| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 200 | Âl-i İmran 37. Ayet (3:37:33) | يَشَٓاءُ | يشاء | yeşâu | dilediği | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı[88] da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. | |||||
| 201 | Âl-i İmran 39. Ayet (3:39:1) | فَنَادَتْهُ | فنادته | fenâdethu | ona seslendiler | ن د و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler. | |||||
| 202 | Âl-i İmran 39. Ayet (3:39:20) | الصَّالِح۪ينَ | الصالحين | ssâlihîn(e) | iyiler- | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler. | |||||
| 203 | Âl-i İmran 40. Ayet (3:40:17) | يَشَٓاءُ | يشاء | yeşâ/(u) | dilediği | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allah, “Öyledir, ama Allah dilediğini yapar” dedi. | |||||
| 204 | Âl-i İmran 43. Ayet (3:43:8) | الرَّاكِع۪ينَ | الراكعين | rrâki’în(e) | eğilenlerle | ر ك ع |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (O’nun huzurunda) rükû edenlerle beraber rükû et” demişlerdi. | |||||
| 205 | Âl-i İmran 45. Ayet (3:45:9) | بِكَلِمَةٍ | بكلمة | bi-kelimetin | bir kelime ile | ك ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.” | |||||
| 206 | Âl-i İmran 46. Ayet (3:46:7) | الصَّالِح۪ينَ | الصالحين | ssâlihîn(e) | ve iyilerden olacaktır | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır.”[89] | |||||
| 207 | Âl-i İmran 47. Ayet (3:47:15) | يَشَٓاءُۜ | يشاء | yeşâ(u) | dilediği | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Meryem), “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi. | |||||
| 208 | Âl-i İmran 49. Ayet (3:49:24) | وَاُبْرِئُ | وابرئ | ve ubri-u | ve iyileştiririm | ب ر أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” | |||||
| 209 | Âl-i İmran 52. Ayet (3:52:11) | قَالَ | قال | kâle | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler. | |||||
| 210 | Âl-i İmran 52. Ayet (3:52:12) | الْحَوَارِيُّونَ | الحواريون | l-havâriyyûne | Havariler | الْحَوَارِيِّينَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler. | |||||
| 211 | Âl-i İmran 69. Ayet (3:69:11) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | kendilerini | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar. | |||||
| 212 | Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:17) | اُو۫ت۪يتُمْ | اوتيتم | ûtîtum | size verilen | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 213 | Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:29) | يَشَٓاءُۜ | يشاء | yeşâ(u) | dilediği | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 214 | Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:32) | عَل۪يمٌۚ | عليم | ‘alîm(un) | (O her şeyi) bilendir | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” | |||||
| 215 | Âl-i İmran 74. Ayet (3:74:4) | يَشَٓاءُۜ | يشاء | yeşâ(u) | dilediği | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir. | |||||
| 216 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:29) | الْاُمِّيّ۪نَ | الامين | l-ummiyyîne | ümmilere | أ م م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 217 | Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:36) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bile bile | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96] | |||||
| 218 | Âl-i İmran 78. Ayet (3:78:29) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bile bile | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler. | |||||
| 219 | Âl-i İmran 81. Ayet (3:81:26) | قَالُٓوا | قالوا | kâlû | dediler | ق و ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti. | |||||
| 220 | Âl-i İmran 84. Ayet (3:84:5) | اُنْزِلَ | انزل | unzile | indirilen | ن ز ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.” | |||||
| 221 | Âl-i İmran 84. Ayet (3:84:8) | اُنْزِلَ | انزل | unzile | indirilen | ن ز ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.” | |||||
| 222 | Âl-i İmran 84. Ayet (3:84:16) | اُو۫تِيَ | اوتي | ûtiye | verilen | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.” | |||||
| 223 | Âl-i İmran 86. Ayet (3:86:12) | وَجَٓاءَهُمُ | وجاءهم | ve câehumu | ve kendilerine geldikten | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez. | |||||
| 224 | Âl-i İmran 86. Ayet (3:86:16) | يَهْدِي | يهدي | yehdî | doğru yola iletmez | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez. | |||||
| 225 | Âl-i İmran 90. Ayet (3:90:3) | كَفَرُوا | كفروا | keferû | inkar ettiler | ك ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir. | |||||
