| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1050 | Hacc 61. Ayet (22:61:2) | بِاَنَّ | بان | bi-enne | şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu böyle. Çünkü Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. | |||||
| 1051 | Hacc 64. Ayet (22:64:1) | لَهُ | له | lehu | hep O'nundur | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Şüphesiz ki Allah elbette zengindir, elbette övgüye lâyıktır. | |||||
| 1052 | Hacc 67. Ayet (22:67:1) | لِكُلِّ | لكل | li-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin. | |||||
| 1053 | Hacc 70. Ayet (22:70:11) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | bunların hepsi | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır. | |||||
| 1054 | Hacc 70. Ayet (22:70:14) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır. | |||||
| 1055 | Hacc 73. Ayet (22:73:8) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de. | |||||
| 1056 | Hacc 73. Ayet (22:73:19) | لَهُۜ | له | leh(u) | onların hepsi | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de. | |||||
| 1057 | Hacc 74. Ayet (22:74:6) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 1058 | Hacc 75. Ayet (22:75:8) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, meleklerden de resûller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 1059 | Mü'minûn 15. Ayet (23:15:2) | اِنَّكُمْ | انكم | innekum | şüphesiz siz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz. | |||||
| 1060 | Mü'minûn 21. Ayet (23:21:1) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de. | |||||
| 1061 | Mü'minûn 25. Ayet (23:25:7) | فَتَرَبَّصُوا | فتربصوا | fe-terabbesû | hele gözetleyin | ر ب ص |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz.” | |||||
| 1062 | Mü'minûn 27. Ayet (23:27:16) | كُلٍّ | كل | kullin | her (cins)- | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”[384] | |||||
| 1063 | Mü'minûn 30. Ayet (23:30:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz. | |||||
| 1064 | Mü'minûn 36. Ayet (23:36:1) | هَيْهَاتَ | هيهات | heyhâte | heyhat (ne kadar uzak) | هَيْهَاتَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hâlbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!” | |||||
| 1065 | Mü'minûn 36. Ayet (23:36:2) | هَيْهَاتَ | هيهات | heyhâte | heyhat (ne kadar uzak) | هَيْهَاتَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hâlbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!” | |||||
| 1066 | Mü'minûn 44. Ayet (23:44:13) | وَجَعَلْنَاهُمْ | وجعلناهم | ve ce’alnâhum | ve hepsini yaptık | ج ع ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helâk ettik ve onları birer ibretli hikâye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 1067 | Mü'minûn 48. Ayet (23:48:4) | الْمُهْلَك۪ينَ | المهلكين | l-muhlekîn(e) | helak edilenler- | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular. | |||||
| 1068 | Mü'minûn 52. Ayet (23:52:1) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (İslâm), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının. | |||||
| 1069 | Mü'minûn 53. Ayet (23:53:5) | كُلُّ | كل | kullu | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir. | |||||
| 1070 | Mü'minûn 57. Ayet (23:57:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rablerinin azametinden korkup titreyenler, | |||||
| 1071 | Mü'minûn 60. Ayet (23:60:7) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | şüphesiz onlar | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler, | |||||
| 1072 | Mü'minûn 63. Ayet (23:63:13) | لَهَا | لها | lehâ | (hep) o (işler) için | لَهَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak kâfirlerin kalbleri bu Kur’an’a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır. | |||||
| 1073 | Mü'minûn 64. Ayet (23:64:6) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar. | |||||
| 1074 | Mü'minûn 65. Ayet (23:65:4) | اِنَّكُمْ | انكم | innekum | şüphesiz size | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz. | |||||
| 1075 | Mü'minûn 73. Ayet (23:73:1) | وَاِنَّكَ | وانك | ve inneke | ve şüphesiz sen | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. | |||||
| 1076 | Mü'minûn 88. Ayet (23:88:5) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?” | |||||
