| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 34. Ayet (2:34:6) | فَسَجَدُٓوا | فسجدوا | fe-secedû | hemen secde ettiler | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. | |||||
| 2 | Bakara 117. Ayet (2:117:11) | فَيَكُونُ | فيكون | feyekûn(u) | hemen oluverir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir. | |||||
| 3 | Bakara 191. Ayet (2:191:22) | فَاقْتُلُوهُمْۜ | فاقتلوهم | faktulûhum | hemen onları öldürün | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. | |||||
| 4 | Bakara 282. Ayet (2:282:102) | تُد۪يرُونَهَا | تديرونها | tudîrûnehâ | hemen alıp vereceğiniz | د و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.[79] Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[80] | |||||
| 5 | Âl-i İmran 49. Ayet (3:49:20) | فَيَكُونُ | فيكون | fe-yekûnu | hemen oluverir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” | |||||
| 6 | Âl-i İmran 185. Ayet (3:185:10) | فَمَنْ | فمن | femen | kim ki hemen | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 193. Ayet (3:193:10) | فَاٰمَنَّاۗ | فامنا | fe-âmennâ | hemen inandık | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al.” | |||||
| 8 | Nisâ 6. Ayet (4:6:11) | فَادْفَعُٓوا | فادفعوا | fedfe’û | hemen verin | د ف ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter. | |||||
| 9 | Nisâ 17. Ayet (4:17:12) | قَر۪يبٍ | قريب | karîbin | hemen ardı- | ق ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 10 | Nisâ 62. Ayet (4:62:8) | ثُمَّ | ثم | śümme | sonra hemen | ثُمَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin ederek sana geldikleri zaman hâlleri nasıl olur? | |||||
| 11 | Nisâ 77. Ayet (4:77:17) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.” | |||||
| 12 | A'raf 78. Ayet (7:78:1) | فَاَخَذَتْهُمُ | فاخذتهم | fe-eḣażethumu | hemen onları yakaladı | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar. | |||||
| 13 | A'raf 135. Ayet (7:135:9) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar. | |||||
| 14 | A'raf 200. Ayet (7:200:0) | فَاسْتَعِذْ | فاستعذ | feste’iż | hemen sığın | ع و ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 15 | Tevbe 47. Ayet (9:47:0) | وَلَا۬اَوْضَعُوا | ولااوضعوا | ve le-evda’û | ve hemen sokulurlardı | و ض ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir. | |||||
| 16 | Tevbe 57. Ayet (9:57:0) | يَجْمَحُونَ | يجمحون | yecmehûn(e) | hemen | ج م ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer sığınacak bir yer veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya kaçarlardı. | |||||
| 17 | Tevbe 58. Ayet (9:58:0) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar. | |||||
| 18 | Yunus 11. Ayet (10:11:0) | لَقُضِيَ | لقضي | lekudiye | hemen bitmiş olurdu | ق ض ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız. | |||||
| 19 | Yunus 21. Ayet (10:21:0) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: “Allah, daha çabuk tuzak kurar.” Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.[268] | |||||
| 20 | Yunus 23. Ayet (10:23:0) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. (Biz de) bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz. | |||||
| 21 | Hûd 7. Ayet (11:7:24) | لَيَقُولَنَّ | ليقولن | le-yekûlenne | hemen derler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı[272] su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler. | |||||
| 22 | Hûd 9. Ayet (11:9:9) | اِنَّهُ | انه | innehu | o hemen olur | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir. | |||||
| 23 | Hûd 69. Ayet (11:69:11) | لَبِثَ | لبث | lebiśe | ve hemen | ل ب ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim’e müjde getirip “Selâm sana!” dediler. O, “Size de selâm” dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi. | |||||
| 24 | Yusuf 45. Ayet (12:45:11) | فَاَرْسِلُونِ | فارسلون | fe-ersilûn(i) | hemen beni gönderin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra (Yûsuf’u) hatırladı ve, “Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin” dedi. | |||||
| 25 | Hicr 29. Ayet (15:29:7) | فَقَعُوا | فقعوا | feka’û | hemen kapanın | و ق ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 28,29. Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti. | |||||
