| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 650 | A'raf 75. Ayet (7:75:21) | اُرْسِلَ | ارسل | ursile | gönderilene | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen inanmışlara, “Siz, Salih’in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?” dediler. Onlar da, “Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlarız” dediler. | |||||
| 651 | A'raf 76. Ayet (7:76:1) | قَالَ | قال | kâle | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Büyüklük taslayanlar, “Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkâr edenleriz” dediler. | |||||
| 652 | A'raf 77. Ayet (7:77:7) | وَقَالُوا | وقالوا | ve kâlû | ve dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve “Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir” dediler. | |||||
| 653 | A'raf 77. Ayet (7:77:16) | الْمُرْسَل۪ينَ | المرسلين | l-murselîn(e) | elçiler- | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve “Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir” dediler. | |||||
| 654 | A'raf 83. Ayet (7:83:2) | وَاَهْلَهُٓ | واهله | ve ehlehu | ve ailesini | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu. | |||||
| 655 | A'raf 87. Ayet (7:87:7) | اُرْسِلْتُ | ارسلت | ursiltu | benimle gönderilen | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” | |||||
| 656 | A'raf 88. Ayet (7:88:1) | قَالَ | قال | kâle | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 657 | A'raf 88. Ayet (7:88:2) | الْمَلَاُ | الملا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 658 | A'raf 88. Ayet (7:88:20) | اَوَلَوْ | اولو | evelev | bile mi? | لَو |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi. | |||||
| 659 | A'raf 89. Ayet (7:89:23) | يَشَٓاءَ | يشاء | yeşâe | dilemesi | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” | |||||
| 660 | A'raf 90. Ayet (7:90:1) | وَقَالَ | وقال | ve kâle | ve dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu’ayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.” | |||||
| 661 | A'raf 90. Ayet (7:90:2) | الْمَلَاُ | الملا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şu’ayb’ın kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu’ayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.” | |||||
| 662 | A'raf 95. Ayet (7:95:8) | وَقَالُوا | وقالوا | ve kâlû | ve dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık. | |||||
| 663 | A'raf 97. Ayet (7:97:5) | يَأْتِيَهُمْ | يأتيهم | ye/tiyehum | kendilerine gelmeyeceğinden | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular? | |||||
| 664 | A'raf 100. Ayet (7:100:11) | نَشَٓاءُ | نشاء | neşâu | biz dilesek | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. | |||||
| 665 | A'raf 100. Ayet (7:100:12) | اَصَبْنَاهُمْ | اصبناهم | esabnâhum | kendilerini de cezalandırırız | ص و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler. | |||||
| 666 | A'raf 101. Ayet (7:101:9) | رُسُلُهُمْ | رسلهم | rusuluhum | elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. | |||||
| 667 | A'raf 103. Ayet (7:103:9) | وَمَلَا۬ئِه۪ | وملائه | ve mele-ihi | ve onun ileri gelenlerine | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onların ardından Mûsâ’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu. | |||||
| 668 | A'raf 103. Ayet (7:103:10) | فَظَلَمُوا | فظلموا | fe-zalemû | haksızlık ettiler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onların ardından Mûsâ’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu. | |||||
| 669 | A'raf 109. Ayet (7:109:2) | الْمَلَاُ | الملا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un kavminden ileri gelenler, dediler ki: “Şüphesiz bu adam usta bir sihirbazdır.” | |||||
| 670 | A'raf 111. Ayet (7:111:1) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar şöyle dediler: “Mûsâ’yı ve kardeşini (bir süre) beklet (haklarında bir işlem yapma) ve şehirlere toplayıcılar yolla.” | |||||
| 671 | A'raf 113. Ayet (7:113:4) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sihirbazlar Firavun’a geldiler. “Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükâfat vardır, değil mi?” dediler. | |||||
| 672 | A'raf 115. Ayet (7:115:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Sihirbazlar), “Ey Mûsâ! Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz olalım” dediler. | |||||
| 673 | A'raf 116. Ayet (7:116:5) | سَحَرُٓوا | سحروا | seharû | büyülediler | س ح ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar. | |||||
| 674 | A'raf 116. Ayet (7:116:9) | وَجَٓاؤُ۫ | وجاؤ | ve câû | ve getirdiler | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ), “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar. | |||||
| 675 | A'raf 119. Ayet (7:119:1) | فَغُلِبُوا | فغلبوا | fe-ġulibû | yenildiler | غ ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık orada yenilmişler ve küçük düşmüşlerdi. | |||||
| 676 | A'raf 121. Ayet (7:121:1) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Âlemlerin Rabbine iman ettik” dediler. | |||||
