| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1850 | Yâsîn 50. Ayet (36:50:6) | اَهْلِهِمْ | اهلهم | ehlihim | ailelerine | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler. | |||||
| 1851 | Yâsîn 52. Ayet (36:52:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.” | |||||
| 1852 | Yâsîn 56. Ayet (36:56:1) | هُمْ | هم | hum | kendileri | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar. | |||||
| 1853 | Yâsîn 63. Ayet (36:63:5) | تُوعَدُونَ | توعدون | tû’adûn(e) | va'dedilen | و ع د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir.” | |||||
| 1854 | Yâsîn 66. Ayet (36:66:2) | نَشَٓاءُ | نشاء | neşâu | dilesek | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de (bu hâlde) yola koyulmak için didişirlerdi. Fakat nasıl görecekler ki?! | |||||
| 1855 | Yâsîn 66. Ayet (36:66:3) | لَطَمَسْنَا | لطمسنا | letamesnâ | silerdik | ط م س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de (bu hâlde) yola koyulmak için didişirlerdi. Fakat nasıl görecekler ki?! | |||||
| 1856 | Yâsîn 67. Ayet (36:67:2) | نَشَٓاءُ | نشاء | neşâu | dilesek | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine eğer dileseydik, oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi. | |||||
| 1857 | Yâsîn 67. Ayet (36:67:8) | مُضِيًّا | مضيا | mudiyyen | ileri gitmeye | م ض ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine eğer dileseydik, oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi. | |||||
| 1858 | Yâsîn 71. Ayet (36:71:2) | يَرَوْا | يروا | yerav | görmediler mi? | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. | |||||
| 1859 | Yâsîn 71. Ayet (36:71:5) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendilerine | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. | |||||
| 1860 | Yâsîn 71. Ayet (36:71:10) | فَهُمْ | فهم | fehum | kendileri | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. | |||||
| 1861 | Yâsîn 72. Ayet (36:72:2) | لَهُمْ | لهم | lehum | kendilerine | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler. | |||||
| 1862 | Yâsîn 73. Ayet (36:73:1) | وَلَهُمْ | ولهم | ve lehum | kendileri için vardır | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi? | |||||
| 1863 | Yâsîn 74. Ayet (36:74:1) | وَاتَّخَذُوا | واتخذوا | vetteḣażû | ve edindiler | أ خ ذ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’ı bırakıp da ilâhlar edindiler. | |||||
| 1864 | Yâsîn 81. Ayet (36:81:14) | الْعَل۪يمُ | العليم | l’alîm(u) | çok bilen | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir. | |||||
| 1865 | Sâffât 1. Ayet (37:1:2) | صَفًّاۙ | صفا | saffâ(n) | sıra sıra dizilenlere | ص ف ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2,3,4. Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.[451] | |||||
| 1866 | Sâffât 11. Ayet (37:11:2) | اَهُمْ | اهم | ehum | kendileri mi? | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? [453] Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık. | |||||
| 1867 | Sâffât 16. Ayet (37:16:7) | لَمَبْعُوثُونَۙ | لمبعوثون | le-meb’ûśûn(e) | diriltileceğiz | ب ع ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?” | |||||
| 1868 | Sâffât 20. Ayet (37:20:1) | وَقَالُوا | وقالوا | ve kâlû | ve dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür.” | |||||
| 1869 | Sâffât 24. Ayet (37:24:3) | مَسْؤُ۫لُونَۙ | مسؤلون | mes-ûlûn(e) | sorguya çekileceklerdir | س أ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 22,23,24. Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. | |||||
| 1870 | Sâffât 28. Ayet (37:28:1) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler ki | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.” | |||||
| 1871 | Sâffât 29. Ayet (37:29:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Diğerleri de onlara şöyle derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.” | |||||
| 1872 | Sâffât 35. Ayet (37:35:2) | كَانُٓوا | كانوا | kânû | idiler | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı. | |||||
| 1873 | Sâffât 37. Ayet (37:37:5) | الْمُرْسَل۪ينَ | المرسلين | l-murselîn(e) | elçileri | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir. | |||||
| 1874 | Sâffât 48. Ayet (37:48:2) | قَاصِرَاتُ | قاصرات | kâsirâtu | kendilerini hapsetmiş | ق ص ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır. | |||||
