| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1550 | Şu'arâ 93. Ayet (26:93:7) | يَنْتَصِرُونَۜ | ينتصرون | yentesirûn(e) | kendilerine yardımları dokunuyor (mu?) | ن ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 91,92,93. Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek. | |||||
| 1551 | Şu'arâ 100. Ayet (26:100:4) | شَافِع۪ينَۙ | شافعين | şâfi’în(e) | şefa'atçilerimiz | ش ف ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.” | |||||
| 1552 | Şu'arâ 105. Ayet (26:105:4) | الْمُرْسَل۪ينَۚ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı. | |||||
| 1553 | Şu'arâ 111. Ayet (26:111:1) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?” | |||||
| 1554 | Şu'arâ 116. Ayet (26:116:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!” | |||||
| 1555 | Şu'arâ 123. Ayet (26:123:3) | الْمُرْسَل۪ينَۚ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âd kavmi de peygamberleri yalanladı. | |||||
| 1556 | Şu'arâ 136. Ayet (26:136:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.” | |||||
| 1557 | Şu'arâ 137. Ayet (26:137:5) | الْاَوَّل۪ينَۙ | الاولين | l-evvelîn(e) | evvelkilerin | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir.” | |||||
| 1558 | Şu'arâ 141. Ayet (26:141:3) | الْمُرْسَل۪ينَۚ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı. | |||||
| 1559 | Şu'arâ 153. Ayet (26:153:1) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.” | |||||
| 1560 | Şu'arâ 157. Ayet (26:157:1) | فَعَقَرُوهَا | فعقروها | fe-’akarûhâ | nihayet onu kestiler | ع ق ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken onu kestiler, fakat pişman oldular. | |||||
| 1561 | Şu'arâ 160. Ayet (26:160:4) | الْمُرْسَل۪ينَۚ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı. | |||||
| 1562 | Şu'arâ 167. Ayet (26:167:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!” | |||||
| 1563 | Şu'arâ 169. Ayet (26:169:3) | وَاَهْل۪ي | واهلي | ve ehlî | ve ailemi | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.” | |||||
| 1564 | Şu'arâ 170. Ayet (26:170:2) | وَاَهْلَهُٓ | واهله | ve ehlehu | ve ailesini | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 170,171. Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık. | |||||
| 1565 | Şu'arâ 172. Ayet (26:172:3) | الْاٰخَر۪ينَۚ | الاخرين | âḣarîn(e) | ötekilerini | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra diğerlerini helâk ettik. | |||||
| 1566 | Şu'arâ 176. Ayet (26:176:4) | الْمُرْسَل۪ينَۚ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eyke halkı da peygamberleri yalanladı. | |||||
| 1567 | Şu'arâ 182. Ayet (26:182:2) | بِالْقِسْطَاسِ | بالقسطاس | bil-kistâsi | terazi ile | ق س ط س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Doğru terazi ile tartın.” | |||||
| 1568 | Şu'arâ 185. Ayet (26:185:1) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar şöyle dediler: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.” | |||||
| 1569 | Şu'arâ 196. Ayet (26:196:4) | الْاَوَّل۪ينَ | الاولين | l-evvelîn(e) | evvelkilerin | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu (Kur’an’ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı. | |||||
| 1570 | Şu'arâ 203. Ayet (26:203:4) | مُنْظَرُونَۜ | منظرون | munzarûn(e) | süre verilerlerden | ن ظ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 201,202,203. Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, “Bize mühlet verilmez mi?” demedikçe, ona inanmazlar. | |||||
| 1571 | Şu'arâ 206. Ayet (26:206:2) | جَٓاءَهُمْ | جاءهم | câehum | kendilerine gelse | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (hâlleri nice olurdu?) | |||||
| 1572 | Şu'arâ 207. Ayet (26:207:3) | عَنْهُمْ | عنهم | ‘anhum | kendilerine | عَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı. | |||||
| 1573 | Şu'arâ 209. Ayet (26:209:4) | ظَالِم۪ينَ | ظالمين | zâlimîn(e) | zulmediciler | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz. | |||||
| 1574 | Şu'arâ 213. Ayet (26:213:3) | مَعَ | مع | me’a | ile beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun! | |||||
| 1575 | Şu'arâ 213. Ayet (26:213:9) | الْمُعَذَّب۪ينَۚ | المعذبين | l-mu’ażżebîn(e) | azabedilenler- | ع ذ ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun! | |||||
