| Sırası | Geçtiği Yer | Arapça | Harekesiz | Okunuşu | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Câsiye 7. Ayet (45:7:4) | اَث۪يمٍۙ | اثيم | eśîm(in) | günah yüklü kimseye | أ ث م |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Her günahkâr yalancının vay hâline! | |||||
| 2 | Bakara 102. Ayet (2:102:27) | اَحَدٍ | احد | ehadin | hiç kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 3 | Bakara 102. Ayet (2:102:48) | اَحَدٍ | احد | ehadin | hiç kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! | |||||
| 4 | Âl-i İmran 153. Ayet (3:153:6) | اَحَدٍ | احد | ehadin | hiç kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.[101] | |||||
| 5 | A'raf 80. Ayet (7:80:11) | اَحَدٍ | احد | ehadin | kimsenin | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?” | |||||
| 6 | Hûd 81. Ayet (11:81:18) | اَحَدٌ | احد | ehadun | hiç kimse | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!” | |||||
| 7 | Hicr 65. Ayet (15:65:11) | اَحَدٌ | احد | ehadun | hiç kimse | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin.” | |||||
| 8 | Ankebut 28. Ayet (29:28:12) | اَحَدٍ | احد | ehadin | kimsenin | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Lût’u da peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Gerçekten siz, sizden önce dünyada hiçbir toplumun yapmadığı bir hayâsızlığı işliyorsunuz.” | |||||
| 9 | Fâtır 41. Ayet (35:41:13) | اَحَدٍ | احد | ehadin | kimse | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye (kurduğu düzende) tutuyor. Andolsun, eğer onlar (yörüngelerinden sapıp) yok olur giderlerse, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır. | |||||
| 10 | Hâkka 47. Ayet (69:47:4) | اَحَدٍ | احد | ehadin | kimse | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı. | |||||
| 11 | Cin 22. Ayet (72:22:7) | اَحَدٌ | احد | ehadun | hiç kimse | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Gerçekten beni Allah’a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.” | |||||
| 12 | Fecr 25. Ayet (89:25:5) | اَحَدٌۙ | احد | ehad(un) | hiç kimse | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez. | |||||
| 13 | Fecr 26. Ayet (89:26:4) | اَحَدٌۜ | احد | ehad(un) | hiç kimse | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Onun vuracağı bağı kimse vuramaz. | |||||
| 14 | Beled 5. Ayet (90:5:6) | اَحَدٌۢ | احد | ehad(un) | hiç kimsenin | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? | |||||
| 15 | Beled 7. Ayet (90:7:5) | اَحَدٌۜ | احد | ehad(un) | kimsenin | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor? | |||||
| 16 | Mâide 20. Ayet (5:20:21) | اَحَدًا | احدا | ehaden | hiç kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hani Mûsâ, kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi hükümdarlar kılmıştı[147] ve (diğer) toplumlardan hiçbirine vermediğini size vermişti.” | |||||
| 17 | Mâide 115. Ayet (5:115:15) | اَحَدًا | احدا | ehaden | hiç kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah da, “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti. | |||||
| 18 | Tevbe 4. Ayet (9:4:0) | اَحَدًا | احدا | ehaden | hiç kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. | |||||
| 19 | Kehf 26. Ayet (18:26:23) | اَحَدًا | احدا | ehadâ(n) | kimseyi | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” | |||||
| 20 | Kehf 38. Ayet (18:38:8) | اَحَدًا | احدا | ehadâ(n) | hiç kimseyi | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Fakat O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.” | |||||
| 21 | Kehf 42. Ayet (18:42:20) | اَحَدًا | احدا | ehadâ(n) | kimseyi | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Derken bütün serveti helâk edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş hâldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini oğuşturuyor ve şöyle diyordu: “Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım..” | |||||
| 22 | Kehf 49. Ayet (18:49:28) | اَحَدًا۟ | احدا | ehadâ(n) | kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. | |||||
| 23 | Kehf 110. Ayet (18:110:24) | اَحَدًا | احدا | ehadâ(n) | (hiç) kimseyi | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” | |||||
| 24 | Nûr 28. Ayet (24:28:5) | اَحَدًا | احدا | ehaden | kimseyi | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün” denirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir. | |||||
| 25 | Ahzab 39. Ayet (33:39:8) | اَحَدًا | احدا | ehaden | kimseden | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter. | |||||
| 26 | Haşr 11. Ayet (59:11:20) | اَحَدًا | احدا | ehaden | hiç kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kitap ehlinden o inkâr eden kardeşlerine, “Yemin ederiz ki, siz (Medine’den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz” diyerek münafıklık yapanlara bakmaz mısın? Hâlbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. | |||||
| 27 | Cin 2. Ayet (72:2:9) | اَحَدًاۙ | احدا | ehadâ(n) | hiç kimseyi | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | 1,2. (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” | |||||
