| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 100 | Nûr 56. Ayet (24:56:4) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resûle itaat edin ki size merhamet edilsin. | |||||
| 101 | Neml 3. Ayet (27:3:5) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 2,3. Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. | |||||
| 102 | Neml 6. Ayet (27:6:5) | لَدُنْ | لدن | ledun | katından | ل د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir. | |||||
| 103 | Neml 47. Ayet (27:47:8) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katındadır | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler. Salih, “Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katında(yazılı)dır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz” dedi. | |||||
| 104 | Kasas 48. Ayet (28:48:5) | عِنْدِنَا | عندنا | ‘indinâ | katımızdan | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ’ya verilen (mucize)lerin benzeri niçin buna da verilmedi” dediler. Onlar daha önce Mûsâ’ya verilen (mucize)leri inkâr etmemişler miydi? Onlar, “İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor” dediler. “Biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler. | |||||
| 105 | Kasas 49. Ayet (28:49:5) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katından | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah katından, doğruya bu ikisinden (Tevrat ve Kur’an’dan) daha çok ulaştıran bir kitap getirin de, ben ona uyayım.” | |||||
| 106 | Kasas 57. Ayet (28:57:21) | لَدُنَّا | لدنا | ledunnâ | kendi katımızdan | ل د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, “Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız” dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 107 | Rum 39. Ayet (30:39:11) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekât verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır. | |||||
| 108 | Lokman 4. Ayet (31:4:5) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar. | |||||
| 109 | Lokman 27. Ayet (31:27:10) | يَمُدُّهُ | يمده | yemudduhu | ona katılsa | م د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. | |||||
| 110 | Ahzab 33. Ayet (33:33:12) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. | |||||
| 111 | Ahzab 53. Ayet (33:53:68) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. | |||||
| 112 | Sebe' 37. Ayet (34:37:7) | عِنْدَنَا | عندنا | ‘indenâ | katımızda | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir! Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler. | |||||
| 113 | Sâd 19. Ayet (38:19:5) | اَوَّابٌ | اواب | evvâb(un) | katılırdı | أ و ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 18,19. Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd’un emrine verdik. Onların her biri Allah’a yönelmişlerdi. | |||||
| 114 | Zümer 22. Ayet (39:22:12) | لِلْقَاسِيَةِ | للقاسية | lil-kâsiyeti | katılaşmış olanlara | ق س و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 115 | Mü'min 25. Ayet (40:25:5) | عِنْدِنَا | عندنا | ‘indinâ | katımız- | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ onlara tarafımızdan gerçeği getirince, “Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın” dediler. Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır. | |||||
| 116 | Zuhruf 4. Ayet (43:4:5) | لَدَيْنَا | لدينا | ledeynâ | katımızda bulunan | لَدَي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz’da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur. | |||||
| 117 | Zuhruf 35. Ayet (43:35:10) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 34,35. Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O’na karşı gelmekten sakınanlarındır. | |||||
| 118 | Duhân 5. Ayet (44:5:3) | عِنْدِنَاۜ | عندنا | ‘indinâ | katımızdan olan | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 4,5,6,7. Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | |||||
| 119 | Ahkaf 10. Ayet (46:10:6) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katından | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini (Tevrat’ta görerek) şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?). Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” | |||||
| 120 | Ahkaf 23. Ayet (46:23:4) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katındadır | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hûd, “(Bu konudaki) bilgi ancak Allah katındadır. Ben size, benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum” dedi. | |||||
| 121 | Fetih 5. Ayet (48:5:16) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır. | |||||
| 122 | Fetih 29. Ayet (48:29:6) | اَشِدَّٓاءُ | اشداء | eşiddâu | katı | ش د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. | |||||
| 123 | Kaf 35. Ayet (50:35:5) | وَلَدَيْنَا | ولدينا | ve ledeynâ | ve katımızda vardır | لَدَي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır. | |||||
| 124 | Zâriyât 34. Ayet (51:34:2) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 32,33,34. Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.” | |||||
| 125 | Kamer 35. Ayet (54:35:3) | عِنْدِنَاۜ | عندنا | ‘indinâ | katımız- | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 34,35. Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgâr gönderdik. Yalnız Lût’un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükâfatlandırırız. | |||||
| 126 | Hadîd 16. Ayet (57:16:24) | فَقَسَتْ | فقست | fe-kaset | ve katılaşan | ق س و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir. | |||||
| 127 | Mücadele 13. Ayet (58:13:17) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Baş başa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da, sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. | |||||
| 128 | Saf 3. Ayet (61:3:3) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir. | |||||
| 129 | Cum'a 3. Ayet (62:3:4) | يَلْحَقُوا | يلحقوا | yelhakû | katılmayan | ل ح ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Allah, o peygamberi) onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.[547] | |||||
| 130 | Tahrim 6. Ayet (66:6:14) | غِلَاظٌ | غلاظ | ġilâzun | gayet katı | غ ل ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır. | |||||
| 131 | Tahrim 9. Ayet (66:9:7) | وَاغْلُظْ | واغلظ | vaġluz | ve katı davran | غ ل ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası! | |||||
| 132 | Tahrim 11. Ayet (66:11:13) | عِنْدَكَ | عندك | ‘indeke | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti. | |||||
| 133 | Kalem 34. Ayet (68:34:3) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır. | |||||
| 134 | Müzzemmil 20. Ayet (73:20:56) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 135 | Müzzemmil 20. Ayet (73:20:67) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 136 | İnsân 10. Ayet (76:10:7) | قَمْطَر۪يرًا | قمطريرا | kamtarîrâ(n) | çok katı | ق م ط ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.” | |||||
| 137 | Tekvîr 20. Ayet (81:20:3) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 19,20,21.O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür. | |||||
| 138 | Beyyine 5. Ayet (98:5:13) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâ(te) | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir. | |||||
| 139 | Beyyine 8. Ayet (98:8:2) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rableri katında onların mükâfatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur. | |||||