| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1250 | Kehf 25. Ayet (18:25:7) | وَازْدَادُوا | وازدادوا | vezdâdû | ve ilave ettiler | ز ي د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler. | |||||
| 1251 | Kehf 27. Ayet (18:27:3) | اُو۫حِيَ | اوحي | ûhiye | vahyedilen | و ح ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın. | |||||
| 1252 | Kehf 29. Ayet (18:29:6) | شَٓاءَ | شاء | şâe | dileyen | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 1253 | Kehf 29. Ayet (18:29:9) | شَٓاءَ | شاء | şâe | dileyen | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 1254 | Kehf 29. Ayet (18:29:20) | يُغَاثُوا | يغاثوا | yuġâśû | kendilerine yardım edilir | غ و ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 1255 | Kehf 29. Ayet (18:29:21) | بِمَٓاءٍ | بماء | bimâin | bir su ile | م و ه |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328] | |||||
| 1256 | Kehf 31. Ayet (18:31:2) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendileri için vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir! | |||||
| 1257 | Kehf 31. Ayet (18:31:12) | اَسَاوِرَ | اساور | esâvira | bileziklerle | س و ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir! | |||||
| 1258 | Kehf 31. Ayet (18:31:16) | ثِيَابًا | ثيابا | śiyâben | giysiler | ث و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir! | |||||
| 1259 | Kehf 36. Ayet (18:36:6) | رُدِدْتُ | رددت | rudidtu | döndürülsem bile | ر د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum.” | |||||
| 1260 | Kehf 39. Ayet (18:39:7) | شَٓاءَ | شاء | şâe | dilerse | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 39,40. “Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’ deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.” | |||||
| 1261 | Kehf 43. Ayet (18:43:11) | مُنْتَصِرًاۜ | منتصرا | muntasirâ(n) | kendisine yardım edilen | ن ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onun, Allah’tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi. | |||||
| 1262 | Kehf 49. Ayet (18:49:7) | ف۪يهِ | فيه | fîhi | onun içindekilerden | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. | |||||
| 1263 | Kehf 50. Ayet (18:50:6) | فَسَجَدُٓوا | فسجدوا | fe-secedû | secde ettiler | س ج د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani biz meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir! | |||||
| 1264 | Kehf 51. Ayet (18:51:8) | اَنْفُسِهِمْۖ | انفسهم | enfusihim | kendilerinin | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim. | |||||
| 1265 | Kehf 52. Ayet (18:52:9) | يَسْتَج۪يبُوا | يستجيبوا | yestecîbû | cevap vermediler | ج و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Allah’ın, “Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın” diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının) cevap vermeyecekleri ve bizim de aralarına bir uçurum koyacağımız günü hatırla! | |||||
| 1266 | Kehf 52. Ayet (18:52:10) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendilerine | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Allah’ın, “Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın” diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının) cevap vermeyecekleri ve bizim de aralarına bir uçurum koyacağımız günü hatırla! | |||||
| 1267 | Kehf 53. Ayet (18:53:5) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | kendilerinin | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Suçlular (o gün) ateşi görünce, onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır. | |||||
| 1268 | Kehf 55. Ayet (18:55:7) | جَٓاءَهُمُ | جاءهم | câehumu | kendilerine geldiği | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur. | |||||
| 1269 | Kehf 55. Ayet (18:55:13) | تَأْتِيَهُمْ | تأتيهم | te/tiyehum | kendilerine de gelmesidir | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur. | |||||
| 1270 | Kehf 55. Ayet (18:55:15) | الْاَوَّل۪ينَ | الاولين | l-evvelîne | evvelkilerin | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur. | |||||
| 1271 | Kehf 56. Ayet (18:56:3) | الْمُرْسَل۪ينَ | المرسلين | l-murselîne | elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 1272 | Kehf 56. Ayet (18:56:5) | مُبَشِّر۪ينَ | مبشرين | mubeşşirîne | müjdeleyiciler | ب ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 1273 | Kehf 56. Ayet (18:56:14) | وَاتَّخَذُٓوا | واتخذوا | ve tteḣażû | ve edindiler | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar. | |||||
