"ile" Analizi

Türkçe Meali ve benzeşen aramasında 2585 sonuç bulundu.
1250 - 1300 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
1250 Kehf 25. Ayet (18:25:7) وَازْدَادُوا وازدادوا vezdâdû ve ilave ettiler ز ي د
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.
1251 Kehf 27. Ayet (18:27:3) اُو۫حِيَ اوحي ûhiye vahyedilen و ح ي
Diyanet İşleri (Yeni) Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.
1252 Kehf 29. Ayet (18:29:6) شَٓاءَ شاء şâe dileyen ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328]
1253 Kehf 29. Ayet (18:29:9) شَٓاءَ شاء şâe dileyen ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328]
1254 Kehf 29. Ayet (18:29:20) يُغَاثُوا يغاثوا yuġâśû kendilerine yardım edilir غ و ث
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328]
1255 Kehf 29. Ayet (18:29:21) بِمَٓاءٍ بماء bimâin bir su ile م و ه
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.[328]
1256 Kehf 31. Ayet (18:31:2) لَهُمْ لهم lehum kendileri için vardır لَهُم
Diyanet İşleri (Yeni) İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!
1257 Kehf 31. Ayet (18:31:12) اَسَاوِرَ اساور esâvira bileziklerle س و ر
Diyanet İşleri (Yeni) İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!
1258 Kehf 31. Ayet (18:31:16) ثِيَابًا ثيابا śiyâben giysiler ث و ب
Diyanet İşleri (Yeni) İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!
1259 Kehf 36. Ayet (18:36:6) رُدِدْتُ رددت rudidtu döndürülsem bile ر د د
Diyanet İşleri (Yeni) “Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum.”
1260 Kehf 39. Ayet (18:39:7) شَٓاءَ شاء şâe dilerse ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) 39,40. “Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’ deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.”
1261 Kehf 43. Ayet (18:43:11) مُنْتَصِرًاۜ منتصرا muntasirâ(n) kendisine yardım edilen ن ص ر
Diyanet İşleri (Yeni) Onun, Allah’tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.
1262 Kehf 49. Ayet (18:49:7) ف۪يهِ فيه fîhi onun içindekilerden فِي
Diyanet İşleri (Yeni) Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
1263 Kehf 50. Ayet (18:50:6) فَسَجَدُٓوا فسجدوا fe-secedû secde ettiler س ج د
Diyanet İşleri (Yeni) Hani biz meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!
1264 Kehf 51. Ayet (18:51:8) اَنْفُسِهِمْۖ انفسهم enfusihim kendilerinin ن ف س
Diyanet İşleri (Yeni) Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.
1265 Kehf 52. Ayet (18:52:9) يَسْتَج۪يبُوا يستجيبوا yestecîbû cevap vermediler ج و ب
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Allah’ın, “Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın” diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının) cevap vermeyecekleri ve bizim de aralarına bir uçurum koyacağımız günü hatırla!
1266 Kehf 52. Ayet (18:52:10) لَهُمْ لهم lehum kendilerine لَهُم
Diyanet İşleri (Yeni) (Ey Muhammed!) Allah’ın, “Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın” diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının) cevap vermeyecekleri ve bizim de aralarına bir uçurum koyacağımız günü hatırla!
1267 Kehf 53. Ayet (18:53:5) اَنَّهُمْ انهم ennehum kendilerinin  أَنَّ
Diyanet İşleri (Yeni) Suçlular (o gün) ateşi görünce, onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.
1268 Kehf 55. Ayet (18:55:7) جَٓاءَهُمُ جاءهم câehumu kendilerine geldiği ج ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur.
1269 Kehf 55. Ayet (18:55:13) تَأْتِيَهُمْ تأتيهم te/tiyehum kendilerine de gelmesidir أ ت ي
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur.
1270 Kehf 55. Ayet (18:55:15) الْاَوَّل۪ينَ الاولين l-evvelîne evvelkilerin أ و ل
Diyanet İşleri (Yeni) İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab’lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur.
1271 Kehf 56. Ayet (18:56:3) الْمُرْسَل۪ينَ المرسلين l-murselîne elçileri ر س ل
Diyanet İşleri (Yeni) Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.
1272 Kehf 56. Ayet (18:56:5) مُبَشِّر۪ينَ مبشرين mubeşşirîne müjdeleyiciler ب ش ر
Diyanet İşleri (Yeni) Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.
1273 Kehf 56. Ayet (18:56:14) وَاتَّخَذُٓوا واتخذوا ve tteḣażû ve edindiler أ خ ذ
Diyanet İşleri (Yeni) Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkâr edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.
