| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1400 | Hacc 24. Ayet (22:24:6) | وَهُدُٓوا | وهدوا | ve hudû | ve iletilmişlerdir | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar hem sözün hoş olanına ulaştırılmışlar, hem de övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir. | |||||
| 1401 | Hacc 25. Ayet (22:25:21) | بِظُلْمٍ | بظلم | bi-zulmin | zulüm ile | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler ile Allah’ın yolundan ve içinde, yerli, misafir bütün insanları eşit kıldığımız Mescid-i Haram’dan alıkoyanlar (azabı hak etmişlerdir.) Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona elem dolu bir azaptan tattıracağız. | |||||
| 1402 | Hacc 28. Ayet (22:28:3) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendileri için | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde[375] (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. | |||||
| 1403 | Hacc 28. Ayet (22:28:12) | رَزَقَهُمْ | رزقهم | razekahum | onlara rızık olarak verilen | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde[375] (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. | |||||
| 1404 | Hacc 34. Ayet (22:34:10) | رَزَقَهُمْ | رزقهم | razekahum | rızık olarak verilen | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele! | |||||
| 1405 | Hacc 35. Ayet (22:35:14) | رَزَقْنَاهُمْ | رزقناهم | razeknâhum | kendilerini rızıkandırdığımız | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir. | |||||
| 1406 | Hacc 37. Ayet (22:37:18) | هَدٰيكُمْۜ | هديكم | hedâkum | sizi doğru yola iletti | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele. | |||||
| 1407 | Hacc 39. Ayet (22:39:2) | لِلَّذ۪ينَ | للذين | lilleżîne | kendileriyle | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter. | |||||
| 1408 | Hacc 46. Ayet (22:46:2) | يَس۪يرُوا | يسيروا | yesîrû | gezmediler mi? | س ي ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur. | |||||
| 1409 | Hacc 52. Ayet (22:52:16) | فَيَنْسَخُ | فينسخ | fe-yenseḣu | fakat siler | ن س خ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[377] | |||||
| 1410 | Hacc 52. Ayet (22:52:26) | عَل۪يمٌ | عليم | ‘alîmun | 'alim(bilen)dir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[377] | |||||
| 1411 | Hacc 54. Ayet (22:54:2) | الَّذ۪ينَ | الذين | lleżîne | kendilerine | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. | |||||
| 1412 | Hacc 54. Ayet (22:54:3) | اُو۫تُوا | اوتوا | ûtû | verilenler | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. | |||||
| 1413 | Hacc 54. Ayet (22:54:16) | لَهَادِ | لهاد | lehâdi | mutlaka iletir | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir. | |||||
| 1414 | Hacc 55. Ayet (22:55:9) | تَأْتِيَهُمُ | تأتيهم | te/tiyehumu | kendilerine gelinceye | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün[378] azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar. | |||||
| 1415 | Hacc 55. Ayet (22:55:13) | يَأْتِيَهُمْ | يأتيهم | ye/tiyehum | kendilerine gelinceye kadar | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün[378] azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar. | |||||
| 1416 | Hacc 59. Ayet (22:59:6) | لَعَل۪يمٌ | لعليم | le’alîmun | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir). | |||||
| 1417 | Hacc 65. Ayet (22:65:10) | وَالْفُلْكَ | والفلك | vel-fulke | ve gemileri | ف ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir. | |||||
| 1418 | Hacc 71. Ayet (22:71:12) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendilerinin | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ı bırakıp, hakkında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de hakkında hiçbir bilgilerinin bulunmadığı şeylere kulluk ederler. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur. | |||||
| 1419 | Hacc 71. Ayet (22:71:14) | عِلْمٌۜ | علم | ‘ilm(un) | bir bilgileri | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’ı bırakıp, hakkında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de hakkında hiçbir bilgilerinin bulunmadığı şeylere kulluk ederler. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur. | |||||
| 1420 | Hacc 72. Ayet (22:72:3) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | kendilerine | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan[379] daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!” | |||||
| 1421 | Hacc 72. Ayet (22:72:16) | عَلَيْهِمْ | عليهم | ‘aleyhim | kendilerine | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan[379] daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!” | |||||
| 1422 | Hacc 74. Ayet (22:74:2) | قَدَرُوا | قدروا | kaderû | takdir edemediler | ق د ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||
| 1423 | Hacc 75. Ayet (22:75:5) | رُسُلًا | رسلا | rusulen | elçiler | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, meleklerden de resûller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 1424 | Mü'minûn 16. Ayet (23:16:5) | تُبْعَثُونَ | تبعثون | tub’aśûn(e) | diriltileceksiniz | ب ع ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz. | |||||
