| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 100 | Nûr 45. Ayet (24:45:8) | مَنْ | من | men | kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 101 | Nûr 45. Ayet (24:45:13) | مَنْ | من | men | kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 102 | Nûr 45. Ayet (24:45:18) | مَنْ | من | men | kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. | |||||
| 103 | Furkan 20. Ayet (25:20:14) | بَعْضَكُمْ | بعضكم | ba’dakum | kiminizi | ب ع ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir. | |||||
| 104 | Furkan 20. Ayet (25:20:15) | لِبَعْضٍ | لبعض | li-ba’din | kiminiz için | ب ع ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir. | |||||
| 105 | Furkan 42. Ayet (25:42:15) | مَنْ | من | men | kimin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 41,42. Onlar seni görünce ancak eğlenceye alırlar. “Allah’ın peygamber olarak gönderdiği adam bu mu? Biz, ilâhlarımıza sımsıkı sarılmasaydık neredeyse bizi ilâhlarımızdan uzaklaştıracaktı” (derler.) Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler. | |||||
| 106 | Kasas 12. Ayet (28:12:12) | يَكْفُلُونَهُ | يكفلونه | yekfulûnehu | onun bakımını üstlenecek | ك ف ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Biz, daha önce onun, sütanalarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi. | |||||
| 107 | Kasas 34. Ayet (28:34:6) | لِسَانًا | لسانا | lisânen | dil bakımından | ل س ن |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Kardeşim Hârûn’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.” | |||||
| 108 | Kasas 37. Ayet (28:37:5) | بِمَنْ | بمن | bimen | kimin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mûsâ, “Katından kimin hidayet getirdiğini ve bu yurdun (güzel) sonucunun kimin olacağını Rabbim daha iyi bilir. Doğrusu zalimler kurtuluşa eremezler” dedi. | |||||
| 109 | Kasas 78. Ayet (28:78:21) | قُوَّةً | قوة | kuvveten | kuvvet bakımından | ق و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir). | |||||
| 110 | Ankebut 10. Ayet (29:10:3) | مَنْ | من | men | kimisi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir? | |||||
| 111 | Ankebut 32. Ayet (29:32:8) | بِمَنْ | بمن | bimen | kimin bulunduğunu | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İbrahim, “Ama orada Lût var” dedi. Onlar, “Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz. Biz, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Ancak karısı başka. O, geri kalıp helâk edilenlerden olacaktır.” | |||||
| 112 | Ankebut 40. Ayet (29:40:5) | مَنْ | من | men | kiminin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 113 | Ankebut 40. Ayet (29:40:10) | مَنْ | من | men | kimini | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 114 | Ankebut 40. Ayet (29:40:14) | مَنْ | من | men | kimini | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 115 | Ankebut 40. Ayet (29:40:19) | مَنْ | من | men | kimini | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 116 | Rum 9. Ayet (30:9:15) | قُوَّةً | قوة | kuvveten | kuvvet bakımından | ق و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. | |||||
| 117 | Lokman 6. Ayet (31:6:3) | مَنْ | من | men | kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. | |||||
| 118 | Lokman 20. Ayet (31:20:20) | مَنْ | من | men | kimi var ki | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır. | |||||
| 119 | Ahzab 23. Ayet (33:23:10) | مَنْ | من | men | kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. | |||||
| 120 | Ahzab 23. Ayet (33:23:14) | مَنْ | من | men | kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. | |||||
| 121 | Fâtır 32. Ayet (35:32:8) | فَمِنْهُمْ | فمنهم | fe-minhum | onlardan kimi | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur. | |||||
| 122 | Fâtır 32. Ayet (35:32:11) | وَمِنْهُمْ | ومنهم | ve minhum | ve kimi | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur. | |||||
| 123 | Fâtır 32. Ayet (35:32:13) | وَمِنْهُمْ | ومنهم | ve minhum | ve kimi de | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur. | |||||
| 124 | Fâtır 44. Ayet (35:44:15) | قُوَّةًۜ | قوة | kuvve(ten) | kuvvet bakımından | ق و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı âciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir. | |||||
| 125 | Sâffât 11. Ayet (37:11:4) | خَلْقًا | خلقا | ḣalkan | yaratılış bakımından | خ ل ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? [453] Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık. | |||||
