"ile" Analizi

Türkçe Meali ve benzeşen aramasında 2585 sonuç bulundu.
200 - 250 arasındaki sonuçlar gösteriliyor
Sırası Geçtiği Yer Arapça Harekesiz Okunuşu Anlamı Kökü
200 Âl-i İmran 37. Ayet (3:37:33) يَشَٓاءُ يشاء yeşâu dilediği ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı[88] da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
201 Âl-i İmran 39. Ayet (3:39:1) فَنَادَتْهُ فنادته fenâdethu ona seslendiler ن د و
Diyanet İşleri (Yeni) Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler.
202 Âl-i İmran 39. Ayet (3:39:20) الصَّالِح۪ينَ الصالحين ssâlihîn(e) iyiler- ص ل ح
Diyanet İşleri (Yeni) Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana, kendisinden gelen bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler.
203 Âl-i İmran 40. Ayet (3:40:17) يَشَٓاءُ يشاء yeşâ/(u) dilediği ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allah, “Öyledir, ama Allah dilediğini yapar” dedi.
204 Âl-i İmran 43. Ayet (3:43:8) الرَّاكِع۪ينَ الراكعين rrâki’în(e) eğilenlerle ر ك ع
Diyanet İşleri (Yeni) “Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (O’nun huzurunda) rükû edenlerle beraber rükû et” demişlerdi.
205 Âl-i İmran 45. Ayet (3:45:9) بِكَلِمَةٍ بكلمة bi-kelimetin bir kelime ile ك ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.”
206 Âl-i İmran 46. Ayet (3:46:7) الصَّالِح۪ينَ الصالحين ssâlihîn(e) ve iyilerden olacaktır ص ل ح
Diyanet İşleri (Yeni) “O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır.”[89]
207 Âl-i İmran 47. Ayet (3:47:15) يَشَٓاءُۜ يشاء yeşâ(u) dilediği ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) (Meryem), “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi.
208 Âl-i İmran 49. Ayet (3:49:24) وَاُبْرِئُ وابرئ ve ubri-u ve iyileştiririm ب ر أ
Diyanet İşleri (Yeni) Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.”
209 Âl-i İmran 52. Ayet (3:52:11) قَالَ قال kâle dediler ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler.
210 Âl-i İmran 52. Ayet (3:52:12) الْحَوَارِيُّونَ الحواريون l-havâriyyûne Havariler الْحَوَارِيِّينَ
Diyanet İşleri (Yeni) İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler.
211 Âl-i İmran 69. Ayet (3:69:11) اَنْفُسَهُمْ انفسهم enfusehum kendilerini ن ف س
Diyanet İşleri (Yeni) Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar.
212 Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:17) اُو۫ت۪يتُمْ اوتيتم ûtîtum size verilen أ ت ي
Diyanet İşleri (Yeni) “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
213 Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:29) يَشَٓاءُۜ يشاء yeşâ(u) dilediği ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
214 Âl-i İmran 73. Ayet (3:73:32) عَل۪يمٌۚ عليم ‘alîm(un) (O her şeyi) bilendir ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” (dediler). De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
215 Âl-i İmran 74. Ayet (3:74:4) يَشَٓاءُۜ يشاء yeşâ(u) dilediği ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
216 Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:29) الْاُمِّيّ۪نَ الامين l-ummiyyîne ümmilere أ م م
Diyanet İşleri (Yeni) Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96]
217 Âl-i İmran 75. Ayet (3:75:36) يَعْلَمُونَ يعلمون ya’lemûn(e) bile bile ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmîlere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.[96]
218 Âl-i İmran 78. Ayet (3:78:29) يَعْلَمُونَ يعلمون ya’lemûn(e) bile bile ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.
219 Âl-i İmran 81. Ayet (3:81:26) قَالُٓوا قالوا kâlû dediler ق و ل
Diyanet İşleri (Yeni) Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.
220 Âl-i İmran 84. Ayet (3:84:5) اُنْزِلَ انزل unzile indirilen ن ز ل
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.”
221 Âl-i İmran 84. Ayet (3:84:8) اُنْزِلَ انزل unzile indirilen ن ز ل
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.”
222 Âl-i İmran 84. Ayet (3:84:16) اُو۫تِيَ اوتي ûtiye verilen أ ت ي
Diyanet İşleri (Yeni) De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.”
223 Âl-i İmran 86. Ayet (3:86:12) وَجَٓاءَهُمُ وجاءهم ve câehumu ve kendilerine geldikten ج ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.
224 Âl-i İmran 86. Ayet (3:86:16) يَهْدِي يهدي yehdî doğru yola iletmez ه د ي
Diyanet İşleri (Yeni) İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.
