| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Bakara 91. Ayet (2:91:16) | وَهُوَ | وهو | ve huve | halbuki o | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?” | |||||
| 2 | Bakara 216. Ayet (2:216:4) | وَهُوَ | وهو | ve huve | halbuki o | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz. | |||||
| 3 | Bakara 256. Ayet (2:256:15) | فَقَدِ | فقد | fekadi | muhakkak ki o | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.[73] | |||||
| 4 | Âl-i İmran 72. Ayet (3:72:16) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.[95] | |||||
| 5 | Âl-i İmran 101. Ayet (3:101:13) | فَقَدْ | فقد | fekad | muhakkak ki o | قَدْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Size Allah’ın âyetleri okunup dururken ve Allah’ın Resûlü de aranızda iken dönüp nasıl inkâr edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir. | |||||
| 6 | Âl-i İmran 119. Ayet (3:119:6) | يُحِبُّونَكُمْ | يحبونكم | yuhibbûnekum | halbuki onlar sizi sevmezler | ح ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir. | |||||
| 7 | Âl-i İmran 132. Ayet (3:132:4) | لَعَلَّكُمْ | لعلكم | le’allekum | umulur ki olursunuz | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin. | |||||
| 8 | Nisâ 89. Ayet (4:89:6) | فَتَكُونُونَ | فتكونون | fe-tekûnûne | ki onlarla olsanız | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. | |||||
| 9 | Nisâ 172. Ayet (4:172:16) | فَسَيَحْشُرُهُمْ | فسيحشرهم | fe-seyahşuruhum | bilsin ki O toplayacaktır | ح ش ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mesih de, Allah’a yakın melekler de, Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim Allah’a kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır. | |||||
| 10 | Mâide 27. Ayet (5:27:4) | ابْنَيْ | ابني | -bney | iki oğlunun | ب ن ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti. | |||||
| 11 | En'am 42. Ayet (6:42:10) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık. | |||||
| 12 | En'am 54. Ayet (6:54:25) | فَاَنَّهُ | فانه | fe-ennehu | muhakkak ki O | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” | |||||
| 13 | En'am 100. Ayet (6:100:5) | وَخَلَقَهُمْ | وخلقهم | ve ḣalekahum | halbuki onları O yaratmıştır | خ ل ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de cinleri Allah’a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, yücedir. | |||||
| 14 | En'am 114. Ayet (6:114:15) | اَنَّهُ | انه | ennehu | ki O gerçekten | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.[190] | |||||
| 15 | A'raf 158. Ayet (7:158:0) | الَّذ۪ي | الذي | lleżî | ki o | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” | |||||
| 16 | Enfal 48. Ayet (8:48:0) | عَقِبَيْهِ | عقبيه | ‘akibeyhi | iki ökçesi | ع ق ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, “Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım.” demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, “Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler)[252] görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır” demişti. | |||||
| 17 | Tevbe 113. Ayet (9:113:0) | اَصْحَابُ | اصحاب | ashâbu | halkı oldukları | ص ح ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere. | |||||
| 18 | Yusuf 4. Ayet (12:4:14) | رَاَيْتُهُمْ | رايتهم | raeytuhum | gördüm ki onlar | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Yûsuf, babasına “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti. | |||||
| 19 | Yusuf 62. Ayet (12:62:7) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, adamlarına dedi ki: “Onların ödedikleri zahire bedellerini yüklerinin içine koyun. Umulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp gelirler.” | |||||
| 20 | İbrahim 3. Ayet (14:3:1) | اَلَّذ۪ينَ | الذين | elleżîne | ki onlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 21 | Nahl 75. Ayet (16:75:15) | فَهُوَ | فهو | fe-huve | ki o | فَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. | |||||
| 22 | Nahl 126. Ayet (16:126:10) | لَهُوَ | لهو | le-huve | andolsun ki o | لَهُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır. | |||||
| 23 | Mü'minûn 49. Ayet (23:49:5) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. | |||||
| 24 | Furkan 58. Ayet (25:58:4) | الَّذ۪ي | الذي | lleżî | öyle ki o | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah’a) tevekkül et. O’nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter! | |||||
| 25 | Şu'arâ 133. Ayet (26:133:1) | اَمَدَّكُمْ | امدكم | emeddekum | ki O size vermiştir | م د د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 132,133,134. “Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah’a karşı gelmekten sakının.” | |||||
