| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 2. Ayet (2:2:4) | رَيْبَۚۛ | ريب | raybe | hiç şüphe | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. | |||||
| 2 | Bakara 14. Ayet (2:14:12) | اِنَّا | انا | innâ | şüphesiz biz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. | |||||
| 3 | Bakara 20. Ayet (2:20:20) | اِنَّ | ان | inne | Şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 4 | Bakara 20. Ayet (2:20:23) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 5 | Bakara 23. Ayet (2:23:4) | رَيْبٍ | ريب | raybin | şüphe | ر ي ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin). | |||||
| 6 | Bakara 25. Ayet (2:25:13) | كُلَّمَا | كلما | kullemâ | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 7 | Bakara 29. Ayet (2:29:8) | جَم۪يعًا | جميعا | cemî’an | hepsini | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 8 | Bakara 29. Ayet (2:29:17) | بِكُلِّ | بكل | bikulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 9 | Bakara 30. Ayet (2:30:5) | اِنّ۪ي | اني | innî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. | |||||
| 10 | Bakara 30. Ayet (2:30:24) | اِنّ۪ٓي | اني | innî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. | |||||
| 11 | Bakara 32. Ayet (2:32:9) | اِنَّكَ | انك | inneke | şüphesiz sen | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler. | |||||
| 12 | Bakara 33. Ayet (2:33:13) | اِنّ۪ٓي | اني | innî | şüphesiz ben | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi. | |||||
| 13 | Bakara 34. Ayet (2:34:6) | فَسَجَدُٓوا | فسجدوا | fe-secedû | hemen secde ettiler | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. | |||||
| 14 | Bakara 37. Ayet (2:37:8) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, Âdem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb’ine yalvardı. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır. | |||||
| 15 | Bakara 38. Ayet (2:38:4) | جَم۪يعًاۚ | جميعا | cemî’a(n) | hepiniz | ج م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik. | |||||
| 16 | Bakara 45. Ayet (2:45:4) | وَاِنَّهَا | وانها | innehâ | şüphesiz bu | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin.[14] Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir. | |||||
| 17 | Bakara 46. Ayet (2:46:3) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | şüphesiz onlar | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O’na döneceklerini çok iyi bilirler. | |||||
| 18 | Bakara 47. Ayet (2:47:9) | وَاَنّ۪ي | واني | ve ennî | ve şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın. | |||||
| 19 | Bakara 54. Ayet (2:54:7) | اِنَّكُمْ | انكم | innekum | şüphesiz sizler | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün[17] (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” | |||||
| 20 | Bakara 54. Ayet (2:54:24) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün[17] (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” | |||||
| 21 | Bakara 57. Ayet (2:57:6) | الْمَنَّ | المن | l-menne | kudret helvası | م ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 22 | Bakara 61. Ayet (2:61:34) | فَاِنَّ | فان | fe-inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. | |||||
| 23 | Bakara 61. Ayet (2:61:47) | بِاَنَّهُمْ | بانهم | bi-ennehum | şüphesiz öyle | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı. | |||||
| 24 | Bakara 62. Ayet (2:62:1) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden[20] (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).[21] | |||||
| 25 | Bakara 67. Ayet (2:67:5) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.[24] | |||||
| 26 | Bakara 68. Ayet (2:68:10) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın.” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın.” | |||||
| 27 | Bakara 69. Ayet (2:69:10) | اِنَّهُ | انه | innehû | şüphesiz O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır” dedi. | |||||
| 28 | Bakara 71. Ayet (2:71:2) | اِنَّهُ | انه | innehu | şüphesiz O | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır.” Onlar, “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı. | |||||
| 29 | Bakara 74. Ayet (2:74:19) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir. | |||||
| 30 | Bakara 74. Ayet (2:74:26) | وَاِنَّ | وان | ve inne | ve şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir. | |||||
| 31 | Bakara 77. Ayet (2:77:3) | اَنَّ | ان | enne | şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da. | |||||
| 32 | Bakara 96. Ayet (2:96:10) | اَحَدُهُمْ | احدهم | ehaduhum | her biri | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Hâlbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah, onların bütün işlediklerini görür. | |||||
| 33 | Bakara 97. Ayet (2:97:6) | فَاِنَّهُ | فانه | fe-innehû | şüphesiz o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” | |||||
| 34 | Bakara 98. Ayet (2:98:9) | فَاِنَّ | فان | fe-inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır. | |||||
| 35 | Bakara 102. Ayet (2:102:30) | اِنَّمَا | انما | innemâ | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 36 | Bakara 103. Ayet (2:103:2) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | şüphesiz onlar | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi! | |||||
| 37 | Bakara 106. Ayet (2:106:2) | نَنْسَخْ | ننسخ | nensaḣ | biz neshedersek | ن س خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin? | |||||
| 38 | Bakara 106. Ayet (2:106:14) | اَنَّ | ان | enne | şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin? | |||||
| 39 | Bakara 106. Ayet (2:106:17) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin? | |||||
| 40 | Bakara 107. Ayet (2:107:3) | اَنَّ | ان | enne | şüphesiz | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. | |||||
| 41 | Bakara 108. Ayet (2:108:15) | فَقَدْ | فقد | fekad | şüphesiz (o) | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa daha önce Mûsâ’nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur. | |||||
| 42 | Bakara 109. Ayet (2:109:28) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir. | |||||
| 43 | Bakara 109. Ayet (2:109:31) | كُلِّ | كل | kulli | her | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir. | |||||
| 44 | Bakara 110. Ayet (2:110:13) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür. | |||||
| 45 | Bakara 115. Ayet (2:115:9) | اِنَّ | ان | inne | şüphesiz | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü[32] işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 46 | Bakara 115. Ayet (2:115:12) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîm(un) | (her şeyi) bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü[32] işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 47 | Bakara 116. Ayet (2:116:12) | كُلٌّ | كل | kullun | hepsi | ك ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, çocuk edindi” dediler.[33] O, bundan uzaktır. Hayır! Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. Hepsi O’na boyun eğmiştir. | |||||
| 48 | Bakara 117. Ayet (2:117:7) | فَاِنَّمَا | فانما | fe-innemâ | şüphesiz sadece | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir. | |||||
| 49 | Bakara 117. Ayet (2:117:11) | فَيَكُونُ | فيكون | feyekûn(u) | hemen oluverir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir. | |||||
| 50 | Bakara 119. Ayet (2:119:10) | الْجَح۪يمِ | الجحيم | l-cehîm(i) | cehennem | ج ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin. | |||||