| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 57. Ayet (2:57:16) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin” (dedik). Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 2 | Bakara 89. Ayet (2:89:10) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. | |||||
| 3 | Âl-i İmran 167. Ayet (3:167:21) | اَقْرَبُ | اقرب | akrabu | yakın idiler | ق ر ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 166,167. İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir. | |||||
| 4 | Mâide 44. Ayet (5:44:21) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir. | |||||
| 5 | Mâide 79. Ayet (5:79:1) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydü! | |||||
| 6 | Mâide 79. Ayet (5:79:9) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydü! | |||||
| 7 | A'raf 64. Ayet (7:64:12) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar (vicdanları hakka kapalı) kör bir kavim idiler. | |||||
| 8 | A'raf 157. Ayet (7:157:0) | كَانَتْ | كانت | kânet | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî[229] peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.[230] Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. | |||||
| 9 | Enfal 42. Ayet (8:42:0) | الْقُصْوٰى | القصوى | l-kusvâ | uzak kenarında idiler | ق ص و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani siz vadinin (Medine’ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şâyet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü’minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 10 | Tevbe 69. Ayet (9:69:0) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. | |||||
| 11 | Yusuf 20. Ayet (12:20:6) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona değer vermiyorlardı.[284] | |||||
| 12 | Hicr 78. Ayet (15:78:2) | كَانَ | كان | kâne | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eyke” halkı da şüphesiz zalim idiler.[299] | |||||
| 13 | Hicr 81. Ayet (15:81:3) | فَكَانُوا | فكانوا | fe-kânû | fakat idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi. | |||||
| 14 | Kehf 101. Ayet (18:101:8) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 100,101. O gün cehennemi; gözleri Zikr’ime (Kur’an’a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kâfirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz! | |||||
| 15 | Enbiyâ 73. Ayet (21:73:13) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve (insanlar) idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi. | |||||
| 16 | Enbiyâ 74. Ayet (21:74:9) | كَانَتْ | كانت | kânet | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler. | |||||
| 17 | Enbiyâ 74. Ayet (21:74:13) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler. | |||||
| 18 | Enbiyâ 90. Ayet (21:90:10) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi. | |||||
| 19 | Enbiyâ 90. Ayet (21:90:17) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi. | |||||
| 20 | Rum 9. Ayet (30:9:12) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 21 | Rum 10. Ayet (30:10:11) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve -idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra, Allah’ın âyetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu. | |||||
| 22 | Rum 49. Ayet (30:49:2) | كَانُوا | كانوا | kânû | onlar idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı. | |||||
| 23 | Ahzab 15. Ayet (33:15:2) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir. | |||||
| 24 | Ahzab 15. Ayet (33:15:10) | وَكَانَ | وكان | ve kâne | ve idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir. | |||||
| 25 | Fâtır 44. Ayet (35:44:12) | وَكَانُٓوا | وكانوا | ve kânû | onlar idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 26 | Sâffât 35. Ayet (37:35:2) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı. | |||||
| 27 | Mü'min 21. Ayet (40:21:13) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı. | |||||
| 28 | Mü'min 82. Ayet (40:82:12) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | onlar idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti. | |||||
| 29 | Fussilet 25. Ayet (41:25:24) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı. | |||||
| 30 | Zuhruf 54. Ayet (43:54:5) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu. | |||||
| 31 | Zuhruf 76. Ayet (43:76:4) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zâlim idiler. | |||||
| 32 | Duhân 37. Ayet (44:37:11) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba’[488] kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi. | |||||
| 33 | Fetih 26. Ayet (48:26:20) | وَكَانُٓوا | وكانوا | ve kânû | zaten onlar idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani inkâr edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, Peygamberine ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilmektedir. | |||||
| 34 | Zâriyât 16. Ayet (51:16:6) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 15,16. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi. | |||||
| 35 | Zâriyât 17. Ayet (51:17:1) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Geceleri pek az uyurlardı. | |||||
| 36 | Zâriyât 46. Ayet (51:46:6) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlardan önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar fâsık bir toplum idiler. | |||||
| 37 | Necm 52. Ayet (53:52:6) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce de Nûh’un kavmini helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi. | |||||
| 38 | Vâkı'a 45. Ayet (56:45:2) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi. | |||||
| 39 | Cum'a 2. Ayet (62:2:16) | كَانُوا | كانوا | kânû | onlar idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, ümmîlere[546], içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler. | |||||
| 40 | Tahrim 10. Ayet (66:10:10) | كَانَتَا | كانتا | kânetâ | bu ikisi idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi. | |||||
| 41 | Nebe' 27. Ayet (78:27:2) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı. | |||||
| 42 | Mutaffifîn 29. Ayet (83:29:4) | كَانُوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz günahkârlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı. | |||||