225 Âl-i İmran 90. Ayet (3:90:3) كَفَرُوا كفروا keferû inkar ettiler ك ف ر
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
226 Âl-i İmran 90. Ayet (3:90:14) الضَّٓالُّونَ الضالون ddâllûn(e) sapıkların ta kendileridir ض ل ل
Diyanet İşleri (Yeni) Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
227 Âl-i İmran 100. Ayet (3:100:10) اُو۫تُوا اوتوا ûtû verilen(ler) أ ت ي
Diyanet İşleri (Yeni) Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
228 Âl-i İmran 101. Ayet (3:101:14) هُدِيَ هدي hudiye iletilmiştir ه د ي
Diyanet İşleri (Yeni) Size Allah’ın âyetleri okunup dururken ve Allah’ın Resûlü de aranızda iken dönüp nasıl inkâr edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir.
229 Âl-i İmran 105. Ayet (3:105:9) جَٓاءَهُمُ جاءهم câehumu kendilerine geldikten ج ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
230 Âl-i İmran 108. Ayet (3:108:6) بِالْحَقِّۜ بالحق bil-hakk(i) gerçek ile ح ق ق
Diyanet İşleri (Yeni) İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek istemez.
231 Âl-i İmran 110. Ayet (3:110:19) لَهُمْۜ لهم lehum kendileri için لَهُم
Diyanet İşleri (Yeni) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
232 Âl-i İmran 111. Ayet (3:111:6) يُقَاتِلُوكُمْ يقاتلوكم yukâtilûkum sizinle savaşsalar (bile) ق ت ل
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
233 Âl-i İmran 114. Ayet (3:114:15) الصَّالِح۪ينَ الصالحين ssâlihîn(e) iyiler- ص ل ح
Diyanet İşleri (Yeni) Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
234 Âl-i İmran 117. Ayet (3:117:22) اَنْفُسَهُمْ انفسهم enfusehum onlar kendi kendilerine ن ف س
Diyanet İşleri (Yeni) Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgârın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
235 Âl-i İmran 121. Ayet (3:121:4) اَهْلِكَ اهلك ehlike ailen- أ ه ل
Diyanet İşleri (Yeni) Hani sen mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
236 Âl-i İmran 121. Ayet (3:121:11) عَل۪يمٌۙ عليم ‘alîm(un) bilendi ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Hani sen mü’minleri (Uhud’da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
237 Âl-i İmran 122. Ayet (3:122:8) وَلِيُّهُمَاۜ وليهما veliyyuhumâ kendilerinin dostu idi و ل ي
Diyanet İşleri (Yeni) Hani sizden iki takım (paniğe kapılarak) çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.[99]
238 Âl-i İmran 124. Ayet (3:124:12) الْمَلٰٓئِكَةِ الملئكة l-melâiketi melek ile م ل ك
Diyanet İşleri (Yeni) Hani sen mü’minlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.
239 Âl-i İmran 129. Ayet (3:129:10) يَشَٓاءُ يشاء yeşâu dilediği ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
240 Âl-i İmran 129. Ayet (3:129:13) يَشَٓاءُۜ يشاء yeşâ(u) dilediği ش ي أ
Diyanet İşleri (Yeni) Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
241 Âl-i İmran 132. Ayet (3:132:5) تُرْحَمُونَۚ ترحمون turhamûn(e) merhamet edilenlerden ر ح م
Diyanet İşleri (Yeni) Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.
242 Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:10) فَاسْتَغْفَرُوا فاستغفروا festaġferû bağışlanmasını dilerler غ ف ر
Diyanet İşleri (Yeni) Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.
243 Âl-i İmran 135. Ayet (3:135:23) يَعْلَمُونَ يعلمون ya’lemûn(e) bile bile ع ل م
Diyanet İşleri (Yeni) Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.
244 Âl-i İmran 144. Ayet (3:144:9) الرُّسُلُۜ الرسل rrusul(u) elçiler ر س ل
Diyanet İşleri (Yeni) Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.
245 Âl-i İmran 146. Ayet (3:146:5) مَعَهُ معه me’ahu kendileriyle beraber مَعَ
Diyanet İşleri (Yeni) Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.
246 Âl-i İmran 146. Ayet (3:146:16) ضَعُفُوا ضعفوا da’ufû zayıflık göstermediler ض ع ف
Diyanet İşleri (Yeni) Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.
247 Âl-i İmran 146. Ayet (3:146:18) اسْتَكَانُواۜ استكانوا stekânû boyun eğmediler ك ي ن
Diyanet İşleri (Yeni) Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.
248 Âl-i İmran 151. Ayet (3:151:13) بِه۪ به bihi kendilerine بِه۪
Diyanet İşleri (Yeni) Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı; inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.
249 Âl-i İmran 152. Ayet (3:152:13) الْاَمْرِ الامر l-emri (verilen) emir أ م ر
Diyanet İşleri (Yeni) Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.