| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 42. Ayet (2:42:2) | تَلْبِسُوا | تلبسوا | telbisû | ve katıştırmayın | ل ب س |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. | |||||
| 2 | Bakara 43. Ayet (2:43:4) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin. | |||||
| 3 | Bakara 54. Ayet (2:54:20) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün[17] (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” | |||||
| 4 | Bakara 62. Ayet (2:62:17) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden[20] (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).[21] | |||||
| 5 | Bakara 74. Ayet (2:74:2) | قَسَتْ | قست | kaset | katılaştı | ق س و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir. | |||||
| 6 | Bakara 74. Ayet (2:74:11) | قَسْوَةًۜ | قسوة | kasve(ten) | katıdır | ق س و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir. | |||||
| 7 | Bakara 76. Ayet (2:76:20) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?” | |||||
| 8 | Bakara 79. Ayet (2:79:10) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katındandır | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline! | |||||
| 9 | Bakara 80. Ayet (2:80:10) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” | |||||
| 10 | Bakara 83. Ayet (2:83:22) | الزَّكٰوةَۜ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. | |||||
| 11 | Bakara 89. Ayet (2:89:5) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katından | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. | |||||
| 12 | Bakara 94. Ayet (2:94:7) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahiret yurdu (cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi ölümü temenni edin!” | |||||
| 13 | Bakara 101. Ayet (2:101:5) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katından | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab’ı (Tevrat’ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar. | |||||
| 14 | Bakara 103. Ayet (2:103:7) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katından | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi! | |||||
| 15 | Bakara 110. Ayet (2:110:4) | الزَّكٰوةَۜ | الزكوة | zzekâ(te) | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür. | |||||
| 16 | Bakara 110. Ayet (2:110:11) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür. | |||||
| 17 | Bakara 177. Ayet (2:177:35) | الزَّكٰوةَۚ | الزكوة | ezzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. | |||||
| 18 | Bakara 255. Ayet (2:255:24) | عِنْدَهُٓ | عنده | ‘indehu | kendisinin katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.[70] O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?[71] O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.[72] | |||||
| 19 | Bakara 262. Ayet (2:262:17) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. | |||||
| 20 | Bakara 277. Ayet (2:277:9) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır. | |||||
| 21 | Bakara 282. Ayet (2:282:90) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.[79] Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[80] | |||||
| 22 | Âl-i İmran 7. Ayet (3:7:40) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katındandır | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.[84] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. | |||||
| 23 | Âl-i İmran 8. Ayet (3:8:11) | لَدُنْكَ | لدنك | ledunke | katından | ل د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.” | |||||
| 24 | Âl-i İmran 13. Ayet (3:13:16) | مِثْلَيْهِمْ | مثليهم | miśleyhim | kendilerinin iki katı | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.[85] | |||||
| 25 | Âl-i İmran 15. Ayet (3:15:8) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. | |||||
| 26 | Âl-i İmran 19. Ayet (3:19:3) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir. | |||||
| 27 | Âl-i İmran 37. Ayet (3:37:27) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katından | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı[88] da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. | |||||
| 28 | Âl-i İmran 38. Ayet (3:38:10) | لَدُنْكَ | لدنك | ledunke | katından | ل د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi. | |||||
| 29 | Âl-i İmran 78. Ayet (3:78:17) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katı- | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler. | |||||
| 30 | Âl-i İmran 78. Ayet (3:78:22) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katı- | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab’dan olmadığı hâlde Kitab’dan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler. | |||||
| 31 | Âl-i İmran 126. Ayet (3:126:14) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır. | |||||
| 32 | Âl-i İmran 159. Ayet (3:159:10) | غَل۪يظَ | غليظ | ġalîza | katı | غ ل ظ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. | |||||
| 33 | Âl-i İmran 163. Ayet (3:163:3) | عِنْدَ | عند | ‘inda | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar (insanlar) Allah’ın katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir. | |||||
| 34 | Âl-i İmran 165. Ayet (3:165:6) | مِثْلَيْهَاۙ | مثليها | miśleyhâ | onun iki katını | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların (müşriklerin) başına (Bedir’de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O (musibet), kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter. | |||||
| 35 | Âl-i İmran 169. Ayet (3:169:11) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 169,170. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. | |||||
| 36 | Âl-i İmran 195. Ayet (3:195:38) | عِنْدِ | عند | ‘indi | katından | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” | |||||
| 37 | Âl-i İmran 195. Ayet (3:195:41) | عِنْدَهُ | عنده | ‘indehu | katındadır | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” | |||||
| 38 | Âl-i İmran 199. Ayet (3:199:25) | عِنْدَ | عند | ‘inde | katında | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allah’a derinden saygı duyarak inanırlar. Allah’ın âyetlerini az bir değere satmazlar. Onlar var ya, işte onların, Rableri katında mükâfatları vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. | |||||
| 39 | Nisâ 40. Ayet (4:40:13) | لَدُنْهُ | لدنه | ledunhu | kendi katı- | ل د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir. | |||||
| 40 | Nisâ 67. Ayet (4:67:4) | لَدُنَّٓا | لدنا | ledunnâ | katımız- | ل د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükâfat verirdik. | |||||
| 41 | Nisâ 75. Ayet (4:75:25) | لَدُنْكَ | لدنك | ledunke | katından | ل د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz? | |||||
| 42 | Nisâ 75. Ayet (4:75:30) | لَدُنْكَ | لدنك | ledunke | katından | ل د ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz? | |||||
| 43 | Nisâ 77. Ayet (4:77:12) | الزَّكٰوةَۚ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.” | |||||
| 44 | Nisâ 96. Ayet (4:96:2) | مِنْهُ | منه | minhu | kendi katından | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 95,96. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. | |||||
| 45 | Nisâ 134. Ayet (4:134:6) | فَعِنْدَ | فعند | fe’inda | (bilsin ki) katındadır | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim dünya sevabı (nimeti) istiyorsa (bilsin ki), dünya sevabı da, ahiret sevabı da Allah katındadır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. | |||||
| 46 | Nisâ 162. Ayet (4:162:18) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz. | |||||
| 47 | Mâide 12. Ayet (5:12:20) | الزَّكٰوةَ | الزكوة | zzekâte | zekatı | ز ك و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.” | |||||
| 48 | Mâide 13. Ayet (5:13:7) | قَاسِيَةًۚ | قاسية | kâsiye(ten) | kaskatı | ق س و |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever. | |||||
| 49 | Mâide 36. Ayet (5:36:11) | وَمِثْلَهُ | ومثله | ve miślehu | ve onun bir katı daha | م ث ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz yeryüzünde olanların hepsi ve yanında bir o kadarı daha kendilerinin (kâfirlerin) olsa da onu kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar, onlardan yine kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır. | |||||
| 50 | Mâide 52. Ayet (5:52:21) | عِنْدِه۪ | عنده | ‘indihi | kendi katından | ع ن د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar. | |||||