| 1274 | Kehf 58. Ayet (18:58:14) | مَوْعِدٌ | موعد | mev’idun | va'dedilen bir zaman | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar. | |||||
| 1275 | Kehf 66. Ayet (18:66:10) | عُلِّمْتَ | علمت | ‘ullimte | sana öğretilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi. | |||||
| 1276 | Kehf 68. Ayet (18:68:8) | خُبْرًا | خبرا | ḣubrâ(n) | haberdar edilerek | خ ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?” | |||||
| 1277 | Kehf 69. Ayet (18:69:4) | شَٓاءَ | شاء | şâe | dilerse | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi. | |||||
| 1278 | Kehf 77. Ayet (18:77:7) | اسْتَطْعَمَٓا | استطعما | stat’amâ | yemek istediler | ط ع م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi. | |||||
| 1279 | Kehf 79. Ayet (18:79:12) | وَرَٓاءَهُمْ | وراءهم | verâehum | onların ilerisinde | و ر ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.” | |||||
| 1280 | Kehf 86. Ayet (18:86:24) | ف۪يهِمْ | فيهم | fîhim | kendilerine | فِي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. | |||||
| 1281 | Kehf 90. Ayet (18:90:12) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendilerine | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. | |||||
| 1282 | Kehf 94. Ayet (18:94:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”[335] | |||||
| 1283 | Kehf 101. Ayet (18:101:8) | وَكَانُوا | وكانوا | ve kânû | ve idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 100,101. O gün cehennemi; gözleri Zikr’ime (Kur’an’a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kâfirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz! | |||||
| 1284 | Kehf 102. Ayet (18:102:5) | يَتَّخِذُوا | يتخذوا | yetteḣiżû | kendilerine edineceklerini | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere konak olarak hazırladık. | |||||
| 1285 | Kehf 102. Ayet (18:102:9) | اَوْلِيَٓاءَۜ | اولياء | evliyâ/(e) | veliler (dost) | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere konak olarak hazırladık. | |||||
| 1286 | Kehf 104. Ayet (18:104:7) | وَهُمْ | وهم | ve hum | ve kendileri de | هُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 103,104. (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?” | |||||
| 1287 | Kehf 104. Ayet (18:104:9) | اَنَّهُمْ | انهم | ennehum | kendilerinin | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 103,104. (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?” | |||||
| 1288 | Kehf 106. Ayet (18:106:8) | وَرُسُل۪ي | ورسلي | ve rusulî | ve elçilerimi | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte böyle. İnkâr etmeleri, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların cezası cehennemdir. | |||||
| 1289 | Kehf 109. Ayet (18:109:16) | جِئْنَا | جئنا | ci/nâ | getirsek bile | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.” | |||||
| 1290 | Meryem 4. Ayet (19:4:12) | بِدُعَٓائِكَ | بدعائك | bi-du’âike | sana du'a ile | د ع و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.” | |||||
| 1291 | Meryem 16. Ayet (19:16:8) | اَهْلِهَا | اهلها | ehlihâ | ailesinden | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 16,17. (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an.[340] Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü. | |||||
| 1292 | Meryem 27. Ayet (19:27:5) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!” | |||||
| 1293 | Meryem 29. Ayet (19:29:3) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler. | |||||
| 1294 | Meryem 43. Ayet (19:43:12) | اَهْدِكَ | اهدك | ehdike | seni ileteyim | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.” | |||||
| 1295 | Meryem 47. Ayet (19:47:4) | سَاَسْتَغْفِرُ | ساستغفر | se-estaġfiru | mağfiret dileyeceğim | غ ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, şöyle dedi: “Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.” | |||||
| 1296 | Meryem 58. Ayet (19:58:5) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | kendilerine | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. | |||||
| 1297 | Meryem 58. Ayet (19:58:13) | مَعَ | مع | me’a | ile beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. | |||||
| 1298 | Meryem 59. Ayet (19:59:5) | اَضَاعُوا | اضاعوا | edâ’û | onlar zayi ettiler | ض ي ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.[347] | |||||
| 1299 | Meryem 72. Ayet (19:72:4) | اتَّقَوْا | اتقوا | ttekav | muttakileri (sakınanları) | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız. | |||||