"işte o" Analizi

Türkçe Meali ve benzeşen aramasında 113 sonuç bulundu.
1 - 50 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1 Bakara 2. Ayet (2:2:1) ذٰلِكَ ذلك żâlike işte o ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
2 Bakara 5. Ayet (2:5:1) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.
3 Bakara 16. Ayet (2:16:1) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır.
4 Bakara 39. Ayet (2:39:5) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
5 Bakara 81. Ayet (2:81:8) فَاُو۬لٰٓئِكَ فاولئك fe-ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
6 Bakara 82. Ayet (2:82:5) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar da أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
7 Bakara 86. Ayet (2:86:1) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.
8 Bakara 121. Ayet (2:121:7) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
9 Bakara 141. Ayet (2:141:1) تِلْكَ تلك tilke İşte onlar ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.
10 Bakara 159. Ayet (2:159:16) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlara أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.[43]
11 Bakara 160. Ayet (2:160:6) فَاُو۬لٰٓئِكَ فاولئك fe-ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lânetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.
12 Bakara 174. Ayet (2:174:13) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır.[47]
13 Bakara 177. Ayet (2:177:46) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
14 Bakara 177. Ayet (2:177:49) وَاُو۬لٰٓئِكَ واولئك ve ulâike ve işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
15 Bakara 218. Ayet (2:218:10) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
16 Bakara 253. Ayet (2:253:1) تِلْكَ تلك tilke işte o ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.[69]
17 Bakara 257. Ayet (2:257:19) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike İşte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.
18 Bakara 277. Ayet (2:277:10) لَهُمْ لهم lehum işte onların لَهُم
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.
19 Âl-i İmran 105. Ayet (3:105:11) وَاُو۬لٰٓئِكَ واولئك ve ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
20 Âl-i İmran 108. Ayet (3:108:1) تِلْكَ تلك tilke işte onlar ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek istemez.
21 Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:13) وَاُو۬لٰٓئِكَ واولئك ve ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
22 Âl-i İmran 140. Ayet (3:140:9) وَتِلْكَ وتلك ve tilke işte o ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir’de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.
23 Âl-i İmran 175. Ayet (3:175:2) ذٰلِكُمُ ذلكم żâlikumu işte o ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) O şeytan[102] sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz, benden korkun.
24 Âl-i İmran 185. Ayet (3:185:16) فَقَدْ فقد fekad işte o قَدْ
Diyanet İşleri (Yeni) Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
25 Nisâ 52. Ayet (4:52:1) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, Allah’ın lânet ettiği kimselerdir. Allah, kime lânet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.
26 Nisâ 69. Ayet (4:69:5) فَاُو۬لٰٓئِكَ فاولئك fe-ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.
27 Nisâ 91. Ayet (4:91:26) وَاُو۬لٰٓئِكُمْ واولئكم ve ulâikum işte öylelerine أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik.
28 Nisâ 97. Ayet (4:97:23) فَاُو۬لٰٓئِكَ فاولئك fe-ulâike işte onların أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.[127]
29 Nisâ 121. Ayet (4:121:1) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onların أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar.
30 Nisâ 124. Ayet (4:124:11) فَاُو۬لٰٓئِكَ فاولئك fe-ulâike işte öyle kimseler أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
31 Nisâ 146. Ayet (4:146:10) فَاُو۬لٰٓئِكَ فاولئك fe-ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.
32 Nisâ 162. Ayet (4:162:23) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlara أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.
33 Mâide 41. Ayet (5:41:52) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler[150], sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.[151] Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.
34 Mâide 60. Ayet (5:60:21) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onların أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
35 Mâide 86. Ayet (5:86:5) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenlere ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.
36 En'am 70. Ayet (6:70:32) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.
37 En'am 89. Ayet (6:89:1) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike İşte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.[182]
38 En'am 90. Ayet (6:90:1) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike İşte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”
39 En'am 122. Ayet (6:122:19) كَذٰلِكَ كذلك keżâlike işte öyle ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.
40 A'raf 9. Ayet (7:9:4) فَاُو۬لٰٓئِكَ فاولئك fe-ulâike işte onlar da أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Ama kimlerin sevabı da hafif gelirse, işte onlar âyetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır.
41 A'raf 36. Ayet (7:36:6) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
42 A'raf 42. Ayet (7:42:10) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar.
43 A'raf 101. Ayet (7:101:1) تِلْكَ تلك tilke işte o ذَٰلِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler.
44 A'raf 178. Ayet (7:178:0) فَهُوَ فهو fe-huve işte odur فَهُوَ
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.
45 A'raf 179. Ayet (7:179:0) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.[235]
46 Enfal 72. Ayet (8:72:0) اُو۬لٰٓئِكَ اولئك ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
47 Enfal 75. Ayet (8:75:0) فَاُو۬لٰٓئِكَ فاولئك fe-ulâike işte onlar أُولَٰئِكَ
Diyanet İşleri (Yeni) Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Allah’ın kitabınca, kan akrabaları birbirlerine (varis olmaya) daha lâyıktırlar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir.
48 Tevbe 34. Ayet (9:34:0) فَبَشِّرْهُمْ فبشرهم fe-beşşirhum işte onlara müjdele ب ش ر
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.
49 Tevbe 40. Ayet (9:40:0) فَاَنْزَلَ فانزل fe-enzela (İşte o zaman) indirdi ن ز ل
Diyanet İşleri (Yeni) Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
50 Tevbe 67. Ayet (9:67:0) هُمُ هم humu işte onlardır هُم
Diyanet İşleri (Yeni) Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.