| 1077 | Mü'minûn 91. Ayet (23:91:13) | كُلُّ | كل | kullu | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 91,92. Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O’nunla birlikte başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle olsaydı, her ilâh kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir. | |||||
| 1078 | Mü'minûn 95. Ayet (23:95:1) | وَاِنَّا | وانا | ve innâ | şüphesiz biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter. | |||||
| 1079 | Mü'minûn 100. Ayet (23:100:7) | اِنَّهَا | انها | innehâ | şüphesiz bu | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 99,100. Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır. | |||||
| 1080 | Mü'minûn 103. Ayet (23:103:9) | جَهَنَّمَ | جهنم | cehenneme | cehennemde | جَهَنَّمُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır. | |||||
| 1081 | Mü'minûn 111. Ayet (23:111:1) | اِنّ۪ي | اني | innî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükâfatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir. | |||||
| 1082 | Mü'minûn 117. Ayet (23:117:11) | فَاِنَّمَا | فانما | fe-innemâ | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı hâlde Allah ile birlikte başka bir ilâha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler. | |||||
| 1083 | Mü'minûn 117. Ayet (23:117:12) | حِسَابُهُ | حسابه | hisâbuhu | onun hesabı | ح س ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı hâlde Allah ile birlikte başka bir ilâha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler. | |||||
| 1084 | Nûr 2. Ayet (24:2:4) | كُلَّ | كل | kulle | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. | |||||
| 1085 | Nûr 6. Ayet (24:6:11) | اَحَدِهِمْ | احدهم | ehadihim | onlardan her birinin | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. | |||||
| 1086 | Nûr 10. Ayet (24:10:6) | وَاَنَّ | وان | ve enne | ve şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı, hâliniz nice olurdu? | |||||
| 1087 | Nûr 11. Ayet (24:11:15) | لِكُلِّ | لكل | li-kulli | her (karşılığını görecektir) | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.[385] | |||||
| 1088 | Nûr 19. Ayet (24:19:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 1089 | Nûr 23. Ayet (24:23:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 23,24. İffetli ve (haklarında uydurulan kötülüklerden) habersiz mü’min kadınlara zina isnat edenler, gerçekten dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. İşlemiş oldukları günahtan dolayı dillerinin, ellerinin ve ayaklarının kendi aleyhlerine şahitlik edecekleri günde onlara çok büyük bir azap vardır. | |||||
| 1090 | Nûr 25. Ayet (24:25:7) | اَنَّ | ان | enne | şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir. | |||||
| 1091 | Nûr 30. Ayet (24:30:11) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. | |||||
| 1092 | Nûr 30. Ayet (24:30:15) | يَصْنَعُونَ | يصنعون | yasne’ûn(e) | her yaptıkları | ص ن ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. | |||||
| 1093 | Nûr 31. Ayet (24:31:59) | يَظْهَرُوا | يظهروا | yazherû | henüz anlamazlar | ظ ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! | |||||
| 1094 | Nûr 32. Ayet (24:32:17) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîm(un) | (her şeyi) bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 1095 | Nûr 33. Ayet (24:33:42) | فَاِنَّ | فان | fe-inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın.[387] Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. | |||||
| 1096 | Nûr 35. Ayet (24:35:46) | بِكُلِّ | بكل | bi-kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[388] | |||||
| 1097 | Nûr 38. Ayet (24:38:14) | حِسَابٍ | حساب | hisâb(in) | hesap- | ح س ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Bütün bunları) Allah, kendilerini yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandırsın ve lütfundan onlara daha da fazlasını versin diye (yaparlar). Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır. | |||||
| 1098 | Nûr 39. Ayet (24:39:19) | حِسَابَهُۜ | حسابه | hisâbeh(u) | onun hesabını | ح س ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kâfir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah’ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 1099 | Nûr 39. Ayet (24:39:22) | الْحِسَابِۙ | الحساب | l-hisâb(i) | hesabı | ح س ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kâfir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah’ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir. | |||||