| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 17. Ayet (2:17:3) | الَّذِي | الذي | lleżi | kişinin | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. | |||||
| 2 | Bakara 102. Ayet (2:102:42) | وَزَوْجِه۪ۜ | وزوجه | ve zevcih(i) | ve karısının | ز و ج |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 3 | Bakara 177. Ayet (2:177:11) | مَنْ | من | men | kişinin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. | |||||
| 4 | Bakara 189. Ayet (2:189:18) | مَنِ | من | meni | kişinin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.[53] İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.[54] | |||||
| 5 | Bakara 247. Ayet (2:247:34) | الْعِلْمِ | العلم | l’ilmi | bilgisinin | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamberleri onlara, “Allah, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 6 | Bakara 255. Ayet (2:255:24) | عِنْدَهُٓ | عنده | ‘indehu | kendisinin katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.[70] O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?[71] O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.[72] | |||||
| 7 | Bakara 266. Ayet (2:266:5) | لَهُ | له | lehu | kendisinin | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor.[75] | |||||
| 8 | Bakara 275. Ayet (2:275:32) | فَلَهُ | فله | fe-lehu | kendisinindir | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır. | |||||
| 9 | Nisâ 11. Ayet (4:11:60) | اَيُّهُمْ | ايهم | eyyuhum | hangisinin | أَيُّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır.[107] Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 10 | Nisâ 150. Ayet (4:150:21) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | bunun (ikisinin) | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 150,151. Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. | |||||
| 11 | Nisâ 176. Ayet (4:176:8) | امْرُؤٌا | امرؤا | -mru-un | kişinin | م ر أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 12 | Mâide 17. Ayet (5:17:34) | بَيْنَهُمَاۜ | بينهما | beynehumâ | ikisinin arasında | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular.[146] De ki: “Şâyet Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” | |||||
| 13 | Mâide 41. Ayet (5:41:31) | بَعْدِ | بعد | ba’di | bazısının | ب ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler[150], sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.[151] Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır. | |||||
| 14 | Mâide 95. Ayet (5:95:22) | ذَوَا | ذوا | żevâ | iki kişinin | ذَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ’be’ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah, geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir. | |||||
| 15 | En'am 101. Ayet (6:101:10) | لَهُ | له | lehu | kendisinin | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı hâlde, nasıl bir çocuğu olabilir? Hâlbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir. | |||||
| 16 | En'am 143. Ayet (6:143:18) | الْاُنْثَيَيْنِۜ | الانثيين | l-unśeyeyn(i) | iki dişinin | أ ن ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, (hayvanlardan) sekiz eşi de yaratandır: (Erkek ve dişi olarak) koyundan iki, keçiden de iki. Ey Muhammed! De ki: “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Eğer doğru söyleyenler iseniz bana bilerek haber verin.” | |||||
| 17 | En'am 144. Ayet (6:144:16) | الْاُنْثَيَيْنِۜ | الانثيين | l-unśeyeyn(i) | iki dişinin | أ ن ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.[199] | |||||
| 18 | Enfal 24. Ayet (8:24:0) | وَلِلرَّسُولِ | وللرسول | ve lirrasûli | ve Elçisinin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız. | |||||
| 19 | Tevbe 7. Ayet (9:7:0) | رَسُولِه۪ٓ | رسوله | rasûlihi | Elçisinin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 20 | Tevbe 15. Ayet (9:15:0) | مَنْ | من | men | kişinin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 14,15. Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 21 | Tevbe 26. Ayet (9:26:0) | رَسُولِه۪ | رسوله | rasûlihi | Elçisinin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır. | |||||
| 22 | Tevbe 59. Ayet (9:59:0) | وَرَسُولُهُ | ورسوله | ve rasûluhu | ve Elçisinin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar Allah ve Resûlünün kendilerine verdiğine razı olup, “Bize Allah yeter. Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Resûlü ileride bize yine verir. Biz yalnız Allah’a rağbet eder (O’nun ihsanını ister)iz” deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu. | |||||
| 23 | Tevbe 71. Ayet (9:71:0) | بَعْضُهُمْ | بعضهم | ba’duhum | kimisinin | ب ع ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 24 | Tevbe 118. Ayet (9:118:0) | الثَّلٰثَةِ | الثلثة | śśelâśeti | üçünün (kişinin) | ث ل ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti.[264] Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir. | |||||
| 25 | Ra'd 8. Ayet (13:8:6) | اُنْثٰى | انثى | unśâ | dişinin | أ ن ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O’nun katında bir ölçü iledir. | |||||
