| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 70. Ayet (2:70:8) | هِيَۙ | هي | hiye | onun | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. Çünkü sığırlar, bizce, birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz” dediler. | |||||
| 2 | Bakara 74. Ayet (2:74:7) | فَهِيَ | فهي | fe-hiye | şimdi onlar | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir. | |||||
| 3 | Bakara 189. Ayet (2:189:5) | هِيَ | هي | hiye | onlar | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.[53] İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.[54] | |||||
| 4 | Bakara 259. Ayet (2:259:6) | وَهِيَ | وهي | ve hiye | o kimse | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?” O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”[74] | |||||
| 5 | Âl-i İmran 20. Ayet (3:20:5) | وَجْهِيَ | وجهي | vechiye | özümü | و ج ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere[86] de ki: “Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah, kullarını hakkıyla görendir. | |||||
| 6 | En'am 19. Ayet (6:19:11) | وَاُو۫حِيَ | واوحي | ve ûhiye | ve vahyolundu | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir.[171] İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” | |||||
| 7 | En'am 29. Ayet (6:29:3) | هِيَ | هي | hiye | onlar | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derler ki: “Hayat ancak dünya hayatımızdır. Artık biz bir daha diriltilecek de değiliz.” | |||||
| 8 | En'am 79. Ayet (6:79:3) | وَجْهِيَ | وجهي | vechiye | yüzümü | و ج ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” | |||||
| 9 | En'am 93. Ayet (6:93:10) | اُو۫حِيَ | اوحي | ûhiye | vahyolundu | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen! | |||||
| 10 | En'am 106. Ayet (6:106:3) | اُو۫حِيَ | اوحي | ûhiye | vahyolunan | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a ortak koşanlardan yüz çevir. | |||||
| 11 | En'am 145. Ayet (6:145:6) | اُو۫حِيَ | اوحي | ûhiye | vahyolunan | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.[200] | |||||
| 12 | En'am 152. Ayet (6:152:7) | هِيَ | هي | hiye | onun | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.[205] Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız.[206] (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti. | |||||
| 13 | A'raf 32. Ayet (7:32:13) | هِيَ | هي | hiye | O | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” | |||||
| 14 | A'raf 107. Ayet (7:107:4) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha. | |||||
| 15 | A'raf 108. Ayet (7:108:4) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.[224] | |||||
| 16 | A'raf 117. Ayet (7:117:8) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. | |||||
| 17 | A'raf 155. Ayet (7:155:0) | هِيَ | هي | hiye | bu (iş) | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. | |||||
| 18 | Tevbe 40. Ayet (9:40:0) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 19 | Tevbe 68. Ayet (9:68:0) | هِيَ | هي | hiye | O | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır. | |||||
| 20 | Hûd 36. Ayet (11:36:1) | وَاُو۫حِيَ | واوحي | ve ûhiye | vahyolundu | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’a vahyolundu ki: “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.” | |||||
| 21 | Hûd 42. Ayet (11:42:1) | وَهِيَ | وهي | ve hiye | (Gemi) | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi. | |||||
| 22 | Hûd 83. Ayet (11:83:5) | هِيَ | هي | hiye | bunlar | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 82,83. (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir. | |||||
| 23 | Hûd 102. Ayet (11:102:7) | وَهِيَ | وهي | ve hiye | ve o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O’nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir. | |||||
| 24 | Yusuf 26. Ayet (12:26:2) | هِيَ | هي | hiye | O | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, “O, benden arzusunu elde etmek istedi” dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: “Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o (Yûsuf) yalancılardandır.” | |||||
| 25 | Nahl 92. Ayet (16:92:17) | هِيَ | هي | hiye | هِيَ | |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. | |||||
| 26 | Nahl 125. Ayet (16:125:10) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. | |||||
| 27 | İsrâ 9. Ayet (17:9:6) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 9,10. Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. | |||||
| 28 | İsrâ 34. Ayet (17:34:7) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur. | |||||
| 29 | İsrâ 53. Ayet (17:53:5) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. | |||||
| 30 | Kehf 27. Ayet (18:27:3) | اُو۫حِيَ | اوحي | ûhiye | vahyedilen | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın. | |||||
| 31 | Kehf 42. Ayet (18:42:10) | وَهِيَ | وهي | ve hiye | ve o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken bütün serveti helâk edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş hâldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini oğuşturuyor ve şöyle diyordu: “Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım..” | |||||
| 32 | Tâhâ 18. Ayet (20:18:2) | هِيَ | هي | hiye | O | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.” | |||||
| 33 | Tâhâ 20. Ayet (20:20:3) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş! | |||||
| 34 | Tâhâ 48. Ayet (20:48:3) | اُوحِيَ | اوحي | ûhiye | vahyolundu | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.” | |||||
| 35 | Enbiyâ 3. Ayet (21:3:1) | لَاهِيَةً | لاهية | lâhiyeten | eğlencededir | ل ه و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?” | |||||
| 36 | Enbiyâ 97. Ayet (21:97:5) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler. | |||||
| 37 | Hacc 45. Ayet (22:45:5) | وَهِيَ | وهي | ve hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Halkı zulmetmekteyken helâk ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır! | |||||
| 38 | Hacc 45. Ayet (22:45:7) | فَهِيَ | فهي | fe-hiye | ve o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Halkı zulmetmekteyken helâk ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır! | |||||
| 39 | Hacc 48. Ayet (22:48:6) | وَهِيَ | وهي | ve hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zalim oldukları hâlde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır. | |||||
| 40 | Mü'minûn 37. Ayet (23:37:2) | هِيَ | هي | hiye | bu | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.” | |||||
| 41 | Mü'minûn 96. Ayet (23:96:3) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz. | |||||
| 42 | Furkan 5. Ayet (25:5:5) | فَهِيَ | فهي | fe-hiye | onlar | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “(Bu Kur’an, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır” dediler. | |||||
| 43 | Şu'arâ 32. Ayet (26:32:4) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş. | |||||
| 44 | Şu'arâ 33. Ayet (26:33:4) | هِيَ | هي | hiye | o (da) | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.[399] | |||||
| 45 | Şu'arâ 45. Ayet (26:45:5) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor. | |||||
| 46 | Neml 88. Ayet (27:88:5) | وَهِيَ | وهي | ve hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 47 | Ankebut 45. Ayet (29:45:3) | اُو۫حِيَ | اوحي | ûhiye | vahyedileni | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. | |||||
| 48 | Ankebut 46. Ayet (29:46:7) | هِيَ | هي | hiye | o | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilâhımız ve sizin ilâhınız birdir (aynı ilâhtır). Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.” | |||||
| 49 | Ankebut 64. Ayet (29:64:11) | لَهِيَ | لهي | lehiye | işte odur | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! | |||||
| 50 | Ahzab 13. Ayet (33:13:21) | هِيَ | هي | hiye | onlar(ın evleri) | هِيَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı. | |||||