| 677 | A'raf 123. Ayet (7:123:19) | تَعْلَمُونَ | تعلمون | ta’lemûn(e) | bileceksiniz | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!” | |||||
| 678 | A'raf 125. Ayet (7:125:1) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz.” | |||||
| 679 | A'raf 127. Ayet (7:127:2) | الْمَلَاُ | الملا | l-meleu | ileri gelen bir topluluk | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Mûsâ’yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilâhlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?” Firavun, “Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?” dedi. | |||||
| 680 | A'raf 127. Ayet (7:127:21) | قَاهِرُونَ | قاهرون | kâhirûn(e) | eziciler olacağız | ق ه ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Mûsâ’yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilâhlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?” Firavun, “Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?” dedi. | |||||
| 681 | A'raf 128. Ayet (7:128:12) | يَشَٓاءُ | يشاء | yeşâu | dilediği | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine, “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır” dedi. | |||||
| 682 | A'raf 129. Ayet (7:129:1) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten sonra da.” Mûsâ, “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek ve sizi bu yerde (Mısır’da) egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır” dedi. | |||||
| 683 | A'raf 130. Ayet (7:130:3) | اٰلَ | ال | âle | ailesini | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık. | |||||
| 684 | A'raf 131. Ayet (7:131:8) | تُصِبْهُمْ | تصبهم | tusibhum | kendilerine ulaşırsa | ص و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler. | |||||
| 685 | A'raf 132. Ayet (7:132:1) | وَقَالُوا | وقالوا | ve kâlû | ve dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.” | |||||
| 686 | A'raf 134. Ayet (7:134:5) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Üzerlerine azap çökünce, “Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz” dediler. | |||||
| 687 | A'raf 138. Ayet (7:138:11) | لَهُمْۚ | لهم | lehum | kendilerine | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine ait putlara tapan bir kavme rastladılar. İsrailoğulları, “Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilâhları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilâh yapsana” dediler. Mûsa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.” | |||||
| 688 | A'raf 138. Ayet (7:138:12) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine ait putlara tapan bir kavme rastladılar. İsrailoğulları, “Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilâhları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilâh yapsana” dediler. Mûsa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.” | |||||
| 689 | A'raf 141. Ayet (7:141:4) | اٰلِ | ال | âli | ailesi- | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı. | |||||
| 690 | A'raf 142. Ayet (7:142:2) | مُوسٰى | موسى | mûsâ | Musa ile | مُوسَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.[227] | |||||
| 691 | A'raf 147. Ayet (7:147:11) | مَا | ما | mâ | şeyler ile | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını çekerler. | |||||
| 692 | A'raf 148. Ayet (7:148:1) | وَاتَّخَذَ | واتخذ | vetteḣaże | ve benimsediler | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilâh) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilâh) edindiler de zalim kimseler oldular. | |||||
| 693 | A'raf 148. Ayet (7:148:13) | يَرَوْا | يروا | yerav | görmediler mi ki | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilâh) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilâh) edindiler de zalim kimseler oldular. | |||||
| 694 | A'raf 148. Ayet (7:148:16) | يُكَلِّمُهُمْ | يكلمهم | yukellimuhum | ne kendilerine söz söylüyor | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilâh) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilâh) edindiler de zalim kimseler oldular. | |||||
| 695 | A'raf 148. Ayet (7:148:20) | اِتَّخَذُوهُ | اتخذوه | itteḣażûhu | onu benimsediler | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilâh) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilâh) edindiler de zalim kimseler oldular. | |||||
| 696 | A'raf 149. Ayet (7:149:0) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | kendilerinin | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler. | |||||
| 697 | A'raf 149. Ayet (7:149:0) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler. | |||||
| 698 | A'raf 151. Ayet (7:151:0) | الرَّاحِم۪ينَ۟ | الراحمين | rrâhimîn(e) | merhametlilerin | ر ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Mûsâ), “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin” dedi. | |||||
| 699 | A'raf 153. Ayet (7:153:0) | تَابُوا | تابوا | tâbû | tevbe ettiler | ت و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||