| 26 | Nahl 76. Ayet (16:76:14) | مَوْلٰيهُۙ | موليه | mevlâhu | efendisinin | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu? | |||||
| 27 | İsrâ 5. Ayet (17:5:4) | اُو۫لٰيهُمَا | اوليهما | ûlâhumâ | birincisinin | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi. | |||||
| 28 | Kehf 7. Ayet (18:7:9) | اَيُّهُمْ | ايهم | eyyuhum | hangisinin | أَيُّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık. | |||||
| 29 | Kehf 12. Ayet (18:12:4) | اَيُّ | اي | eyyu | hangisinin | أَيُّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim. | |||||
| 30 | Meryem 69. Ayet (19:69:6) | اَيُّهُمْ | ايهم | eyyuhum | hangisinin | أَيُّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız. | |||||
| 31 | Meryem 73. Ayet (19:73:11) | اَيُّ | اي | eyyu | hangisinin | أَيُّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?” dediler.[349] | |||||
| 32 | Tâhâ 6. Ayet (20:6:9) | بَيْنَهُمَا | بينهما | beynehumâ | ikisinin arasında | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki, yerdeki bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O’nundur. | |||||
| 33 | Nûr 6. Ayet (24:6:15) | اِنَّهُ | انه | innehu | kendisinin mutlaka | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 6,7. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. | |||||
| 34 | Nûr 50. Ayet (24:50:12) | وَرَسُولُهُۜ | ورسوله | ve rasûluhu | ve Elçisinin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resûlünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir. | |||||
| 35 | Furkan 8. Ayet (25:8:7) | لَهُ | له | lehu | kendisinin | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!” Zalimler, (inananlara): “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler. | |||||
| 36 | Furkan 35. Ayet (25:35:6) | مَعَهُٓ | معه | me’ahu | kendisinin yanında | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Biz, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ve kardeşi Hârûn’u da ona yardımcı kıldık. | |||||
| 37 | Furkan 53. Ayet (25:53:12) | بَيْنَهُمَا | بينهما | beynehumâ | ikisinin arasına | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır. | |||||
| 38 | Furkan 59. Ayet (25:59:6) | بَيْنَهُمَا | بينهما | beynehumâ | ikisinin arasında | ب ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökleri ve yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a[394] kurulan Rahmân’dır. Sen bunu haberdar olana sor! | |||||
| 39 | Furkan 67. Ayet (25:67:10) | ذٰلِكَ | ذلك | żâlike | bu (ikisinin) | ذَٰلِكَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır. | |||||
| 40 | Kasas 37. Ayet (28:37:9) | عِنْدِه۪ | عنده | ‘indihi | kendisinin yanı- | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Katından kimin hidayet getirdiğini ve bu yurdun (güzel) sonucunun kimin olacağını Rabbim daha iyi bilir. Doğrusu zalimler kurtuluşa eremezler” dedi. | |||||
| 41 | Zümer 29. Ayet (39:29:13) | مَثَلًاۜ | مثلا | meśelâ(en) | ikisinin durumu | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, birbiriyle çekişen ortak sahipleri bulunan bir (köle) adam ile yalnızca bir kişiye ait olan bir (köle) adamı örnek verdi. Bu iki adamın durumu hiç, bir olur mu?[470] Hamd Allah’a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. | |||||
| 42 | Ahkaf 32. Ayet (46:32:11) | لَهُ | له | lehu | kendisinin | لَهُ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim Allah’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 43 | Fetih 27. Ayet (48:27:4) | رَسُولَهُ | رسوله | rasûlehu | Elçisinin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi.[498] | |||||
| 44 | Hucurât 1. Ayet (49:1:10) | وَرَسُولِه۪ | ورسوله | ve rasûlih(i) | ve Elçisinin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 45 | Hucurât 3. Ayet (49:3:6) | رَسُولِ | رسول | rasûli | elçisinin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takvâ (Allah’a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. | |||||
| 46 | Rahman 48. Ayet (55:48:1) | ذَوَاتَٓا | ذواتا | żevâtâ | ikisinin de vardır | ذُو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İki cennet de (ağaçlar, meyveler, rengârenk bitkiler gibi) çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir. | |||||
| 47 | Haşr 17. Ayet (59:17:3) | اَنَّهُمَا | انهما | ennehumâ | ikisinin de | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet ikisinin de (azdıranın da azanın da) akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. İşte zalimlerin cezası budur. | |||||
| 48 | Münafikun 7. Ayet (63:7:9) | رَسُولِ | رسول | rasûli | Elçisinin | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Allah Resûlü’nün yanında bulunanlara (muhacirlere) bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler” diyenlerdir. Hâlbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar (bunu) anlamazlar. | |||||
| 49 | Talak 9. Ayet (65:9:3) | اَمْرِهَا | امرها | emrihâ | işinin | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu. | |||||
| 50 | Talak 9. Ayet (65:9:6) | اَمْرِهَا | امرها | emrihâ | işinin | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu. | |||||