| 126 | Sâd 54. Ayet (38:54:3) | لَرِزْقُنَا | لرزقنا | le-rizkunâ | bizim rızkımızın | ر ز ق |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme yoktur. | |||||
| 127 | Zümer 23. Ayet (39:23:28) | وَمَنْ | ومن | ve men | ama kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. | |||||
| 128 | Zümer 36. Ayet (39:36:9) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan (Allah’tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur. | |||||
| 129 | Zümer 40. Ayet (39:40:5) | وَيَحِلُّ | ويحل | ve yehillu | ve (kimin) konuyor? | ح ل ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 39,40. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!” | |||||
| 130 | Mü'min 9. Ayet (40:9:3) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır. | |||||
| 131 | Mü'min 16. Ayet (40:16:10) | لِمَنِ | لمن | li-meni | kimindir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. Bugün mülk (hükümranlık) kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah’ındır | |||||
| 132 | Mü'min 21. Ayet (40:21:17) | قُوَّةً | قوة | kuvveten | kuvvet bakımından | ق و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı. | |||||
| 133 | Mü'min 21. Ayet (40:21:18) | وَاٰثَارًا | واثارا | ve âśâran | ve eserleri bakımından | أ ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı. | |||||
| 134 | Mü'min 33. Ayet (40:33:10) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 32,33. “Ey kavmim! Gerçekten sizin için, o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, Allah’(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.” | |||||
| 135 | Mü'min 67. Ayet (40:67:22) | مَنْ | من | men | kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra “alaka”dan[474] yaratan, sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yapar. | |||||
| 136 | Mü'min 78. Ayet (40:78:7) | مَنْ | من | men | kimini | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar. | |||||
| 137 | Mü'min 78. Ayet (40:78:11) | مَنْ | من | men | kimini | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar. | |||||
| 138 | Mü'min 79. Ayet (40:79:7) | مِنْهَا | منها | minhâ | kimine | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır. | |||||
| 139 | Mü'min 79. Ayet (40:79:8) | وَمِنْهَا | ومنها | ve minhâ | ve kiminden | مِنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır. | |||||
| 140 | Mü'min 82. Ayet (40:82:16) | قُوَّةً | قوة | kuvveten | kuvvet bakımından | ق و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti. | |||||
| 141 | Mü'min 82. Ayet (40:82:17) | وَاٰثَارًا | واثارا | ve âśâran | ve eserleri bakımından | أ ث ر |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti. | |||||
| 142 | Şûrâ 44. Ayet (42:44:1) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, “Dünyaya dönmek için bir yol var mı?” dediklerini görürsün. | |||||
| 143 | Şûrâ 46. Ayet (42:46:10) | وَمَنْ | ومن | ve men | ve kimi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur. | |||||
| 144 | Zuhruf 32. Ayet (43:32:13) | بَعْضَهُمْ | بعضهم | ba’dahum | onlardan kimini | ب ع ض |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır. | |||||
| 145 | Zuhruf 77. Ayet (43:77:5) | عَلَيْنَا | علينا | ‘aleynâ | bizim hakkımızda | عَلَىٰ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Görevli meleğe şöyle seslenirler:) “Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin.” O da, “Siz hep böyle kalacaksınız” der. | |||||
| 146 | Muhammed 13. Ayet (47:13:6) | قُوَّةً | قوة | kuvveten | kuvvet bakımından | ق و ي |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey Muhammed!) Seni çıkaran kendi memleket halkından daha güçlü nice memleket halkları vardı ki, biz onları helâk ettik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı. | |||||
| 147 | Muhammed 16. Ayet (47:16:2) | مَنْ | من | men | kimisi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman (alay ederek), kendilerine bilgi verilmiş olanlara, “Az önce ne söyledi?” derler. İşte bunlar, Allah’ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir. | |||||
| 148 | Muhammed 38. Ayet (47:38:10) | مَنْ | من | men | kimisi | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar. | |||||
| 149 | Hadîd 25. Ayet (57:25:21) | مَنْ | من | men | kimin | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resûllerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir. | |||||