| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 187. Ayet (2:187:12) | لِبَاسٌ | لباس | libâsun | elbisesisiniz | ل ب س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı.[51] Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz.[52] Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar. | |||||
| 2 | Nisâ 20. Ayet (4:20:14) | اَتَأْخُذُونَهُ | اتأخذونه | ete/ḣużûnehu | verdiğinizi alacak mısınız? | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız?[112] | |||||
| 3 | En'am 109. Ayet (6:109:15) | وَمَا | وما | ve mâ | değil misiniz? | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?” | |||||
| 4 | A'raf 31. Ayet (7:31:8) | مَسْجِدٍ | مسجد | mescidin | mesci(de gidişiniz)de | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. | |||||
| 5 | A'raf 65. Ayet (7:65:16) | تَتَّقُونَ | تتقون | tettekûn(e) | sakınmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. Onlara, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi. | |||||
| 6 | Tevbe 13. Ayet (9:13:0) | تُقَاتِلُونَ | تقاتلون | tukâtilûne | savaşmayacak mısınız? | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır. | |||||
| 7 | Tevbe 111. Ayet (9:111:0) | بِبَيْعِكُمُ | ببيعكم | bi-bey’ikumu | alışverişinizden | ب ي ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır. | |||||
| 8 | Yunus 3. Ayet (10:3:0) | تَذَكَّرُونَ | تذكرون | teżekkerûn(e) | Düşünüp öğüt almaz mısınız? | ذ ك ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a[267] kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O, Rabbiniz Allah’tır. O hâlde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz? | |||||
| 9 | Yunus 71. Ayet (10:71:0) | اَمْرَكُمْ | امركم | emrakum | işiniz hakkında | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin! | |||||
| 10 | Yunus 71. Ayet (10:71:0) | اَمْرُكُمْ | امركم | emrukum | işiniz | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin! | |||||
| 11 | İbrahim 21. Ayet (14:21:12) | فَهَلْ | فهل | fe-hel | misiniz? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler. | |||||
| 12 | Hicr 57. Ayet (15:57:3) | خَطْبُكُمْ | خطبكم | ḣatbukum | işiniz | خ ط ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, “Ey Elçiler! Göreviniz nedir?” dedi. | |||||
| 13 | İsrâ 68. Ayet (17:68:1) | اَفَاَمِنْتُمْ | افامنتم | efe-emintum | emin misiniz? | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peki, karada sizi yere geçirmesinden, yahut üzerinize taşlar savuran kasırga göndermesinden, sonra da kendinize bir vekil bulamamaktan güvende misiniz? | |||||
| 14 | İsrâ 69. Ayet (17:69:2) | اَمِنْتُمْ | امنتم | emintum | emin misiniz? | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama (durumun)dan güvende misiniz? | |||||
| 15 | Kehf 16. Ayet (18:16:18) | اَمْرِكُمْ | امركم | emrikum | (şu) işinizden | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (İçlerinden biri şöyle dedi:) “Mademki onlardan ve Allah’tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o hâlde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın.”[327] | |||||
| 16 | Enbiyâ 3. Ayet (21:3:12) | اَفَتَأْتُونَ | افتأتون | efe-te/tûne | şimdi siz kapılacak mısınız? | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?” | |||||
| 17 | Enbiyâ 80. Ayet (21:80:8) | فَهَلْ | فهل | fehel | (o halde) misiniz? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de Davud’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz? | |||||
| 18 | Enbiyâ 108. Ayet (21:108:9) | فَهَلْ | فهل | fehel | -mısınız? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Bana ancak, ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?” | |||||
| 19 | Mü'minûn 23. Ayet (23:23:17) | تَتَّقُونَ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?” dedi. | |||||
| 20 | Mü'minûn 32. Ayet (23:32:14) | تَتَّقُونَ۟ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, kendilerinden, “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur, hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” diye öğüt veren bir peygamber gönderdik. | |||||
| 21 | Nûr 22. Ayet (24:22:19) | تُحِبُّونَ | تحبون | tuhibbûne | sevmez misiniz? | ح ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 22 | Şu'arâ 106. Ayet (26:106:7) | تَتَّقُونَۚ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 23 | Şu'arâ 124. Ayet (26:124:7) | تَتَّقُونَۚ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 24 | Şu'arâ 142. Ayet (26:142:7) | تَتَّقُونَۚ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 25 | Şu'arâ 161. Ayet (26:161:7) | تَتَّقُونَۚ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 26 | Şu'arâ 168. Ayet (26:168:3) | لِعَمَلِكُمْ | لعملكم | li’amelikum | sizin bu işinize | ع م ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Lût, şöyle dedi: “Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım.” | |||||
| 27 | Şu'arâ 177. Ayet (26:177:6) | تَتَّقُونَۚ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 28 | Kasas 23. Ayet (28:23:18) | خَطْبُكُمَاۜ | خطبكما | ḣatbukumâ | sizin işiniz | خ ط ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara, “(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?” dedi. Onlar, “Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır” dediler. | |||||
| 29 | Yâsîn 62. Ayet (36:62:7) | تَكُونُوا | تكونوا | tekûnû | olmaz mısınız? | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?” | |||||
| 30 | Sâffât 54. Ayet (37:54:4) | مُطَّلِعُونَ | مطلعون | muttali’ûn(e) | bakar mısınız? | ط ل ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Konuşan o kimse, yanındakilere, “Bakar mısınız, hâli ne oldu?” der. | |||||
| 31 | Sâffât 91. Ayet (37:91:6) | تَأْكُلُونَۚ | تأكلون | te/kulûn(e) | yemez misiniz? | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?” | |||||
| 32 | Sâffât 124. Ayet (37:124:5) | تَتَّقُونَ | تتقون | tettekûn(e) | korunmaz mısınız? | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” | |||||
| 33 | Mü'min 47. Ayet (40:47:13) | فَهَلْ | فهل | fehel | -misiniz? | هَلْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?” derler. | |||||
| 34 | Câsiye 4. Ayet (45:4:2) | خَلْقِكُمْ | خلقكم | ḣalkikum | sizin yaratılışınızda | خ ل ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. | |||||
| 35 | Zâriyât 27. Ayet (51:27:5) | تَأْكُلُونَۘ | تأكلون | te/kulûn(e) | yemez misiniz? | أ ك ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu önlerine koydu. “Yemez misiniz?” dedi. | |||||
| 36 | Vâkı'a 62. Ayet (56:62:5) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | -mısınız? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O hâlde düşünseniz ya! | |||||
| 37 | Vâkı'a 70. Ayet (56:70:5) | فَلَوْلَا | فلولا | fe-levlâ | -misiniz? | لَوْلَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dileseydik onu acı bir su yapardık. O hâlde şükretseydiniz ya!. | |||||
| 38 | Mülk 16. Ayet (67:16:1) | ءَاَمِنْتُمْ | ءامنتم | e-emintum | emin misiniz? | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göktekinin sizi yere geçirivermeyeceğinden emin mi oldunuz? (O zaman) bir de bakarsınız yeryüzü şiddetle çalkalanıyor. | |||||
| 39 | Mülk 17. Ayet (67:17:2) | اَمِنْتُمْ | امنتم | emintum | siz emin misiniz? | أ م ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yahut göktekinin, üzerinize taş yağdıran rüzgâr göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? O zaman, uyarım nasılmış bileceksiniz! | |||||
| 40 | Leyl 4. Ayet (92:4:2) | سَعْيَكُمْ | سعيكم | sa’yekum | sizin işiniz | س ع ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir. | |||||