| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Âl-i İmran 72. Ayet (3:72:16) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.[95] | |||||
| 2 | Âl-i İmran 119. Ayet (3:119:6) | يُحِبُّونَكُمْ | يحبونكم | yuhibbûnekum | halbuki onlar sizi sevmezler | ح ب ب |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir. | |||||
| 3 | Nisâ 89. Ayet (4:89:6) | فَتَكُونُونَ | فتكونون | fe-tekûnûne | ki onlarla olsanız | ك و ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. | |||||
| 4 | En'am 42. Ayet (6:42:10) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık. | |||||
| 5 | En'am 100. Ayet (6:100:5) | وَخَلَقَهُمْ | وخلقهم | ve ḣalekahum | halbuki onları O yaratmıştır | خ ل ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bir de cinleri Allah’a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, yücedir. | |||||
| 6 | Yusuf 4. Ayet (12:4:14) | رَاَيْتُهُمْ | رايتهم | raeytuhum | gördüm ki onlar | ر أ ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Yûsuf, babasına “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti. | |||||
| 7 | Yusuf 62. Ayet (12:62:7) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yûsuf, adamlarına dedi ki: “Onların ödedikleri zahire bedellerini yüklerinin içine koyun. Umulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp gelirler.” | |||||
| 8 | İbrahim 3. Ayet (14:3:1) | اَلَّذ۪ينَ | الذين | elleżîne | ki onlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 9 | Mü'minûn 49. Ayet (23:49:5) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. | |||||
| 10 | Kasas 43. Ayet (28:43:15) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Mûsâ’ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. | |||||
| 11 | Rum 41. Ayet (30:41:14) | لَعَلَّهُمْ | لعلهم | le’allehum | belki onlar | لَعَلَّكُمْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.[427] | |||||
| 12 | Necm 32. Ayet (53:32:1) | اَلَّذ۪ينَ | الذين | elleżîne | ki onlar | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir. | |||||
| 13 | Rahman 58. Ayet (55:58:1) | كَاَنَّهُنَّ | كانهن | ke-ennehunne | sanki onlar | كَأَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar sanki yakut ve mercandır. | |||||
| 14 | Hâkka 7. Ayet (69:7:12) | كَاَنَّهُمْ | كانهم | ke-ennehum | sanki onlar | كَأَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş hâlde görürdün. | |||||
| 15 | Müddessir 50. Ayet (74:50:1) | كَاَنَّهُمْ | كانهم | ke-ennehum | sanki onlar gibidir | كَأَنَّ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 50,51. Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler. | |||||