| 1576 | Şu'arâ 220. Ayet (26:220:4) | الْعَل۪يمُ | العليم | l-’alîm(u) | bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 1577 | Şu'arâ 223. Ayet (26:223:2) | السَّمْعَ | السمع | ssem’a | işitilene | س م ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır. | |||||
| 1578 | Şu'arâ 227. Ayet (26:227:13) | ظُلِمُواۜ | ظلموا | zulimû | kendilerine zulmedildikten | ظ ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir. | |||||
| 1579 | Şu'arâ 227. Ayet (26:227:14) | وَسَيَعْلَمُ | وسيعلم | ve seya’lemu | ve yakında bileceklerdir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir. | |||||
| 1580 | Şu'arâ 227. Ayet (26:227:19) | يَنْقَلِبُونَ | ينقلبون | yenkalibûn(e) | devrileceklerini | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir. | |||||
| 1581 | Neml 4. Ayet (27:4:7) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendilerine | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar. | |||||
| 1582 | Neml 5. Ayet (27:5:3) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendilerinindir | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. | |||||
| 1583 | Neml 6. Ayet (27:6:7) | عَل۪يمٍ | عليم | ‘alîm(in) | (herşeyi) bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir. | |||||
| 1584 | Neml 7. Ayet (27:7:4) | لِاَهْلِه۪ٓ | لاهله | li-ehlihi | ailesine | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ, ailesine, “Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut ısınasınız diye bir kor ateş getireceğim” demişti.[405] | |||||
| 1585 | Neml 10. Ayet (27:10:20) | الْمُرْسَلُونَۗ | المرسلون | l-murselûn(e) | elçiler | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Değneğini at.” (Mûsâ değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.” | |||||
| 1586 | Neml 13. Ayet (27:13:5) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler. | |||||
| 1587 | Neml 14. Ayet (27:14:1) | وَجَحَدُوا | وجحدوا | ve cehadû | ve inkar ettiler | ج ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” | |||||
| 1588 | Neml 15. Ayet (27:15:6) | وَقَالَا | وقالا | ve kâlâ | ve dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler. | |||||
| 1589 | Neml 25. Ayet (27:25:10) | وَيَعْلَمُ | ويعلم | ve ya’lemu | ve bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Göklerde ve yerde gizli olanı ortaya çıkaran, sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilen Allah’a secde etmesinler diye (şeytan onları yoldan çıkarmış.)” | |||||
| 1590 | Neml 29. Ayet (27:29:4) | الْمَلَؤُ۬ا | الملؤا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: “Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı.” | |||||
| 1591 | Neml 32. Ayet (27:32:4) | الْمَلَؤُ۬ا | الملؤا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem.” | |||||
| 1592 | Neml 33. Ayet (27:33:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.” | |||||
| 1593 | Neml 34. Ayet (27:34:9) | اَعِزَّةَ | اعزة | e’izzete | şereflilerini | ع ز ز |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.” | |||||
| 1594 | Neml 35. Ayet (27:35:6) | بِمَ | بم | bime | ne ile | مَا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin ne haber ile döneceklerine bakacağım.” | |||||
| 1595 | Neml 35. Ayet (27:35:8) | الْمُرْسَلُونَ | المرسلون | l-murselûn(e) | elçiler | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin ne haber ile döneceklerine bakacağım.” | |||||
| 1596 | Neml 36. Ayet (27:36:6) | بِمَالٍۘ | بمال | bi-mâlin | mal ile | م و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Elçilerin sözcüsü) Süleyman’ın huzuruna gelince, Süleyman ona şöyle dedi: “Siz beni mal ile desteklemek (ve böylece etkilemek) mi istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat hediyenizle ancak siz sevinirsiniz.” | |||||
| 1597 | Neml 37. Ayet (27:37:7) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendilerinin | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız.” | |||||
| 1598 | Neml 38. Ayet (27:38:4) | الْمَلَؤُ۬ا | الملؤا | l-meleu | ileri gelenler | م ل أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?” | |||||
| 1599 | Neml 41. Ayet (27:41:6) | اَتَهْتَد۪ٓي | اتهتدي | etehtedî | tanıyabilecek mi | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman, “Tahtını tanınmaz hâle getirin. Bakalım tanıyacak mı, yoksa tanımayacaklardan mı olacak?” dedi. | |||||