| 26 | Hicr 65. Ayet (15:65:1) | فَاَسْرِ | فاسر | fe-esri | hemen yürüt | س ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin.” | |||||
| 27 | Nahl 54. Ayet (16:54:6) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. | |||||
| 28 | Kehf 58. Ayet (18:58:6) | يُؤَاخِذُهُمْ | يؤاخذهم | yuâḣiżuhum | onları hemen cezalandırsaydı | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar. | |||||
| 29 | Kehf 74. Ayet (18:74:6) | فَقَتَلَهُۙ | فقتله | fe-katelehu | hemen onu öldürdü | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi. | |||||
| 30 | Kehf 77. Ayet (18:77:18) | فَاَقَامَهُۜ | فاقامه | fe-ekâmeh(u) | hemen onu doğrulttu | ق و م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi. | |||||
| 31 | Mü'minûn 64. Ayet (23:64:6) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar. | |||||
| 32 | Nûr 48. Ayet (24:48:8) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Aralarında hüküm vermesi için Allah’a (Kur’an’a) ve peygambere çağırıldıkları zaman, bir de bakarsın ki içlerinden bir grup yüz çevirmektedir. | |||||
| 33 | Kasas 24. Ayet (28:24:1) | فَسَقٰى | فسقى | fe-sekâ | (Musa) hemen suladı | س ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım” dedi. | |||||
| 34 | Ankebut 53. Ayet (29:53:6) | لَجَٓاءَهُمُ | لجاءهم | le-câehumu | onlara hemen gelirdi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. (Hikmet gereği) belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. Onlar farkında değillerken kendilerine ansızın elbette gelecektir. | |||||
| 35 | Ankebut 65. Ayet (29:65:14) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar. | |||||
| 36 | Rum 33. Ayet (30:33:14) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar. | |||||
| 37 | Rum 48. Ayet (30:48:26) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler. | |||||
| 38 | Ahzab 49. Ayet (33:49:20) | فَمَتِّعُوهُنَّ | فمتعوهن | fe-metti’ûhunne | hemen geçimliklerini verin | م ت ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikâhlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut’a[440] verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın. | |||||
| 39 | Yâsîn 29. Ayet (36:29:6) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | hemen | اِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler. | |||||
| 40 | Yâsîn 53. Ayet (36:53:6) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır. | |||||
| 41 | Yâsîn 82. Ayet (36:82:10) | فَيَكُونُ | فيكون | fe-yekûn(u) | hemen oluverir | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir. | |||||
| 42 | Sâffât 19. Ayet (37:19:5) | فَاِذَا | فاذا | fe-iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O ancak şiddetli bir sesten ibarettir.[454] Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler. | |||||
| 43 | Sâffât 94. Ayet (37:94:1) | فَاَقْبَلُٓوا | فاقبلوا | fe-akbelû | hemen gittiler | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi. | |||||
| 44 | Sâd 16. Ayet (38:16:3) | عَجِّلْ | عجل | ‘accil | hemen ver | ع ج ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Müşrikler (alay ederek) şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!” | |||||
| 45 | Zümer 8. Ayet (39:8:5) | دَعَا | دعا | de’â | hemen du'a eder | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin.” | |||||
| 46 | Zümer 45. Ayet (39:45:16) | اِذَا | اذا | iżâ | hemen | إِذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir tek (ilâh) olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah’tan başkaları (ilâhları) anıldığında bakarsın sevinirler. | |||||
| 47 | Fussilet 36. Ayet (41:36:6) | فَاسْتَعِذْ | فاستعذ | feste’iż | hemen sığın | ع و ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 48 | Fussilet 49. Ayet (41:49:10) | فَيَؤُ۫سٌ | فيؤس | fe-yeûsun | hemen üzülür | ي أ س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsan, hayır (mal, mülk, genişlik) istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır. | |||||
| 49 | Fussilet 51. Ayet (41:51:11) | فَذُو | فذو | feżû | hemen | ذُو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur. | |||||
| 50 | Şûrâ 48. Ayet (42:48:25) | فَاِنَّ | فان | fe-inne | şüphesiz hemen | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür. | |||||