| 1425 | Mü'minûn 22. Ayet (23:22:3) | الْفُلْكِ | الفلك | l-fulki | gemiler | ف ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız. | |||||
| 1426 | Mü'minûn 24. Ayet (23:24:2) | الْمَلَؤُ۬ا | الملؤا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dediler: “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” | |||||
| 1427 | Mü'minûn 24. Ayet (23:24:17) | شَٓاءَ | شاء | şâe | dileseydi | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dediler: “Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” | |||||
| 1428 | Mü'minûn 27. Ayet (23:27:19) | وَاَهْلَكَ | واهلك | ve ehleke | ve aileni | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”[384] | |||||
| 1429 | Mü'minûn 33. Ayet (23:33:2) | الْمَلَاُ | الملا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O peygamberin kavminden, Allah’ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.” | |||||
| 1430 | Mü'minûn 33. Ayet (23:33:10) | وَاَتْرَفْنَاهُمْ | واترفناهم | ve etrafnâhum | ve kendilerine refah verdiklerimiz | ت ر ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O peygamberin kavminden, Allah’ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.” | |||||
| 1431 | Mü'minûn 36. Ayet (23:36:4) | تُوعَدُونَۖ | توعدون | tû’adûn(e) | size va'dedilen | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hâlbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!” | |||||
| 1432 | Mü'minûn 37. Ayet (23:37:10) | بِمَبْعُوث۪ينَۖ | بمبعوثين | bi-meb’ûśîn(e) | tekrar diriltilecek | ب ع ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.” | |||||
| 1433 | Mü'minûn 43. Ayet (23:43:2) | تَسْبِقُ | تسبق | tesbiku | ileri geçemez | س ب ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de. | |||||
| 1434 | Mü'minûn 44. Ayet (23:44:3) | رُسُلَنَا | رسلنا | rusulenâ | elçilerimizi | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helâk ettik ve onları birer ibretli hikâye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 1435 | Mü'minûn 44. Ayet (23:44:8) | رَسُولُهَا | رسولها | rasûluhâ | elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helâk ettik ve onları birer ibretli hikâye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın rahmetinden uzak olsun! | |||||
| 1436 | Mü'minûn 46. Ayet (23:46:3) | وَمَلَا۬ئِه۪ | وملائه | ve mele-ihi | ve ileri gelen adamlarına | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 45,46. Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular. | |||||
| 1437 | Mü'minûn 47. Ayet (23:47:1) | فَقَالُٓوا | فقالوا | fe-kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu yüzden, “Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız” dediler. | |||||
| 1438 | Mü'minûn 48. Ayet (23:48:4) | الْمُهْلَك۪ينَ | المهلكين | l-muhlekîn(e) | helak edilenler- | ه ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular. | |||||
| 1439 | Mü'minûn 51. Ayet (23:51:3) | الرُّسُلُ | الرسل | rrusulu | elçiler | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim. | |||||
| 1440 | Mü'minûn 55. Ayet (23:55:2) | اَنَّمَا | انما | ennemâ | ile | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 55,56. Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar! | |||||
| 1441 | Mü'minûn 55. Ayet (23:55:3) | نُمِدُّهُمْ | نمدهم | numidduhum | kendilerine verdiğimiz | م د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 55,56. Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar! | |||||
| 1442 | Mü'minûn 64. Ayet (23:64:5) | بِالْعَذَابِ | بالعذاب | bil-’ażâbi | azab ile | ع ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar. | |||||
| 1443 | Mü'minûn 68. Ayet (23:68:2) | يَدَّبَّرُوا | يدبروا | yeddebberû | onlar iyice düşünmediler mi? | د ب ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar bu sözü (Kur’an’ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? | |||||
| 1444 | Mü'minûn 69. Ayet (23:69:4) | رَسُولَهُمْ | رسولهم | rasûlehum | elçilerini | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkâr ediyorlar? | |||||
| 1445 | Mü'minûn 70. Ayet (23:70:6) | جَٓاءَهُمْ | جاءهم | câehum | o kendilerine getirdi | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yoksa “O cinnet getirmiş” mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar. | |||||
| 1446 | Mü'minûn 75. Ayet (23:75:5) | بِهِمْ | بهم | bihim | kendilerinde | بِهِمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı. | |||||
| 1447 | Mü'minûn 76. Ayet (23:76:3) | بِالْعَذَابِ | بالعذاب | bil-’ażâbi | azab ile | ع ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve O’na yalvarıp yakarmadılar. | |||||
| 1448 | Mü'minûn 76. Ayet (23:76:5) | اسْتَكَانُوا | استكانوا | -stekânû | boyun eğmediler | ك ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve O’na yalvarıp yakarmadılar. | |||||
| 1449 | Mü'minûn 81. Ayet (23:81:2) | قَالُوا | قالوا | kâlû | onlar da dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır onlar, öncekilerin söyledikleri sözler gibi sözler ettiler. | |||||