| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 450 | A'raf 38. Ayet (7:38:23) | جَم۪يعًاۙ | جميعا | cemî’an | hepsi toplandığı | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” | |||||
| 451 | A'raf 38. Ayet (7:38:36) | لِكُلٍّ | لكل | li-kullin | hepsi için vardır | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” | |||||
| 452 | A'raf 40. Ayet (7:40:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler![215] Biz suçluları işte böyle cezalandırırız. | |||||
| 453 | A'raf 41. Ayet (7:41:3) | جَهَنَّمَ | جهنم | cehenneme | cehennem- | جَهَنَّمُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için cehennem ateşinden döşek, üstlerinde de cehennem ateşinden örtüler var. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız. | |||||
| 454 | A'raf 46. Ayet (7:46:7) | كُلًّا | كلا | kullen | hepsini | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur[216], A’râf[217] üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selâm olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar. | |||||
| 455 | A'raf 50. Ayet (7:50:16) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cehennemlikler de cennetliklere, “Ne olur, sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın” diye çağrışırlar. Onlar, “Şüphesiz, Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler. | |||||
| 456 | A'raf 54. Ayet (7:54:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a[219] kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir. | |||||
| 457 | A'raf 57. Ayet (7:57:28) | لَعَلَّكُمْ | لعلكم | le’allekum | herhalde | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgârlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz. | |||||
| 458 | A'raf 76. Ayet (7:76:4) | اِنَّا | انا | innâ | şüphesiz biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Büyüklük taslayanlar, “Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkâr edenleriz” dediler. | |||||
| 459 | A'raf 78. Ayet (7:78:1) | فَاَخَذَتْهُمُ | فاخذتهم | fe-eḣażethumu | hemen onları yakaladı | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. | |||||
| 460 | A'raf 86. Ayet (7:86:3) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bir de, tehdit ederek Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmek, Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?” | |||||
| 461 | A'raf 89. Ayet (7:89:28) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 462 | A'raf 114. Ayet (7:114:3) | وَاِنَّكُمْ | وانكم | ve innekum | hem de siz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Evet. Üstelik siz (ücretle de kalmayacaksınız) mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız” dedi. | |||||
| 463 | A'raf 124. Ayet (7:124:8) | اَجْمَع۪ينَ | اجمعين | ecme’în(e) | hepinizi | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım.” | |||||
| 464 | A'raf 128. Ayet (7:128:7) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine, “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır” dedi. | |||||
| 465 | A'raf 135. Ayet (7:135:9) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar. | |||||
| 466 | A'raf 139. Ayet (7:139:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bunların (din diye) içinde bulundukları şey yok olmaya mahkûmdur. Yapmakta olduklarının hepsi batıldır.” | |||||
| 467 | A'raf 144. Ayet (7:144:4) | اِنِّي | اني | innî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah) “Ey Mûsâ! Vahiylerim ve konuşmamla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol” dedi. | |||||
| 468 | A'raf 145. Ayet (7:145:6) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.” | |||||
| 469 | A'raf 145. Ayet (7:145:10) | لِكُلِّ | لكل | li-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.” | |||||
| 470 | A'raf 146. Ayet (7:146:12) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir. | |||||
| 471 | A'raf 148. Ayet (7:148:9) | جَسَدًا | جسدا | ceseden | heykelini | ج س د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilâh) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilâh) edindiler de zalim kimseler oldular. | |||||
| 472 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | اَهْلَكْتَهُمْ | اهلكتهم | ehlektehum | bunları da helak ederdin | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 473 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | اَتُهْلِكُنَا | اتهلكنا | e-tuhlikunâ | bizi helak mı edeceksin? | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 474 | A'raf 156. Ayet (7:156:0) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.” | |||||
| 475 | A'raf 157. Ayet (7:157:0) | وَيُحِلُّ | ويحل | ve yuhillu | ve helal kılan | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî[229] peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.[230] Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. | |||||
| 476 | A'raf 158. Ayet (7:158:0) | جَم۪يعًاۨ | جميعا | cemî’an(i) | hepinize | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” | |||||
| 477 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | قَدْ | قد | kad | şüphesiz | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 478 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | كُلُّ | كل | kullu | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 479 | A'raf 160. Ayet (7:160:0) | الْمَنَّ | المن | l-menne | kudret helvası | م ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asânı taşa vur” diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı. | |||||
| 480 | A'raf 164. Ayet (7:164:0) | مُهْلِكُهُمْ | مهلكهم | muhlikuhum | helak edeceği | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlardan bir topluluk demişti ki: “Siz, Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?” Onlar da, “Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)” demişlerdi. | |||||
| 481 | A'raf 171. Ayet (7:171:0) | اَنَّهُ | انه | ennehu | onlar şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik. | |||||
| 482 | A'raf 173. Ayet (7:173:0) | اِنَّمَٓا | انما | innemâ | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut, “Bizden önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” dememeniz içindir. | |||||
| 483 | A'raf 173. Ayet (7:173:0) | اَفَتُهْلِكُنَا | افتهلكنا | efetuhlikunâ | bizi helak mı ediyorsun? | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut, “Bizden önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” dememeniz içindir. | |||||
| 484 | A'raf 174. Ayet (7:174:0) | وَلَعَلَّهُمْ | ولعلهم | ve le’allehum | artık herhalde | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakka dönsünler diye işte âyetleri böylece ayrı ayrı açıklıyoruz. | |||||
| 485 | A'raf 176. Ayet (7:176:0) | هَوٰيهُۚ | هويه | hevâh(u) | hevesinin | ه و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler. | |||||
| 486 | A'raf 179. Ayet (7:179:0) | لِجَهَنَّمَ | لجهنم | li-cehenneme | cehennem için | جَهَنَّمُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.[235] | |||||
| 487 | A'raf 182. Ayet (7:182:0) | سَنَسْتَدْرِجُهُمْ | سنستدرجهم | senestedricuhum | yavaş yavaş helake yaklaştıracağız | د ر ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz. | |||||
| 488 | A'raf 183. Ayet (7:183:0) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.[236] | |||||
| 489 | A'raf 194. Ayet (7:194:0) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ı bırakıp tapındıklarınızın hepsi sizin gibi (yaratılmış) kullardır. Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi hemen onları çağırın da size cevap versinler (duanıza icabet etsinler). | |||||
| 490 | A'raf 200. Ayet (7:200:0) | فَاسْتَعِذْ | فاستعذ | feste’iż | hemen sığın | ع و ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 491 | A'raf 201. Ayet (7:201:0) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah’ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar. | |||||
| 492 | A'raf 206. Ayet (7:206:0) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Rabbin katındaki (melek)ler O’na ibadet etmekten büyüklenmezler. O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler.[240] | |||||
| 493 | Enfal 9. Ayet (8:9:0) | اَنّ۪ي | اني | ennî | şüphesiz ben | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.[243] | |||||
| 494 | Enfal 10. Ayet (8:10:0) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 495 | Enfal 12. Ayet (8:12:0) | اَنّ۪ي | اني | ennî | şüphesiz ben | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu. | |||||
| 496 | Enfal 12. Ayet (8:12:0) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Rabbin meleklere, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye vahyediyordu. | |||||
| 497 | Enfal 14. Ayet (8:14:0) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte şimdi siz tadın onu! Kâfirlere bir de cehennem azabı vardır. | |||||
| 498 | Enfal 16. Ayet (8:16:0) | جَهَنَّمُۜ | جهنم | cehennem(u) | cehennemdir | جَهَنَّمُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | -Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah’ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası! | |||||
| 499 | Enfal 22. Ayet (8:22:0) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir. | |||||