| 1875 | Sâffât 57. Ayet (37:57:6) | الْمُحْضَر۪ينَ | المحضرين | l-muhdarîn(e) | (oraya) getirilenlerden | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.” | |||||
| 1876 | Sâffât 67. Ayet (37:67:5) | لَشَوْبًا | لشوبا | leşevben | bir içkileri | ش و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır. | |||||
| 1877 | Sâffât 70. Ayet (37:70:1) | فَهُمْ | فهم | fehum | kendileri de | فَهُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler. | |||||
| 1878 | Sâffât 71. Ayet (37:71:5) | الْاَوَّل۪ينَۙ | الاولين | l-evvelîn(e) | evvelkilerin | أ و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı. | |||||
| 1879 | Sâffât 76. Ayet (37:76:2) | وَاَهْلَهُ | واهله | ve ehlehu | ve ailesini | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık. | |||||
| 1880 | Sâffât 82. Ayet (37:82:3) | الْاٰخَر۪ينَ | الاخرين | l-âḣarîn(e) | ötekilerini | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra biz, diğerlerini suda boğduk. | |||||
| 1881 | Sâffât 84. Ayet (37:84:4) | بِقَلْبٍ | بقلب | bi-kalbin | bir kalb ile | ق ل ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti. | |||||
| 1882 | Sâffât 94. Ayet (37:94:1) | فَاَقْبَلُٓوا | فاقبلوا | fe-akbelû | hemen gittiler | ق ب ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi. | |||||
| 1883 | Sâffât 97. Ayet (37:97:1) | قَالُوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kavmi, “Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın” dedi. | |||||
| 1884 | Sâffât 98. Ayet (37:98:1) | فَاَرَادُوا | فارادوا | fe-erâdû | ve istediler | ر و د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık. | |||||
| 1885 | Sâffât 99. Ayet (37:99:6) | سَيَهْد۪ينِ | سيهدين | seyehdîn(i) | O beni doğru yola iletecek | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, şöyle dedi: “Ben Rabbime (O’nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir.” | |||||
| 1886 | Sâffât 100. Ayet (37:100:5) | الصَّالِح۪ينَ | الصالحين | ssâlihîn(e) | iyilerden (bir çocuk) | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.” | |||||
| 1887 | Sâffât 102. Ayet (37:102:22) | تُؤْمَرُۘ | تؤمر | tu/mer(u) | sana emredilen | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. | |||||
| 1888 | Sâffât 102. Ayet (37:102:25) | شَٓاءَ | شاء | şâe | dilerse | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. | |||||
| 1889 | Sâffât 112. Ayet (37:112:5) | الصَّالِح۪ينَ | الصالحين | ssâlihîn(e) | iyiler- | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik. | |||||
| 1890 | Sâffât 116. Ayet (37:116:3) | هُمُ | هم | humu | kendileri | هُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular. | |||||
| 1891 | Sâffât 118. Ayet (37:118:1) | وَهَدَيْنَاهُمَا | وهديناهما | ve hedeynâhumâ | ve onları ilettik | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onları doğru yola ilettik. | |||||
| 1892 | Sâffât 123. Ayet (37:123:4) | الْمُرْسَل۪ينَۜ | المرسلين | l-murselîn(e) | elçilerdendi | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi. | |||||
| 1893 | Sâffât 127. Ayet (37:127:3) | لَمُحْضَرُونَۙ | لمحضرون | le-muhdarûn(e) | (azaba) getirileceklerdir | ح ض ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir. | |||||
| 1894 | Sâffât 133. Ayet (37:133:4) | الْمُرْسَل۪ينَۜ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçilerdendi | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi. | |||||
| 1895 | Sâffât 134. Ayet (37:134:3) | وَاَهْلَهُٓ | واهله | ve ehlehu | ve ailesini | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 134,135. Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık. | |||||
| 1896 | Sâffât 136. Ayet (37:136:3) | الْاٰخَر۪ينَ | الاخرين | l-âḣarîn(e) | ötekileri | أ خ ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra da diğerlerini yok ettik. | |||||
| 1897 | Sâffât 139. Ayet (37:139:4) | الْمُرْسَل۪ينَۜ | المرسلين | l-murselîn(e) | gönderilen elçilerdendi | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi. | |||||
| 1898 | Sâffât 141. Ayet (37:141:4) | الْمُدْحَض۪ينَۚ | المدحضين | l-mudhadîn(e) | yenilenlerden | د ح ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Gemidekilerle kur’a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.[460] | |||||
| 1899 | Sâffât 144. Ayet (37:144:6) | يُبْعَثُونَ | يبعثون | yub’aśûn(e) | yeniden diriltilecekleri | ب ع ث |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 143,144. Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı. | |||||