| 226 | Âl-i İmran 90. Ayet (3:90:14) | الضَّٓالُّونَ | الضالون | ddâllûn(e) | sapıkların ta kendileridir | ض ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir. | |||||
| 227 | Âl-i İmran 100. Ayet (3:100:10) | اُو۫تُوا | اوتوا | ûtû | verilen(ler) | أ ت ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar. | |||||
| 228 | Âl-i İmran 101. Ayet (3:101:14) | هُدِيَ | هدي | hudiye | iletilmiştir | ه د ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size Allah’ın âyetleri okunup dururken ve Allah’ın Resûlü de aranızda iken dönüp nasıl inkâr edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir. | |||||
| 229 | Âl-i İmran 105. Ayet (3:105:9) | جَٓاءَهُمُ | جاءهم | câehumu | kendilerine geldikten | ج ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. | |||||
| 230 | Âl-i İmran 108. Ayet (3:108:6) | بِالْحَقِّۜ | بالحق | bil-hakk(i) | gerçek ile | ح ق ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek istemez. | |||||
| 231 | Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:19) | لَهُمْۜ | لهم | lehum | kendileri için | لَهُم |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 232 | Âl-i İmran 111. Ayet (3:111:6) | يُقَاتِلُوكُمْ | يقاتلوكم | yukâtilûkum | sizinle savaşsalar (bile) | ق ت ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez. | |||||
| 233 | Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:15) | الصَّالِح۪ينَ | الصالحين | ssâlihîn(e) | iyiler- | ص ل ح |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir. | |||||
| 234 | Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:22) | اَنْفُسَهُمْ | انفسهم | enfusehum | onlar kendi kendilerine | ن ف س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar. | |||||
| 235 | Âl-i İmran 121. Ayet (3:121:4) | اَهْلِكَ | اهلك | ehlike | ailen- | أ ه ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sen mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 236 | Âl-i İmran 121. Ayet (3:121:11) | عَل۪يمٌۙ | عليم | ‘alîm(un) | bilendi | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sen mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 237 | Âl-i İmran 122. Ayet (3:122:8) | وَلِيُّهُمَاۜ | وليهما | veliyyuhumâ | kendilerinin dostu idi | و ل ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.[99] | |||||
| 238 | Âl-i İmran 124. Ayet (3:124:12) | الْمَلٰٓئِكَةِ | الملئكة | l-melâiketi | melek ile | م ل ك |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani sen mü’minlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun. | |||||
| 239 | Âl-i İmran 129. Ayet (3:129:10) | يَشَٓاءُ | يشاء | yeşâu | dilediği | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 240 | Âl-i İmran 129. Ayet (3:129:13) | يَشَٓاءُۜ | يشاء | yeşâ(u) | dilediği | ش ي أ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 241 | Âl-i İmran 132. Ayet (3:132:5) | تُرْحَمُونَۚ | ترحمون | turhamûn(e) | merhamet edilenlerden | ر ح م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin. | |||||
| 242 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:10) | فَاسْتَغْفَرُوا | فاستغفروا | festaġferû | bağışlanmasını dilerler | غ ف ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 243 | Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:23) | يَعْلَمُونَ | يعلمون | ya’lemûn(e) | bile bile | ع ل م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. | |||||
| 244 | Âl-i İmran 144. Ayet (3:144:9) | الرُّسُلُۜ | الرسل | rrusul(u) | elçiler | ر س ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır. | |||||
| 245 | Âl-i İmran 146. Ayet (3:146:5) | مَعَهُ | معه | me’ahu | kendileriyle beraber | مَعَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever. | |||||
| 246 | Âl-i İmran 146. Ayet (3:146:16) | ضَعُفُوا | ضعفوا | da’ufû | zayıflık göstermediler | ض ع ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever. | |||||
| 247 | Âl-i İmran 146. Ayet (3:146:18) | اسْتَكَانُواۜ | استكانوا | stekânû | boyun eğmediler | ك ي ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever. | |||||
| 248 | Âl-i İmran 151. Ayet (3:151:13) | بِه۪ | به | bihi | kendilerine | بِه۪ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür. | |||||
| 249 | Âl-i İmran 152. Ayet (3:152:13) | الْاَمْرِ | الامر | l-emri | (verilen) emir | أ م ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır. | |||||