
| 33 | Mâide 1. Ayet (5:1:7) | اُحِلَّتْ | احلت | uhillet | helal kılındı | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin.[137] İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla[138], okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar[139], size helâl kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir. | |||||
| 34 | Ahzab 50. Ayet (33:50:5) | اَحْلَلْنَا | احللنا | ahlelnâ | helal kıldık | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. | |||||
| 35 | Nisâ 77. Ayet (4:77:17) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.” | |||||
| 36 | A'raf 135. Ayet (7:135:9) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar. | |||||
| 37 | Tevbe 58. Ayet (9:58:0) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar. | |||||
| 38 | Yunus 21. Ayet (10:21:0) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: “Allah, daha çabuk tuzak kurar.” Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.[268] | |||||
| 39 | Yunus 23. Ayet (10:23:0) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. (Biz de) bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz. | |||||
| 40 | Nahl 54. Ayet (16:54:6) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. | |||||
| 41 | Mü'minûn 64. Ayet (23:64:6) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar. | |||||
| 42 | Nûr 48. Ayet (24:48:8) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Aralarında hüküm vermesi için Allah’a (Kur’an’a) ve peygambere çağırıldıkları zaman, bir de bakarsın ki içlerinden bir grup yüz çevirmektedir. | |||||
| 43 | Ankebut 65. Ayet (29:65:14) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. | |||||
| 44 | Rum 33. Ayet (30:33:14) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 45 | Rum 48. Ayet (30:48:26) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler. | |||||
| 46 | Zümer 45. Ayet (39:45:16) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir tek (ilâh) olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah’tan başkaları (ilâhları) anıldığında bakarsın sevinirler. | |||||
| 47 | Zuhruf 47. Ayet (43:47:4) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ) mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar! | |||||
| 48 | Zuhruf 50. Ayet (43:50:5) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar. | |||||
| 49 | Zuhruf 57. Ayet (43:57:6) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Meryem oğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin, senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar. | |||||
| 50 | Nûr 50. Ayet (24:50:5) | ارْتَابُٓوا | ارتابوا | -rtâbû | şüphe mi ettiler? | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resûlünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir. | |||||