1274 Kehf 58. Ayet (18:58:14) مَوْعِدٌ موعد mev’idun va'dedilen bir zaman و ع د
Diyanet İşleri (Yeni) Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar.
1275 Kehf 66. Ayet (18:66:10) عُلِّمْتَ علمت ‘ullimte sana öğretilen ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.
1276 Kehf 68. Ayet (18:68:8) خُبْرًا خبرا ḣubrâ(n) haberdar edilerek خ ب ر
Diyanet İşleri (Yeni) “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
1277 Kehf 69. Ayet (18:69:4) شَٓاءَ شاء şâe dilerse ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi.
1278 Kehf 77. Ayet (18:77:7) اسْتَطْعَمَٓا استطعما stat’amâ yemek istediler ط ع م
Diyanet İşleri (Yeni) Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi.
1279 Kehf 79. Ayet (18:79:12) وَرَٓاءَهُمْ وراءهم verâehum onların ilerisinde و ر ي
Diyanet İşleri (Yeni) “O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”
1280 Kehf 86. Ayet (18:86:24) ف۪يهِمْ فيهم fîhim kendilerine فِي
Diyanet İşleri (Yeni) Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.
1281 Kehf 90. Ayet (18:90:12) لَهُمْ لهم lehum kendilerine لَهُم
Diyanet İşleri (Yeni) Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.
1282 Kehf 94. Ayet (18:94:1) قَالُوا قالوا kâlû dediler ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”[335]
1283 Kehf 101. Ayet (18:101:8) وَكَانُوا وكانوا ve kânû ve idiler ك و ن
Diyanet İşleri (Yeni) 100,101. O gün cehennemi; gözleri Zikr’ime (Kur’an’a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kâfirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!
1284 Kehf 102. Ayet (18:102:5) يَتَّخِذُوا يتخذوا yetteḣiżû kendilerine edineceklerini أ خ ذ
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere konak olarak hazırladık.
1285 Kehf 102. Ayet (18:102:9) اَوْلِيَٓاءَۜ اولياء evliyâ/(e) veliler (dost) و ل ي
Diyanet İşleri (Yeni) İnkâr edenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere konak olarak hazırladık.
1286 Kehf 104. Ayet (18:104:7) وَهُمْ وهم ve hum ve kendileri de هُمْ
Diyanet İşleri (Yeni) 103,104. (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?”
1287 Kehf 104. Ayet (18:104:9) اَنَّهُمْ انهم ennehum kendilerinin  أَنَّ
Diyanet İşleri (Yeni) 103,104. (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?”
1288 Kehf 106. Ayet (18:106:8) وَرُسُل۪ي ورسلي ve rusulî ve elçilerimi ر س ل
Diyanet İşleri (Yeni) İşte böyle. İnkâr etmeleri, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların cezası cehennemdir.
1289 Kehf 109. Ayet (18:109:16) جِئْنَا جئنا ci/nâ getirsek bile ج ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.”
1290 Meryem 4. Ayet (19:4:12) بِدُعَٓائِكَ بدعائك bi-du’âike sana du'a ile د ع و
Diyanet İşleri (Yeni) O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.”
1291 Meryem 16. Ayet (19:16:8) اَهْلِهَا اهلها ehlihâ ailesinden أ ه ل
Diyanet İşleri (Yeni) 16,17. (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an.[340] Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
1292 Meryem 27. Ayet (19:27:5) قَالُوا قالوا kâlû dediler ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”
1293 Meryem 29. Ayet (19:29:3) قَالُوا قالوا kâlû dediler ki ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler.
1294 Meryem 43. Ayet (19:43:12) اَهْدِكَ اهدك ehdike seni ileteyim ه د ي
Diyanet İşleri (Yeni) “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.”
1295 Meryem 47. Ayet (19:47:4) سَاَسْتَغْفِرُ ساستغفر se-estaġfiru mağfiret dileyeceğim غ ف ر
Diyanet İşleri (Yeni) İbrahim, şöyle dedi: “Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.”
1296 Meryem 58. Ayet (19:58:5) عَلَيْهِمْ عليهم ‘aleyhim kendilerine عَلَىٰ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
1297 Meryem 58. Ayet (19:58:13) مَعَ مع me’a ile beraber مَعَ
Diyanet İşleri (Yeni) İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
1298 Meryem 59. Ayet (19:59:5) اَضَاعُوا اضاعوا edâ’û onlar zayi ettiler ض ي ع
Diyanet İşleri (Yeni) Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.[347]
1299 Meryem 72. Ayet (19:72:4) اتَّقَوْا اتقوا ttekav muttakileri (sakınanları) و ق ي
Diyanet İşleri (Yeni) Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.