| 28 | Cin 7. Ayet (72:7:9) | اَحَدًاۙ | احدا | ehadâ(n) | hiç kimseyi | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.” | |||||
| 29 | Cin 18. Ayet (72:18:8) | اَحَدًاۙ | احدا | ehadâ(n) | hiç kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | “Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin.” | |||||
| 30 | Cin 20. Ayet (72:20:8) | اَحَدًا | احدا | ehadâ(n) | hiç kimseyi | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Şüphesiz ben ancak Rabbime ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” | |||||
| 31 | Cin 26. Ayet (72:26:7) | اَحَدًاۙ | احدا | ehadâ(n) | kimseye | أ ح د |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. | |||||
| 32 | Tevbe 109. Ayet (9:109:0) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse mi? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. | |||||
| 33 | Yunus 35. Ayet (10:35:0) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse mi? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan hakka iletecek olan bir kimse var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir.” Öyle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?” | |||||
| 34 | Hûd 17. Ayet (11:17:1) | اَفَمَنْ | افمن | efe-men | kimse gibi midir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur’an) ve bir de ondan (Kur’an’dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Mûsâ’nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir.[273] İşte bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar. | |||||
| 35 | Ra'd 33. Ayet (13:33:1) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse gibi midir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Hâlbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkâr edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur. | |||||
| 36 | Kasas 61. Ayet (28:61:1) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse midir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir? | |||||
| 37 | Fâtır 8. Ayet (35:8:1) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse (de) mi? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. (Ey Muhammed!) Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helâk etme! Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla bilendir. | |||||
| 38 | Zümer 19. Ayet (39:19:1) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse mi? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Hakkında azap sözü (hükmü) gerçekleşenler, hiç onlar gibi olur mu? Cehennemlikleri sen mi kurtaracaksın? | |||||
| 39 | Zümer 22. Ayet (39:22:1) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse değil midir? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler. | |||||
| 40 | Zümer 24. Ayet (39:24:1) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse mi? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kıyamet günü kötü azaba karşı yüzüyle korunan kimse[469], (o gün) azaptan emin olan kimse gibi midir? Zalimlere, “Kazandıklarınızı tadın” denir. | |||||
| 41 | Fussilet 40. Ayet (41:40:9) | اَفَمَنْ | افمن | efe-men | kimse mi? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Âyetlerimiz konusunda (yalanlama amacıyla) doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O hâlde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir. | |||||
| 42 | Muhammed 14. Ayet (47:14:1) | اَفَمَنْ | افمن | efe-men | kimse olur mu? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Rabbinin katından açık bir belgesi olan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilen ve nefislerinin arzularına uyan kimseler gibi midir? | |||||
| 43 | Mülk 22. Ayet (67:22:1) | اَفَمَنْ | افمن | efemen | kimse mi? | مَنْ |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Şimdi, yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi? | |||||
| 44 | Âl-i İmran 7. Ayet (3:7:30) | اِلَّا | الا | illa | başka kimse | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.[84] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. | |||||
| 45 | Meryem 71. Ayet (19:71:3) | اِلَّا | الا | illâ | hiç kimse | إِلَّا |
| Diyanet İşleri (Yeni) | (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir. | |||||
| 46 | Şu'arâ 111. Ayet (26:111:5) | الْاَرْذَلُونَۜ | الارذلون | l-erżelûn(e) | bayağı kimseler | ر ذ ل |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Dediler ki: “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?” | |||||
| 47 | Zümer 42. Ayet (39:42:12) | الَّت۪ي | التي | lletî | kimseleri | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. | |||||
| 48 | Bakara 171. Ayet (2:171:5) | الَّذ۪ي | الذي | lleżî | kimsenin | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | İnkâr edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar. | |||||
| 49 | Bakara 237. Ayet (2:237:19) | الَّذ۪ي | الذي | lleżî | kimsenin (erkeğin) | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikâh bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah’a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. | |||||
| 50 | Bakara 245. Ayet (2:245:3) | الَّذ۪ي | الذي | lleżî | o kimse | ٱلَّذِى |
| Diyanet İşleri (Yeni) | Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz. | |||||