| 26 | Şu'arâ 192. Ayet (26:192:1) | وَاِنَّهُ | وانه | innehu | muhakkak ki o (Kur'an) | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi’nin indirmesidir. | |||||
| 27 | Şu'arâ 218. Ayet (26:218:1) | اَلَّذ۪ي | الذي | elleżî | ki O | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 217,218,219. Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et. | |||||
| 28 | Kasas 38. Ayet (28:38:27) | لَاَظُنُّهُ | لاظنه | le-ezunnuhu | sanıyorum ki o | ظ ن ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Firavun, “Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hâmân! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Mûsâ’nın ilâhına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum” dedi. | |||||
| 29 | Kasas 43. Ayet (28:43:15) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Mûsâ’ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. | |||||
| 30 | Rum 41. Ayet (30:41:14) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.[427] | |||||
| 31 | Sebe' 3. Ayet (34:3:29) | اِلَّا | الا | illâ | ki olmasın | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır.” | |||||
| 32 | Sâffât 143. Ayet (37:143:2) | اَنَّهُ | انه | ennehu | ki o | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 143,144. Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı. | |||||
| 33 | Fussilet 41. Ayet (41:41:7) | وَاِنَّهُ | وانه | ve innehu | halbuki o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o, çok değerli ve sağlam bir kitaptır. | |||||
| 34 | Muhammed 2. Ayet (47:2:10) | وَهُوَ | وهو | ve huve | ki o | هُوَ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnanıp salih ameller işleyenlerin ve Muhammed’e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- inananların ise Allah günahlarını örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir. | |||||
| 35 | Muhammed 19. Ayet (47:19:2) | اَنَّهُ | انه | ennehu | ki o | أَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir. | |||||
| 36 | Necm 32. Ayet (53:32:1) | اَلَّذ۪ينَ | الذين | elleżîne | ki onlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir. | |||||
| 37 | Rahman 58. Ayet (55:58:1) | كَاَنَّهُنَّ | كانهن | ke-ennehunne | sanki onlar | كَأَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sanki yakut ve mercandır. | |||||
| 38 | Hadîd 11. Ayet (57:11:8) | فَيُضَاعِفَهُ | فيضاعفه | fe-yudâ’ifehu | ki o kat kat artırsın | ض ع ف |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kim Allah’a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükâfat da vardır. | |||||
| 39 | Mülk 3. Ayet (67:3:1) | اَلَّذ۪ي | الذي | elleżî | ki O | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? | |||||
| 40 | Hâkka 7. Ayet (69:7:12) | كَاَنَّهُمْ | كانهم | ke-ennehum | sanki onlar | كَأَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş hâlde görürdün. | |||||
| 41 | Nûh 17. Ayet (71:17:5) | نَبَاتًاۙ | نباتا | nebâtâ(n) | bir bitki olarak | ن ب ت |
| Diyanet İşleri (Yeni) | ‘Allah, sizi (babanız Âdem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)’ | |||||
| 42 | Müddessir 35. Ayet (74:35:1) | اِنَّهَا | انها | innehâ | şüphesiz ki o | إِنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 32,33,34,35,36,37. Hayır, (öğüt almazlar.) Aya, çekilip gittiğinde geceye, aydınlandığında sabaha andolsun ki o (cehennem) insan için; içinizden ileri geçmek yahut geri kalmak isteyenler için uyarıcı olarak elbette en büyük bir şeydir. | |||||
| 43 | Müddessir 50. Ayet (74:50:1) | كَاَنَّهُمْ | كانهم | ke-ennehum | sanki onlar gibidir | كَأَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 50,51. Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler. | |||||
| 44 | Mürselât 33. Ayet (77:33:1) | كَاَنَّهُ | كانه | ke-ennehu | sanki o | كَأَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunlar sanki birer kızıl devedir. | |||||
| 45 | Abese 3. Ayet (80:3:3) | لَعَلَّهُ | لعله | le’allehu | belki o | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak, | |||||
| 46 | Mutaffifîn 26. Ayet (83:26:1) | خِتَامُهُ | ختامه | ḣitâmuhu | ki onun sonu | خ ت م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.[575] | |||||
| 47 | Leyl 17. Ayet (92:17:2) | الْاَتْقٰىۙ | الاتقى | l-etkâ | en muttaki olan | و ق ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 17,18. Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah’a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır. | |||||